Dolar (USD)
17.9365
Euro (EUR)
18.281
Gram Altın
1023.75
BIST 100
2913.3
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

07 May 2014

Yeni Türkiye'nin önünü kesemeyecekler!

Mısır'da dünyanın gözü önünde yüzlerce insana idam kararı verildi. Zulmün, hukuksuzluğun ardı arkası kesilmiyor. İsrail, yıllardır çocuk öldürüyor, Suriye'deki diktatör ise halkına dünyayı dar ediyor. Ortadoğu'da yaşanan bunca zulüm ve insansızlık karşısında bizim ciğerimiz yanarken batı, Türkiye'den twitterin hesabını soruyor! İsrail terör kamplarını bombaladı diyenler de bunu ayakta alkışlıyor! Mısır'da, Filistin'de, Suriye'de ve başka ülkelerde başından beri mazlumlardan, ezilmişlerden ve halklardan yana en insani, en vicdani tepkiyi gösteren Türkiye oldu. Bu anlamda Türkiye'nin izlediği dış politikayı gerçekten takdire şayan bir politika olarak değerlendiriyorum.

Uzun zamandır Türkiye'nin de bir Mısır, Suriye ya da Ukrayna gibi olması, burada da darbe mahkemelerin kurulması ve bir iç çatışmanın çıkması için ardı ardına operasyonların yapıldığını biliyoruz. Gerçi bizler Gezi olayları başlamadan yirmi gün kadar önce BBC ve CNN gibi TV Kanallarının canlı yayın için araç kiraladıkları bir süreçtemeselenin ağaç olmadığını biliyorduk.Bir taraftan sözüm ona masumane talepleri olan çevreci bir gençlik sonra onlara zalim sultana karşı cihada çağıran bir imam, diğer taraftan bol küfürlü "Diktatör Tayyip!" sloganları, BCC ve CNN başta olmak üzere bir kısım dünya basınında Tayyip Erdoğan'ın diktatör olduğunun işlenmesi, Türkiye Psikiyatri Derneği'nin (TPD) çıkardığı bir dergide bunun "söz konusu olan bir ayaklanma veya başkaldırı olduğunun" altının çizilmesi hatta "padişahı kulağından tutup aşağı indirmiş bir halkın genç aydınlarına ecnebilerin duyduğu hayranlığı dile getirir" türünden yazıların yer aldığı kısacası yazarların, sanatçıların, siyasetçilerin hükümeti devirme eylemine karıştığı önceden kurgulanmış bir operasyonda elbette hedefin başlı başına Türkiye olduğunu biliyorduk.

Aynı şekilde Barzani'nin Türkiye'ye geldiğinde ortaya çıkan o güzel tablonun oluştuğu, Kürt sorununda neredeyse sona gelindiği, Irak'tan gelecek petrol parasının Halk Bankası'nda tutulacak olması gibi hadiselerin yaşandığı dolayısıyla hem kendi içinde ciddi büyüme gösteren hem de Ortadoğu'da Kürtlerle birlikte etkili bir rol oynayacak vizyon sahibi bir Türkiye'nin varlığından endişe duyan ülkeler ve içimizdeki paralel yapı ardı ardına operasyonlar başlattığında da bunun dershane ya da yolsuzluk meselesi olmadığını biliyorduk. Yüz binlerce kişinin dinlendiği, yardım tırlarının önünün kesildiği, ulusal güvenliği ilgilendiren bilgilerin servis edildiği, Başbakan'ın terörist olarak gösterildiği, AYM, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı gibi en önemli kurumların dinlendiği, bunca ahlaksızca işleyen ve kurgulanan operasyonlar karşısında asıl meselenin elbette başlı başına Türkiye olduğunun bilincindeydik. Bunları bildiğimiz için Sayın Başbakan'a sahip çıktık. O da "beyaz kefen giydik öyle yola çıktık" derken başından beri içinde bulunduğu durumun ciddiyetinin farkındaydı.

Oysa ne kadar da ince planlar yapmışlardı! Başbakan'ı devirecek olmalarından, Türkiye'yi hepimize zindan edeceklerinden öylesine emindiler ki! Birçok yazarı, siyasetçiyi o kadar çok inandırdılar ki buna!Ama olmadı. Çünkü bu planlamacılar bir şeyi hesaba katmıyorlar. O da; halkın iradesi. Halk, tüm planlarını boşa çıkartıyor. Ne yapsalar artık yeni Türkiye'nin önünü kesemezler.Türkiye, tüm operasyonlara rağmen son yıllarda darbecilerin deşifre edildiği, maskelerinin düştüğü, barış sürecine girildiği, en önemlisi de hakları-hukukları gasp edilenlerin birbirleriyle yüzleşmeye başladığı sağlıklı bir döneme girdi. Bir kesimin halk aleyhine, bu kurulu düzenden nemalandığı yapı ciddi manada sarsıldı. Bu durum kuşkusuz ciddi rahatsızlık uyandırmakta. Darbe planları, Gezi Olayları, dershaneler ve yolsuzluklar meselesi ayrıca çözüm sürecine sabote ederek savaşın devamın istenmesi çabaları hep bu yüzden. Sorun bir bütün olarak AK Parti değil, bilhassa barıştan yana tavır koyan, bununla ilgili ciddi riskler alabilen ve büyük düşünen cesur başkanında.

Ancak bu sefer durum farklı. Çünkü Tayyip Erdoğan, Gülay Göktürk'ün de ifadesiyle; ülkelerin tarihinde ancak birkaç defa gelen büyük liderlerden biridir. Dönüştürücü, mevcut paradigma içinde kalmayı reddeden, risk almaktan da, düşman sahibi olmaktan da korkmayan, cesaret sahibi bir liderdir. Bu yüzden istenmeyen, yolsuzluklara bulaşan, devrilmesi gereken bir diktatör olarak takdim edilmek isteniyor. Ne var ki Türkiye artık bu tür bayağı, basit manipülasyonlarla, gazete manşetleriyle sarsılacak bir ülke olmaktan çıktı. Türkçe bilmeyen birinden bu memlekete hayır gelmez denilerek idam kararlarının verildiği bir Türkiye artık geçmişte kaldı. Bugün,"Irkın, kimliğin, dinin, mezhebin ne olursa olsun, artık korkmayacaksın" diyen bir başbakanın olduğu ülkedir Türkiye. Kimse heveslenmesin, artık buradan geri dönüş yok! Bir taraftan pisliklerden arınırken diğer taraftan inadına özgürlükçü adımlar atacağız.