Tarihsel süreçte Yahudi anlatısında Kudüs, Hz. Davud ve Hz. Süleyman dönemlerinde büyük bir krallığın ve görkemli bir mabedin merkezi olarak tasvir edilmiştir. Ancak arkeolojik bulgular, bölgedeki diğer uygarlıkların yazılı kayıtları ve Kur’ân-ı Kerîm’in sunduğu tarihsel çerçeve bu anlatıyı ciddi biçimde sorgulamamıza neden olmaktadır.
Yahudi tarih anlatısının temel taşlarından biri Kudüs’te Hz. Davud ve Hz. Süleyman önderliğinde büyük bir krallığın ve Süleyman Mabedi’nin kurulduğu iddiasıdır. Tevrat kaynaklı bu iddia günümüzde siyonist politikalar başta olmak üzere çeşitli ideolojik söylemlerin de temel dayanaklarından biri haline gelmiştir. Ancak arkeolojik araştırmalar, bölgesel tarihi kayıtlar ve Kur’ân-ı Kerîm’in sunduğu perspektif bu iddiayı sorgulamaya açık kapılar bırakmaktadır.
Arkeolojik Bulguların Sessizliği
Kudüs’te yaklaşık 150 yılı aşkın süredir devam eden arkeolojik kazılara rağmen iddia edilen Davud ve Süleyman krallıklarına dair somut herhangi bir bulguya ulaşılamamıştır. Ne Hz. Davud’a atfedilen bir saray, ne de Hz. Süleyman’a atfedilen bir mabet veya merkezi bir krallık yapısının izleri ortaya çıkarılabilmiştir. Aksine arkeolojik katmanlar Kudüs’ün söz konusu dönemlerde küçük bir yerleşim yeri olduğunu hatta geç Tunç Çağı’nda ciddi bir iskan bile barındırmadığını ortaya koymaktadır.
İsrailli arkeolog Steiner’in ifadeleri bu durumu net bir şekilde özetlemektedir: "Toprak buluntuları ile metinler arasındaki çelişki büyük. Ne bir sur, ne bir yapı kalıntısı... Süleyman döneminde Kudüs diye bir yer fiilen yok." Bu arkeolojik sessizlik söz konusu anlatının tarihi temellerinin zayıf olduğunu göstermektedir.
Bölgesel Yazılı Kayıtların Yokluğu
Mısır, Mezopotamya ve Anadolu uygarlıkları bölgenin tarihine dair en güçlü yazılı kaynaklara sahip medeniyetlerdir. Mısır arşivleri dönemin en küçük beyliklerini, savaşlarını ve hatta eşkıyalarını bile kayıt altına almıştır. Buna rağmen bu kaynaklarda ne Hz. Davud’a, ne Hz. Süleyman’a, ne de İsrail Krallığı’na dair en küçük bir kayıt bulunmamaktadır.
Üstelik Mısır’a bağlı vasal şehirler olan Ugarit, Beyrut, Sayda, Gazze ve Kadeş gibi merkezler en küçük gelişmeleri dahi Mısır’a rapor ederken İsrailoğulları’ndan veya bölgede Yahudilerin kurduğu iddia edilen devlet yapılarından hiç söz etmemektedir. Bu sessizlik anlatının tarihsel gerçeklikten ziyade teolojik bir kurgunun ürünü olduğunu düşündürmektedir.
Kur’an Perspektifi
Kur’ân-ı Kerîm, Yahudi tarih anlatısının temel figürlerinden biri olan Hz. İbrahim’i "ne Yahudi ne de Hristiyan" olarak tanımlamakta, onu Hanif yani tek Allah’a teslim olan bir inanan olarak sunmaktadır. Kur’an’da İbrahim ve onun soyundan gelen peygamberlerin Yahudi olduğu yönünde bir ifade bulunmamaktadır. Aksine, "İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyandı; o Hanif bir müslimdi ve müşriklerden de değildi" (Âl-i İmrân, 3/67) ayeti bu konuda kesin hüküm bildirmektedir. Bu yaklaşım, Yahudilerin Tevrat merkezli soy anlatısını ve vaat edilmiş topraklar iddiasını ilahi bir hakikat değil, tarihsel bir iddia ve kurgu olarak yorumlamayı mümkün kılmaktadır.
Süleyman Mabedi Efsanesi
Süleyman Mabedi, Yahudi tarih anlatısının merkezinde yer almasına rağmen bugüne kadar ne arkeolojik olarak ne de bağımsız yazılı kaynaklarca doğrulanabilmiştir. Bölgedeki kazılar görkemli bir mabede işaret eden bir bulgu sunamamış; dahası böyle bir yapının inşasına olanak verecek büyüklükte bir şehir veya merkezi bir krallık yapısına dair de iz bulunamamıştır.
Arkeolojik ve filolojik çalışmalar, "Süleyman Mabedi" anlatısının sonradan inşa edilmiş, siyasi ve teolojik amaçlar güden bir mit olabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç
Elde mevcut arkeolojik veriler, filolojik incelemeler ve Kur’ân-ı Kerîm’in ortaya koyduğu tarihsel perspektif birlikte değerlendirildiğinde Kudüs merkezli Yahudi krallıkları ve Süleyman Mabedi anlatısının tarihsel bir gerçeklikten ziyade inanca dayalı ve sonradan kurgulanmış bir anlatı olduğu görülmektedir.
Bölgedeki güçlü uygarlıkların yazılı kayıtlarında dahi İsrail Krallığı’na dair bir iz bulunmaması, Kudüs’ün iddia edilen dönemlerde küçük bir yerleşim yeri olması ve arkeolojik sessizlik bu görüşü desteklemektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında Yahudi krallıkları ve mabet anlatısı ancak Tevrat kaynaklarında yer almakta, bağımsız hiçbir tarihsel veya arkeolojik delille desteklenmemektedir. Dolayısıyla Kudüs ve çevresinde kurulduğu iddia edilen Yahudi medeniyeti ve devlet yapısının tarihsel bir kurgu olabileceği gerçeği gün geçtikçe daha güçlü bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Kaynakça
- Kur’ân-ı Kerîm
- Karaoğuz, Güngör. Davut ve Süleyman Krallığı: Kur’an ve Arkeoloji Işığında Bir Okuma, Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları.
- Steiner, M. Arkeolojik Bulgular Işığında Kudüs Gerçeği
- Mısır Amarna Mektupları
- Eski Anadolu ve Mezopotamya Arşiv Belgeleri
- Tevrat (Eski Ahit)