Dolar (USD)
17.9606
Euro (EUR)
18.2743
Gram Altın
1024.18
BIST 100
2913.3
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

24 Nisan 2022

''Evleneceklere yardım''

Ne güzel demiş Şâir:

“Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umurunda mı dünya!”

Bizim meslekte epeyce tecrübe kazanmış, biraz da isim yapmış olanlar, genellikle “meşgul adam, ulaşılması güç madam” numaraları çekerler.

Kendilerini okuyarak, takip ederek bir yerlere getirenlerden kopar ve gözlerini dünyevi menfaat sağlayabilecek olanlara dikerler.

“Salon gazeteciliği” mi deniyor, ne deniyor…

Ense- göbek, ray-ban gözlük!

Öyle bir şey işte!

Biz ise…

İşte böyle!

*

Yanlış” mı yapıyorum, ne yapıyorum bilmem; derdini dökmek isteyen “sokaktaki vatandaş”ın “kolay ulaşabildiği” mutsuz azınlık arasında yer alıyorum.

Bir de benim dertler var, elvan elvan…

Şükrediyor, şükrediyorum…

Ama her anı bir mi olur insanın…

Bazen de…

Şiştikçe şişiyorum.

Nasıl şişmezsin birader, derdi olan anlatıyor…

Sen de dinlemekten, buralarda yazmaktan, yayınlarda dile getirmekten “ortak sıkıntıları” duyurmaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyorsun.

Böyle olunca da…

Şişiyor, ara sıra da patlıyorsun!

Oysa, dünya dediğin iki kulplu kazan, tut bir ucundan sen de kazan!

Bal tut, parmağını yala!.

Günü geldiğinde de…

“Hoppadannnak” öbür tarafa!..

O, yeah!..

*

“Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umurunda mı dünya!”

*

Dam üstüne çul serer,

Leyli de yâr, loylu da yâr!..

*
Dünyaya böyle takılmak var da…

Olmuyor işte, fıtrat meselesi!

Biz, böyle her şeyi takıyoruz kafaya…

Milyonlar geçim sıkıntısı çekerken, birilerinin “löküs iftarlara” para saçmasına, “bayram tatili” turlarını kapatmasına da takıyor bizim takıntılı kafa!..

Bir de “Boğaza karşı viskisini yudumlayanlar!” var, her dönemin seçkinleri...

İşte böyle…

Böyle şişersin, kafaya takarsan her şeyi…

Hele bir de…

Zor duyulur sesle “derdini” döken “alt düzey” işçi emeklisi arayıp dert yanınca…

Hele hele…

“Abi bu pahalılıkta nasıl yuva kuracağız?” diyen delikanlı ya da “Çocuk evereceğiz, kara kara düşünüyoruz!” diyenanne-baba şişirince, nereye başvuracağımızı bilemiyoruz.

Enginlere sığmayıp taşıyoruz..

Ve dönüp dönüp aynı yere geliyoruz:

“Ey çocuklarını evlendirecek olanlar…

Bilhassa da kız anne ve babaları:

El-âlem ne der, kafasını lütfen bırakınız…

Gençleri yokuşlarda susatmayınız!..

Faiz lobisine çalışmayınız!..”

*

Böyle dedim ya…

Okkalı tarafından bir “Haydaaaa!” çektikten sonra…

“Evlilikle faiz lobisinin ne alâkası var?!” diye tepki verenler, hatta fırça çekenler olacaktır!

“Ne alâkası var?”

Var efendim var.

Gençler “hayat pahalılığından” dolayı evlenemeyince…

Kaymak tabakaya” mensup olmayan anne ve babalar ne yapacaklar?

Ya bir yakınlardan borç isteyecekler ya da Allah korusun, bankanın yolunu tutup, faizli kredi çekmeyi düşünecekler!..

Bir yuva faizle kurulursa, işin sonu nereye varır?

İlk düğme yanlış iliklenirse, iki yaka nasıl bir araya gelir?

Şu “ihtiyaç kredisi” meselesi…

“Düğün kredisi, evlilik kredisi, nişan kredisi.”

TESK’in yani Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu’nun Genel Başkanı Bendevî Palandöken’in çağrısını duymuşsunuzdur…

Kendileri, biraz “evlenemeyen” gençleri, biraz da “piyasayı” düşündüklerinden, bir teklifte bulunuyorlar:

“Bankalarımız evlenecek gençlere düşük faizli kredi versin!”

*

Sayın Palandöken, geçen yıl da buna benzer bir çağrıda bulunmuştu.

“Buna benzer” dediysem..

Aslında büyük bir fark var.

Bu yıl, bankaları düşük faizli kredi vermeye davet eden Sayın Palandöken, geçen yıl şöyle demişti:

“Yeni evlenecek çiftlere sıfır faizli ve uzun vadeli kredi verilsin!”

Sayın Palandöken, çağrısına “faiz” eklemiş oldu bu sene yani.

Evlenmekte güçlük çeken gençler bu sayede evlenecek ve piyasa da bu sayede şenlenecek!

Sayın Palandöken, “yüksek” faizlerin düşürülmesini istiyor.

Vatandaş yararına bir talep de…

Faiz girince işin içine…

“Haram” ile adım atılınca “dünya evi”ne!..

*

E, kardeşim ne yapalım yani…

Faiz olsun, piyasa dönsün, şenlik olsun.

Globalleşen ve de küreselleşen dünyanın gerçekleri bunlar!

Hayat mı dursun, işsizlik mi olsun?

Malûm; evlilik sezonlarında kuyumcusundan tuhafiyecisine, konfeksiyoncusundan düğün salonu işletmecisine…

“Çalgıcı”sından “zarfçı”sına kadar nice esnaf istifade ediyor.

Sayın Palandöken de, “düşük faizli ve uzun vadeli kredi” talebini ifade ettiği açıklamasında, esnaf gruplarının bir kısmından “isim isim” bahsediyor:

Beyaz eşyacı, kuyumcu, matbaacı, düğün salonu işletmecisi, kuaför, pastacı, emlâkçı…

*

Devamını getirelim:

Simitçi, kahveci gazozcu…

Şinanay da yavrum şinanay!..

Bir de tehir edilmiş evlenmelerin de eklenmesinden dolayı fiyatlar iyice şişerse…

Dar gelirli için…

Vay anam, vay!

*

E, şimdilerde, “pandemi” (ya da bize göre plândemi), “epidemi”ye dönüştürüldü ya…

“Kapanmalar da” bitti şükür.

Bitti de...

Birikmiş evlenmeler haliyle bu döneme yığılacaktır.

Gönül ister ki, bu yığılma yeni fırsatçılıkların kapısını açmasın.

Talep fazlalığı fiyatları patlatmasın!..

Amma velâkin, bu beklenti “modern ekonomi”nin işleyişine uygun değil!..

Her bir kalemin bedeli iyice artacaktır!..

Arada fırsatçılar da çıkacaktır..

Bankalara gidenlerin “mahkûmiyet vadeleri” ise…

Uzadıkça uzayacaktır!..

*

Bu durumda da…

Davulcu, başımın tacı,

Hangi kapıyı çalsam,

Karşımda buruk acı!

*

Yok, iş böyle olmayacak…

Vatandaş kendi çaresini kendisi bulacak!..

Peki, bu nasıl olacak?

“Kanaat”i kuşanarak!

Bir lokantaya gitmiştim, ismi

“Kanaat” Lokantası.

Adam, bu ismi koyduğuna pişman olduğunu söylüyordu.

Yemek fiyatlarına elli kuruş zam yapsa,

“Hem kanaat diyorsun, hem de kanaat etmiyorsun!” diye fırça atıyormuş müşterileri!..

Onu bunu bilmem;

Lokantanın ismini ne kanaat koyacaksın, ne de bol kepçe!

Nereden geldik buralara?

Ha…

Şuradan:

Böyle bir ortamda vatandaşa “kanaat etme” tavsiyesinde bulunmanın ne kadar “tehlikeli” bir iş olduğunu bilsem de…

Başka bir çare göremiyorum.

Onun için de…

“Ey kıymetli aileler…” diyorum:

“Nefret ettirmeyelim, sevdirelim…

Zorlaştırmayalım, kolaylaştıralım!

Boş verelim;

El-âlem ne der, nasıl bakar konu komşu!..

Zira…

Giderek dikleşiyor…

Hayat yokuşu!..”