Özellikle büyükşehirlerde "öğrenci akını"ndan dolayı, kiralık ev bulabilmek neredeyse imkânsız hale gelecekmiş!.. Hatta, gelmiş!

Özellikle büyükşehirlerde “öğrenci akını”ndan dolayı, kiralık ev bulabilmek neredeyse imkânsız hale gelecekmiş!..

Hatta, gelmiş!

Bir de atamalar var, memurların talebi…

Fena!..

Plânlama, ah plânlama!..

"Neredeyse 10 milyon üniversite öğrencimiz var!" diye övünmek yerine, bu işleri plânlamak!..

Ne kadar avukata, öğretmene, mühendise, sosyoloğa ihtiyacın var?

Gençlerin ne kadarı üniversiteye gitmeli, ne kadarı yaşı geçmeden bir mesleğe yönlendirilmeli…

Bunlar vaktinde plânlansaydı…

Olmaz mıydı?

x

Anadolu’nun bir yerinde yaşarken İstanbul’daki bir üniversiteyi kazanan genç, “yurda” yerleşememişse nerede kalacak?

Üçlü, beşli gruplar oluşturup ev arayacak…

Emlâkçılar, “En yakınımız arasa, ev bulamayız!” diyor.

Hayatının baharındaki genç, daha işin başında “kalacak yer” problemi yaşarsa, hayata nasıl bakar?

“İki üç soruya doğru cevap verebilenin üniversite kazandığı” bir model.

Her genç üniversiteli neredeyse!

Bu sayede işsiz sayımız olduğundan çok daha az görünüyor!

Sonra?

Sonrası…

Üniversitelilerin doluştuğu her yerde büyük “rant”lar oluşuyor.

Ev, dükkan, arsa, tarla fiyatları fırlıyor.

Kiralar fırlıyor.

Bu “rant”tan da belli kesimler istifade ediyor.

Çoğunluğun beli bükülüyor!

Sonra?

Sonrası…

Üniversitelerden her yıl 1 milyon civarı genç mezun oluyor!..

Çoğu “diplomalı mesleksiz”!..

Hemen hepsinin tek hedefi, “Devlet’e kapak atabilmek!”

Yani…

Memuriyet.

Garanti iş, garanti maaş, garanti tatil…

Boğulursan büyük denizde boğul!..

Devlet’ten büyük işveren mi var?

Tamam ama, Devlet’in kapasitesi de bir yere kadar…

Her yıl 1 milyon genci bünyesine alamaz ya…

Her yıl mevcutlara eklenen 1 milyona nasıl iş bulacaksın?

Özel sektör, hele “para sıkılaştırma” politikasının şiddetini arttırarak devam edeceği bu süreçte, çoğu “mesleksiz diplomalı” niteliğinde olan gençlerin ne kadarını çalıştırabilecek?

Kişi hem üniversite mezunu hem de vasıfsız ise, ister istemez ayak bağı oluyor ortamda.

“Diploma sahibi” olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan neredeyse orta yaşlara gelmiş bir “genci” nerede çalıştıracaksın?

Kaç lira vereceksin?..

Asgari ücret versen, diğer maliyetleri de üzerine koyduğunda ciddi rakamları buluyor.

Üniversite mezununa asgari ücret teklif etmek ayıp olmaz mı?

Ne açmaz!

Üniversite öğrencilerinin, hele yeni başlayanların o aşamaya gelmelerine hayli vakit var.

Bu yazın sonundaki dertleri, “kalacak yer” bulabilmek!..

Ev kiraları el yakıyor.

Talep çok, arz çok az.

Yani…

Kiralık ev arayan çok, kiraya veren az.

Eski kiracılar, evden çıktıkları takdirde çok daha yüksek paralar ödemek mecburiyetinde kalacaklarını bildiklerinden bulundukları yerden ayrılmamak için ellerinden geleni yapıyor.

Ev sahiplerinin önemli bir bölümü, evlerini satıp, “oranı hayli yükselmiş olan faize” yatırıyor!..

Ev alabilenlerin kahir ekseriyetinin amacı kiraya vermek değil, ihtiyacını karşılamak.

Yani…

Kiralık ev çok az, talep çok fazla.

Bu durumda ne oluyor?

Eski kiracılarla ev sahipleri takışıyor, bazı yerlerde çatışıyor!..

Öğrenciler ve tayinleri çıkan memurlar harıl harıl ev arıyor!...

X

“Plânlama” dedik…

Şu 12 yıl “eğitim” mecburiyeti olmasaydı…

Ve dahi meslek eğitimi, meslek edindiren eğitim olabilseydi…

Çocuklarımız, vakit geçmeden kabiliyetlerine, isteklerine göre yönlendirilebilseydi…

“Üniversite olsun da çamurdan olsun!” denmeseydi…

Üç beş net yapabilen, üniversiteli olamasaydı…

Üniversite öğrencisi sayısı, şimdikinin üçte biri kadar olacaktı.

Meslek sahibi gençlerimizin sayısı ise, şimdikinin üç katı olacaktı.

Piyasada, “usta-kalfa-çırak” krizi yaşanmayacaktı.

Öğrencilerin çoğu üniversiteye “adam gibi okumak” için gideceklerinden, eğitimde kalite yükselecekti.

Liselerimize de “mecburi olanlar değil de, istekli olanlar” gittikleri için, oralarda da kalite yükselecekti.

Öğretmen ve hocalarla, öğrencilerin arası çok daha iyi olacaktı.

Okullaımızdaki öğrenci-öğretmen, öğretmen-veli takışmaları, hatta çatışmaları çok çok daha az olacaktı.

Gençlerimizin büyük bir bölümünün elleri “orta yaşa gelmeden” ekmek tutacaktı.

Bundan dolayı da, büyük bir bölümü, yuvasını kurmuş, çoluk çocuğa kavuşmuş olacaktı.

Biz de…

“Nüfus artış hızı dibe vurdu! Bu varoluşsal tehdittir! Nüfusumuz hızla yaşlanıyor!” şikayetlerini dinlemiyor olacaktık!..

Bari…

Bari, “zararın neresinden dönsen kâr” diyelim ve bundan sonra, işleri toparlamaya çalışalım…

12 yıl zorunlu eğitime son verelim, çocuklarımızı mesleğe yönlendirmeye ağırlık verelim.

Okula gerçekten devam etmek isteyenleri, gerçek öğrencileri, daha doğrusu “talebe”leri teşvik edelim.

Yollarını açalım…

Liselerimiz, üniversitelerimiz huzura kavuşsun.

Piyasa rahatlasın.

“Nüfus” işleri biraz olsun toparlansın!

x

Ah, plânlama ah!..

Bu neredeyse her meselede böyle.

Sıkıntı büyüyor, büyüyor…

Neredeyse çözümsüz hale geliyor…

Ondan sonra, bir şeyler yapmaya çalışıyoruz…

Bazıları, “yazma abi bunları, söyleme abi bunları” diyor!..

Yok , biz bunu yapamayız!..

Biz, gerekli ise, ikaz ederiz.

Bakın, “KKTC’de Siyonistler en güzel arazilere çöküyorlar!” dedik dedik…

Yazdık ,yazdık…

Şimdi, şimdi tedbirler alınmaya başlandı.

Memleketimizin yakın geleceğini tehdit eden “eğitimdeki yanlışlıklar” meselesine girmemek…

Bazı “uyanıklar” gibi…

“Ortada kuyu var, yandan geç!” yapmak işimize gelmez.

Ölmeyecek miyiz sanki!