Dolar (USD)
16.7832
Euro (EUR)
17.4971
Gram Altın
976.05
BIST 100
2443.77
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE


Zamanı gelmedi mi?

Seçim bitti. Şimdi yeni bir dil, yeni bir üslup bulmanın vaktidir. Herkes seçim öncesinde sıktığı yumruklarını açtığına, eteklerindeki taşları döktüğüne göre kucaklaşmanın vakti gelmiştir.

Kiminle?

Herkesle. Sağımızdakiyle, solumuzdakiyle. Eşimizle, dostumuzla, akrabamızla, komşumuzla, kentlimizle, köylümüzle.

Niçin?

Çünkü bu coğrafyada, bu ülkede, bu şehirde, bu mahallede birlikte yaşıyoruz. Kaderimiz ortak. Sevincimiz ve kederimiz, başarılarımız ve başarısızlıklarımız, kâr ve zararımız ortaktır. Ülkemizde yaşanabilecek en ufak bir istikrarsızlık; sosyal, siyasal veya ekonomik bir bunalım hepimizi aynı ölçüde etkiler.

Allah korusun, bir düşman işgaliyle karşı karşıya kaldığımızda göreceğimiz muamele aynı olur. Kimliğimize; ırkımıza, dilimize, dinimize, inancımıza, mezhebimize, meşrebimize partimize, şehrimize bakılmadan topraklarımızdan birlikte aynı anda sürülür, aynı zulme uğrarız.

Bu yüzden özellikle siyasetçilerin seçimden önce taraftar toplamak, oylarını arttırmak ve başarılı bir sonuç elde etmek için her biri birer ihtilal çağrısı gibi olan sözlerini artık bırakmaları gerekir.

Karşılıklı söz düelloları bitmeli, siyasi hava yumuşatılmalıdır. Kısa vadeli çalışmalardan acilen elzem ve uzun vadeli çalışmalara geçilmelidir. Aklıselim bunu gerektirir ve başka bir çaremiz de yoktur.

Artık ayan beyan görüldü ki buz denizinde buzlar arasında sıkışan bir balinayı kurtarmak, sahilden uzaklaşan bir caretta carettanın yumurta bırakacağı yuvasını korumak için ayağa kalkan dünyayı Akdeniz sahillerine vuran bebek ölüleri ilgilendirmiyor.

Orta Doğu coğrafyasında her gün katledilen insanların bedenlerinden toprağa süzülen kanların değeri o topraklardan çıkarılan petrolün değerinden çok daha az, hatta değersiz.

Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de evleri başlarına yıkılan; Somali’de, Yemen’de, Mısır’da kurşuna dizilen; Arakan’da diri diri yakılan; dünyanın pek çok yerinde dile getirilemeyecek zulümlere uğrayıp yerlerinden ve yurtlarından edilen insanların artık basında yer alabilecek haber değeri yok.

Yıllardır Orta Doğu’ya demokrasi getirmeye çalıştıklarını iddia edenlerin, Mısır’ın demokratik yollarla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin mahkeme salonundaki ölüm hadisesine karşı gözleri kör ve kulakları sağır.

Bütün bu olup bitenlere karşı modern dünya derin bir sessizlik içindedir ve bu derin sessizlik içinde olanların elbette çok daha önemli işleri vardır.

Bunlar;

Söz dinlemeyen ülkelerin seçimlerle iktidara gelmiş liderlerini demokratik darbelerle işbaşından uzaklaştırma projeleriyle meşguller.

Terör örgütlerini palazlandırıp vakti geldiğinde uygun gördükleri ülkelerde sahaya sürerek iç savaş çıkarma, topraklarını işgal etme peşindeler.

Afrika’daki altın yataklarını, Afganistan’daki yakut ve elmas gibi değerli taş ve madenleri, Doğu Akdeniz’deki zengin hidrokarbon rezervlerini ele geçirmeye uğraşıyorlar.

Sözleşmesi imzalanmış ve ödemesi yapılmış hava savunma sistemlerimizi engelleyerek ülkemizi savunmasız hale getirmeye çalışıyorlar.

Ne var ki bütün bu proje ve çalışmaların her biri mazlum ve mağdur halkların, son dönemlerde de özellikle ülkemizin güvenliğini sarsmaya, hak ve menfaatlerimizi gasp etmeye, egemenliğimize hâlel getirmeye, içte huzursuzluk çıkarıp memleketimizi dış müdahalelere açık hâle getirmeye matuf proje ve çalışmalardır.

Başını Amerika’nın çektiği küresel emperyalistler, bu sinsi projelerini pek çok ülkede maalesef başarıyla uyguladılar. Şimdi hedefte ülkemiz var ve bu konu, çocukları uyutmak için anlatılan bir masal değil düşünen beyinler, gören gözler ve duyan kulaklar için apaçık bir hakikattir.

Özetle tarihten gelen mücadelemiz devam ediyor. Dünyayı kan gölüne çeviren süper güçlerin dini, imanı, utanması, arlanması, insafı ve merhameti yok.

Bütün bunlardan sonra, âdeta bir hayat memat meselesi hâline gelen/getirilen dünkü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini konuşmak yerine artık bütün gücümüzü ve enerjimizi başarılarımızı kıskanan ve ülkemize göz diken art niyetli düşmanlarımıza karşı harcamanın, içte huzursuzluk çıkarmaya yönelik dış kaynaklı telkinlere karşı uyanık ve dikkatli olmanın, millet menfaatini ve ülke güvenliğini koruma amaçlı caydırıcı tedbirler almanın, birlik ve beraberliğimizi korumak için fikir ve güç birliği yapmanın zamanı gelmedi mi?

Şu da unutulmamalıdır ki siyaset, devlet yönetme sanatıdır ve en büyük siyaset dürüstlüktür. Böylesine yüce bir uğraş ancak yüce idealler için, millet ve memleket menfaati için, hak ve hakikat için yapılır.

 
TDV sağ
Advertisement Advertisement