Dolar (USD)
17.9455
Euro (EUR)
18.3118
Gram Altın
1029.18
BIST 100
2795.06
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

25 Haziran 2022

Z kuşağı niçin merkezde?

Gençlik her dönemde üzerinde tartışmaların yoğun olarak sürdürüldüğü bir sosyal kategoridir. Çünkü gençlik diğer sosyal kategorilerden farklı olarak bir toplumun geleceğe doğru inşası ve kurgulanışını da sorunsallaştırmaktadır.

Siyaset gençliğe bir şekilde hitap etmek ister. Geçmişte politikleşmenin yoğun olduğu zamanlarda bilhassa üniversite gençliği siyasetin de teorik ve pratik anlamda birebir muhatabı idi. Partiler ve onların uzantısı sivil toplumlar üniversite içinde yapılanmak üzere birebir siyasetler geliştirmekte idi. Şimdilerde seçme yaşının düştüğü bir konjonktürde gençler siyasal partiler için “oy” anlamında ciddi bir potansiyeli içinde barındırmaktadır.

1980 sonrası Türkiye ve dünya konjonktüründe meydana gelen apolitikleşme süreci, gençlik üzerinde önemli kırılmalar yaratmıştır ki, bunlar arasında en önemlisi artık dünya ölçeğinde siyasete olan ilgisizlik şeklinde tezahür etmiştir. Aslında şöyle de söylenebilir; postmodern küreselleşme süreci gençliği gündelik hayatın biyolojik ihtiyaçları sınırlarında politikleştirdi. Ya da apolitikleşme gençliği içinde yaşadığı dünyada strateji kurabilecek tüm siyaset tartışmalarından uzak tutmuştur.

Bu bağlamda düşünüldüğünde yaşı 45’in üzerinde olan insanlar ile 25 yaşın altındakiler arasında ciddi bir doku farklılığı oluşmuştur. Bu doku farklılığını belirleyen ögelerin başında “politik” bir ortam geliyorsa, ikincisi de “yoksunluk”tan kaynaklanan gündelik hayat tecrübesidir. Yoksunluk bu neslin küçük yaştan itibaren çalışması, yokluklar görmesi, daha da önemlisi birçok sosyal, siyasal, ekonomik badireleri tecrübe etmesidir.

Dolayısıyla bugün baba ile z kuşağı denilen nesil arasındaki dünyaya bakış farkı buralardan kaynaklanmaktadır. Özellikle muhafazakar kesimlerde bu durum daha belirgindir. Mahrumiyetler içinde okumaya çalışan bu eski nesil, yaşadığı zorlukları çocuklarının çekmesini istemediği için onlara ellerindeki imkanların tümünü vermişler; ancak bu arada yeni nesli sorumlulukla yükümlü kılmayı ihmal etmişlerdir. Doğrusu bu durum yeni nesilde her şeyin kendi hakları olduğu gibi pratiğin teorisini sonuçlamış görünmektedir. Hele bir kısım ailelerde çocuklar ebeveynlerin “efendi”si gibi bir pozisyon bile kazanmışlardır.

Hayata karşı sabırsız, yükümlülükten azade özgürlük talepleri ile öne çıkan Z kuşağının tam da postmodern küreselleşmenin arzu ettiği ve ekranlardan propagandasını yaptığı profil şeklinde tebellür ettiğini görmekteyiz. Özellikle son birkaç senedir Z kuşağı üzerinde farklı boyutlarla sürdürülen tartışmalar, hem kavramı hem de bunun içeriklerinin neliğini daha da öne çıkarmıştır.

Tüm bu tartışmalarda özellikle benim altını çizmek istediğim husus; Z kuşağının beğeni ve taleplerinin tümüyle merkeze alınmasıdır. Elbette günümüz gençliğinin muhatap olduğu teknoloji, anlayış vb. birçok şey değişmiştir. Bunların dikkate alınması yaygın ve örgün eğitimde gereklidir. Ancak insan-insan ve insan-çevre ilişkilerini besleyecek olan temel değerler nasıl korunacaktır?

Geçmişte bilhassa insanın içsel süreci ve eğitimi din, ibadetler vb. araçlarla bir ömür boyu süren faaliyetlerdi. Ancak şimdi yeni nesil ekonomik kazanç, sosyal getiriler ve hatta içsel olgunlaşma için oldukça sabırsız görünmektedir. Söz gelimi; hemen kısa zamanda ekonomik kazanç elde etmek isteyen yeni nesil için “emek” ne anlam ifade etmektedir? Hatta birçok elde edilmek istenen getirilerin hiçbir emek ve içsel olgunlaşma olmadan mekanikleşmesi söz konusudur.

Dolayısıyla giderek mekanikleşen bir dünyada insanı kendisi kılan niteliklerin korunması şimdi daha hayati bir anlam kazanmıştır.