Nasıl bir dünyada yaşamak istersiniz? diye bir soru bize sorulsa, sanırım hepimiz ‘’adaletin hâkim olduğu bir dünyada yaşamak istediğimizi’’ söyleriz. Hiç birimiz herkesin herkesle savaştığı anarşik bir dünyada yaşamak istemez. Ancak dünyaya baktığımızda anarşik bir durum olduğunu görürüz.

Bunun birçok nedeni olabilir ama biz bu yazımızda dört hususa dikkat çekeceğiz. Birincisi, kültürel ve değerlerin farklı olmasıdır. İkincisi, her devlet somut çıkarnı korumak için mücadele eder. Üçüncüsü, devletler için neden sonuç ilişkisi son derece karmaşıktır. Dördüncüsü, uluslararası düzen ile adalet arasında derin bir kopukluk yaşanmaktadır.

Adaletin olmadığı bir dünya sisteminde insanlığın geleceği güvende olamaz. Mesela adalet olsaydı, İsrail tüm dünyanın gözü önünde soykırım işleyemeye devam edemezdi. İsrail’in saldırganlığı durdurulmadıkça önce bölge ülkelerinin sonra hiçbir ülkenin geleceği güvende olamaz.

Bugün İsrail’in vahşetini destekleyenler gün gelecek İsrail onların başına bela olacaktır. Bakınız bu bir kehanet değildir. Bu, tarihin bize öğrettiği, İLAHİ ADALETİN şaşmaz terazisidir. Bunun için ya İsrail durdurulacak ya da İsrail, tüm insanlığın başına belâ olacaktır.

Peki, İsrail nasıl durdurulur?

Tarih boyunca, ülkeler başka ülkeleri saldırıdan caydırmak için ittifaklar kurdular. Bir saldırı ihtimaline karşı, misilleme tehdidiyle ülkelerini saldırıdan korudular. Onun için batı destekli İsrail’e karşı bölge ülkeleri ortak hareket ettiklerinde İsrail vahşeti duracaktır. Unutulmamalıdır ki İsrail, bölge ülkelerinin dağınıklığından cesaret almaktadır.

Bölge ülkeleri, İsrail’e karşı birleştikleri ölçüde geleceklerini güvence altına alabilirler. Bugün birçok Arap iktidarları ile halkları arasında derin duygusal bir kopukluk yaşamaktalar. Bunun temel nedeni, İsrail’e karşı pasif olmalarından kaynaklanmaktadır.

Hâlbuki mevcut Arap liderleri, İsrail tehdidine karşı tavır aldıkları gün, halkları tehdidin nasıl oluştuğuna bakmadan her türlü fedakârlığa katlanacaklardır. Bunun iki sebebi vardır. Bunlardan biri, üzerinde yaşayıp kök saldıkları toprakların tehdit altında olması, ikincisi, bir medeniyete, bir bütüne ait olma duygusudur.

Toplumları bir arada tutan şey ortak değerlerdir ve İsrail, hiçbir değere saygı göstermektedir. İsrail, sadece savunmasız masum insanlara değil, ambülanslara, okullara, camilere, kliselere, hastahanelere, kısacası insanlığın bütün ortak değerlerine ve geleceğine saldırmaktadır.

Toplumların geleceğini liderlerin alacağı kararlar belirler. Bu nedenle liderlerin alacağı kararlar felaketler getirebildiği kadar emsalsiz fırsatlar da sağlar. O hâlde felâketler de fırsatlar da yönetici liderlerin siyasi becerilerine göre şekillenecektir.

Filistin zor şartlarda varlığını sürdürme mücadelesi verirken, bizlerin de İsrail sorununu insanlığın sorunu hâline getirmek için, onların gözyaşı kadar ter, kanı kadar mürekep akıttığımızda geleceğimizi koruyabiliriz.

Bunun için, Filistin’de işlenen vahşeti, tüm insanlığın vicdanına ve aklına yansıtacak belgeseller, filmler, paneller, organize edebiliriz. İnanın, İsrail’i asıl korkutacak ve durduracak bu tür çabalar olacaktır.

Bu nedenle ABD’de Rümeysa Öztürk kızımızı göz altına aldılar. Bunu iyi anlamalı ve iyi görmeliyiz. Rümeysa, ne kimseye silah çekti, ne taş attı, ne de hakaret etti, sadece İsrail vahşetini yazdı. Her zaman vurguladığımız gibi, ‘’gelecek belirsizliklerle dolu olsa da adalet ve merhamet için çabalayanlardan yana şekilleneceği kesindir.’’