16 Kasım 2020

Yol Arkadaşlarım-7

Selamıyla, kelamıyla huzur veren bir tebessümdür Faruk Uysal. Alt yapısı güçlü, sesinin kuvvetini dizelerden alan ve her dizenin kendi başına bir şiiri taşıdığı evrensel bir şiirin şairi.

Sadece şiir yazmaz, gençlere yol da gösterir Uysal. Şiirin ruhuna dokunan, kelâma ışık tutan yorumlarla has şiire davet eder gençleri.

Faruk Uysal fotoğrafları insana huzur veren tebessümle karşılar sizi. Şair, dünyaya gülümseyen bir yüz takınırken şiirinde hüzün başköşededir. İçine atmak denir ya, dışında güller açarken içinin çöle dönmesi ya da.. İşte Faruk Uysal’ın sureti ile şiiri arasındaki duruş farkı bundan geliyor.

Şiirimiz adına sevinç duyacağımız bir şiir sunuyor bize Uysal. Akıcı bir üslup, şiiri diri tutan imgeler, anlamı yormayan bir ses ile yapıyor bunu. Daim olsun.

Mevlana İdris

Mevlana İdris; şair. Gönüller yapma ustası. Muhabbetinden huzur duyacağınız bir derviş yürek.

Onun içindeki çocuk seslerinin cıvıltılarının ayyuka çıktığını onu takip eden herkes bilir. Onlarca çocuk kitabına imza atan, Mavikuş dergisiyle hâlâ zihinlerimizde dipdiri yer tutan, çocukların “Ah Vah Baba”sı Mevlana İdris çocukları kitaba çağırarak onlara o kadar büyük iyilikler yapmıştır ki bu çağda buna şahit olmak büyük bir devrimdir. Çünkü teknolojik kuşatmanın ortasındaki çocukları kitaba çağırmak kadar büyük bir eylem yoktur.

Çocuklar için durum böyleyken, bizler için de durum çok farklı değil. Onun şiirlerini okuyup da yola revan olmak isteyen o kadar çok koca yürekli adam vardır ki, o yürüse tereddütsüz ardına düşmek için, “Ay söylevi”ni diline marş yaparak yürümek için küçük bir işaret beklemekteler.

Şimdilerde Çeto ile hepimizi bir yolculuğa davet ediyor. Dünyaya ses veriyor çocuklar. Renkleri yüzlerimize yansıyan, sesi kalbimizde yankılanan bir çağrı bu.

Ve bir Mevlana İdris şiiri: Modern Çağda Bir İletişim Denemesi; Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam.

Ömer Sevinçgül

Ömer Sevinçgül adıyla ilk karşılaşmalarım Zafer Dergisi’nde olmuştu. Sonradan kendisiyle aynı şehri paylaştığımı öğrendiğim yazarla, Zafer dergisinin bürosunda tanışma ve sık sık görüşme şansını da yakaladım. Zafer dergisi ki 1990’lı yılların en revaçta olan dergileri arasındaydı. Hikmetli sözleri, risalenin ışığında kaleme alınan tadımlık yazılarıyla bir zamanların elden düşmeyen dergileri arasındaydı.

Ömer Sevinçgül’den okuduğum ilk kitap, Kulağım Sultanlığımdır’dı. Tam bir hikmetler kitabı olan bu çalışması kulluğun nasıl bir yola düşmek olduğunu, kader çizgisinin bizi nerelere çağırdığını ve kâinatın aslında bir ayna olduğunu örneklerle anlatan bir kitaptı.

Şimdilerde gençlere ışık olacak kitaplarla karşımızda Sevinçgül. Hikmetli sözler ve kalbe dokunan cümlelerle yol arkadaşlarına içten selamlar göndermeye devam ediyor sonsuz şükür tadında.

Selçuk Küpçük

Benim için dost tanımlamasının karşısına Selçuk Küpçük ismibüyük bir keyifle yazılacakların ilk sıralarında yer alır.

Selçuk Küpçük ismiyle ilk karşılaşmam Hasan Sağındık’ın 1993’te çıkan Zindan Şehirler kasetiyle olmuştu. Bu kasetin bütün eserleri çok özenle hazırlanmış, önemli çalışmalardan oluşmaktaydı ama Kurşun Kurşun Üstüne adlı çalışma en beğenilenler arasındaydı ve bu eserin söz ve müziği Selçuk Küpçük’e aitti. Daha sonra besteler, şiirler geldi.

Uzun yıllar dergilerde birlikte olduk. 90lı yıllarda sayfalar dolusu mektuplar gönderdik birbirimize. Muhabbetimiz hiç kesilmedi. 1997 yılında Ordu’da misafiri olmuştum. O da bir yıl sonra Tokat’ta hanemizi şenlendirmişti. Bu geliş gidişler hep devam etti.

Tebessüm Provaları yapan bir gençliği hep birlikte yaşadık. Zaten yaşadığımız Kurutulmuş Gül Mevsimi’ydi. Ve her söz içimize derin bir yara açmıştı geçmiş zamanlar gibi.

Besteleriyle, şiirleriyle, dostluğuyla gönül bağımız sımsıkı devam ediyor. İşte buna şükredilir.

 Muhsin Yazıcıoğlu

Ağır ağır değiyor rüzgâr yüzüme. Baş dönmesi gibi sarsılıyor içim. Ne kadar rüzgâr varsa saklayacağım içimde. Artık karın her yağışında, ayazın uğultusunu her duyuşumda içimde tanıdık bir acı depreşip duracak. Buz tutacak her yerim.

Muhsin Yazıcıoğlu isminin bende birçok çağrışımı vardır. Özellikle lisedeyken başlayan, sonra üniversitedeyken pekişen çağrışımlar ard arda sıralanıyor zihnimde. Bunda üniversiteyi Sivas’ta okumamın da payı büyüktür. Hasan Sağındık, Abdurrahim Karakoç, Selçuk Küpçük, Gündüz Gazetesi, Bizim Dergâh Dergisi, Günalp’ten çıkan kasetler, Alperen Ocakları, Mamak Cezaevi, Sivas, Remzi Çayır, Hakkı Öznur... ve daha nice değer bana Muhsin Yazıcıoğlu ismini çağrıştırır.

70li yıllardan başlayıp günümüze kadar değişmeyen bir çizgiyle hayat denen keşmekeşin çizgisini koyultan Muhsin Yazıcıoğlu, çok insana nasip olmayacak bir kalp duruluğuna aitti.

Herkes severdi Yazıcıoğlu’nu tâ ki sandığa gidene kadar.

Her mart ayında biraz daha üşüyecek kalbim. Karlı dağlara doğru bakamayacağım. “Üşüyorum” diye bitecek bir şiirin sonunu getiremeyecek nefesim. Sivas’a her gittiğimde caddeler boğacak beni, sokaklar üstüme üstüme gelecek.

Sen üşüyorsun, biz buz tutuyoruz Reis.
Gül kokusu eksik olmasın başucundan.

Ruhun şâd, mekânın cennet olsun Muhsin Başkan.

 
Advertisement Advertisement Advertisement