“Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever!”
Âyet-i Kerîme.
“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah, günah işleyen ve günahlarından tövbe ve istiğfar eden bir topluluk yaratır da onları bağışlardı.”
Hadis-i Şerif.
*
Yaratılmışlar arasında yanlışını düzeltebilme, hatasından geri dönebilme yeteneği yalnızca insanoğlunda.
Bir fiilin “hata” ya da “yanlış” olabilmesi için “akıl” lâzım.
Aklı olmayanın Din’i de yok, mesuliyeti de.
Tövbe, “dönmek-vazgeçmek” demek.
Yanlıştan doğruya, kötüden iyiye yönelmek.
*
Kabalıklar “günaha” davet eder.
“İnsan insanın kurdudur” çoğu zaman.
Batağa saplanan, başkalarının da kendisi gibi olmasından için için memnuniyet duyar.
“Günah” sektörü, sektörlerin en büyüğüdür.
Dünya pazarının büyüklüğü legaliyle illegaliyle 200 trilyon Amerikan Doları ise…
Bunun belki 150 trilyon doları “günah” kısmındadır.
“Küresel Aileler”, günah arttıkça büyürler.
İnsanoğlu, bu bataklıktan nasıl kurtulacak?
“Doğrusu, emâneti göklere,yere dağlara teklif ettik de, onlar bunu yüklenmekten çekindiler.” buyuruyor Rabbimiz.
“Emanet”, kulluk.
Yükümüz bu kadar ağır.
*
Bununla birlikte “her zorlukta bir kolaylık” da var.
Bu kolaylığa da şöyle işaret ediyor Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“İstemeyenler dışında ümmetimin tamamı cennete girer!”
*
Mesele, “Ahlâk” meselesi…
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” Hadis-i Şerifi buna işaret ediyor.
Güzel Ahlâk’ın “şartı” kaç acaba?
Âlimler genellikle “beş şart” üzerinde duruyorlar:
Şefkat ve merhamet,
Tevazu,
Hilm,
Cömertlik,
Sabır.
*
Bu beşliden dördünün anlamı az çok biliniyor.
Rastgele sordum; “Hilm” kelimesinin mânâsını bilen çıkmadı!
Hilm, “yumuşak huyluluk” demek.
Öfkeyi kontrol edebilmek…
Hilm, Resûlullah (s.a.v.)’in İslam’a davette kullandığı altın anahtar.
Yılanı deliğinden çıkartan güzellik, hilm.
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.”(Âl-i İmrân 159.)
*
Her “aklı başında” insan gibi ben de muhasebemi yapıyorum.
Geçmişte, “iyi şeyler” zannıyla yaptıklarımın muhasebesini…
Keskin sirke kabına zarar…
Aslında herkese zarar.
*
Mesele, neyi niçin yaptığın meselesi.
İhlâs.
Samimiyet.
“Desinler diye!” yaptıkların yanlışa götürüyor seni.
Gayret bizden, takdir Allah’tan.
Gayret bizden, başarı Allah’tan.
*
Küresel hegemonya bizden hep sonuç odaklı düşünmemizi istiyor.
“Başarı” denilen her neyse, ona ulaşabilmek için her şeyi yapmak gerektiğini telkin ediyor.
İnancımız ise “hayrın yalnızca helâlde olduğunu” söylüyor.
“Demokrasi” denilen çark, bizi sonuç odaklı düşündürüyor.
“Tam rekabet piyasası”, büyüklerin küçükleri yuttuğu vahşi ormana benziyor.
Bizde bir zâlim cümle var:
“Çobanlıktan maksat gütmek,
Oyundan maksat ütmek!”
*
Yok, hayır…
Her ne yapılırsa yapılsın…
Maksat Allah’ın rızasını kazanmak olmalı.
Başka bir maksat da olmamalı!
*
Bizler…
“Müslümanlar” olarak, hep “başarıya” odaklandık.
Bizden olmayanların “paradigmalarına” sadık kalarak güçlenebileceğimizi düşündük.
Böyle yaptığımız için de..
Gücümüzü de kaybettik, izzetimizi de…
Ramazan Bayramını idrak ettiğimiz günlerde de Siyonistlerin Gazze’deki kardeşlerimizi soykırıma tabi tutmalarını…
Ve bizim…
“2 Milyarlık İslâm Âlemi” olarak, bu rezil, alçak, şerefsiz zâlimleri “kınamak”tan öteye gidemeyecek durumda olmamızı…
En iyi açıklayan kelime ne acaba?
“Zillet” desem?!
*
Maksat Allah rızası olmayınca…
Müslümanlar nefislerine esir olunca…
Güç de elden gidiyor izzet de!
*
Ben hatalarımdan ders çıkarttım.
Mesele, dersin gereğini yapabilmekte.
Bilmek yetmiyor malûm…
Mesele…
Yapabilmek meselesi…
*
Ah nefsim!