Televizyonların tartışma programlarında, halledilmesi gereken ve muhakeme gerektiren meseleler, küçük adamların kucağına atılınca; küçük adamlar, küçüklüklerini gizlemek için büyük büyük bağırıyor, büyük büyük hor görüp, büyük büyük düşman kesiliyorlar... Sorun elbette televizyonculukta…
Televizyon ve gazete sahiplerinin ve yöneticilerinin ilkesiz ilkeleri yerine; hakiki manada ilkeleri olması lazımdır! Pazarda meyve ve sebze satmak için bile belli bir bilgi – tecrübe gereklidir. Bazı medya sahiplerinin ve yöneticilerinin bu işi kümes hayvancılığından bile hafife aldıkları çok üzücüdür. İşi basite aldıkları, zerre kadar ilkeleri olmadığı ve aslında tartıştırdıkları konuları bile kendileri anlamadıkları çok aşikâr. Anlamış olsalar, ya da neyi tartıştırdıklarını bilseler, tartışılan konular vuzuha ermeden, faili meçhul ve iyice karmaşık halde bırakılmaz!
Televizyon sahipleri, idarecileri programı yapanlara demesi lazım ki: “İşlem çok basit; konuyu bul, uzmanını bul ve sonuç odaklı idare et. Meseleler asla orta yerde kalmasın, yoksa yayından kaldırırız!”
Ama nerdeee! Her konu heyecanlı ve dikkat çekici bir tanıtımla ya da girişle duyuruluyor, katılımcılar dünyayı kurtaracak adam tarzında tanıtılıyor ve dakikalar ilerledikçe fosss… Bir gram bal vermeden, tonlarca otu yediriyorlar... En dandik eğlence programı bile sonuç odaklıdır. Bu haber ve tartışma programları asla sonuca götürmez ve sizi derin derin düşündürerek: “Şükürler olsun bu meseleyi anladım ve bir müşkülüm daha halloldu.” Dedirtmez!
Yaptıkları açık oturum, tartışma programı değil; hakikatlere kapalı ve gerçekleri iç etme programıdır…
Programlarda, konuşmacılar, sanki kast ajansından ayarlanıyor; hepsi rol kesme peşindeler... Yahu, adam Prof. bile olsa, neden diğer konuşmacının doğruluğu yüzde yüz kesin olan meselesine teşekkür ederek sahiplenmez ki? Neden Prof. Olan veya düşünce ve fikir insanı ya da gazeteci olan bir kişi, hakikat karşısında kibrini eğip, kucağını açıp, gerçeğe karşı minnettarlığını göstermez ki? Öyle ise eğitmeye çalıştığı öğrenci ona neden saygılı davransın ki? Ben bilirim havası bir akademisyeni âlim etmez! Ben bilirim havası, ne gazeteci nede aydın hiç etmez! Ben bilmiyorum tevazusunda olanlara bilgi arılar gibi uçuşur dili ve öğretileri çiçek açar…
Programlarda, siyasi veya başka bir mesele tartışılırken, asla mevzunun temeline inmek işlerine gelmiyor. Sadece cereyan eden hadiseyi anlatıyorlar... Oldu, oluştu, falan, filen... Kim tarafından oluşturuldu, hedef ne, hedefe ulaşmak için kimleri ve hangi araçları kullanmaya devam edecekler ve bizlerin tavrı ne olmalı ve de bizi gözüme ne ulaştırır? Eğer ağzı ve kariyeri, kalemi bir yerlere kira verilmiş ise faili ve failin gerçek hedefini canlı yayında on saatte tartışsalar asla söylemezler... Söylemeye çalışanları da kan davalısı görüp, susturmaya çalışıp, komplo üretiyorsunuz derler… Zaten başımıza gelenler hep komploların neticesi değil midir?
Şükürler olsun: Unvanını hak eden ve bildiğinin hakkını öğreterek veren insanlar var ama onlara da bilinçli şekilde, ekrana çıkma fırsatı verilmiyor, çıkarılsa bile konuşturulmuyor, kim vurdu ya gidiyor... En kişiliksiz ve omurgasız, hatta en hain insan; bildiklerini öğretmeyen, ya da hakikatlere ulaşılmasına engel olmaya çalışanlardır! Bilmenin zekâtı olarak; bildirmek lazım! İnsan kariyer sahibi de olsa, bilmediğine bilmiyorum demesi ve öğreten rakibi bile olsa teşekkür etmesi onun ilim yolunda ilerlemesi demektir…
Son söz: Televizyon sahibi ve yöneticileri program yaptırdığı kişileri uyarmalı; mutlaka ölçü olsun, saygı olsun ve sonuç – çözüm odaklı olsun. Yoksa meydana gelen olayı herkes biliyor! O hadise, neden oldu, kim yaptırdı, hedefi ve gayesi nedir; arkasında ki güçler kimlerdir… Bunu beceremeyenleri ısrarla ekranlara çıkartmak, aynı insanları, aynı gürültüleri, aynı çözümsüzlüğü izletmek, art niyettir, milleti gerçeklere yakın etmeme gayretidir... Eğer hakikatlerin ortaya çıkmaması gibi bir gayret var ise, o televizyon ve program, işlenen konuların failleri tarafında kiralanmıştır…