Dolar (USD)
15.9204
Euro (EUR)
16.8744
Gram Altın
942.797
BIST 100
2393.61
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

18 May 2021

Yangın var

“Düşün büyük burçlarla dolu göğü…

Hayal et; vaad edilen o Günü!...

Ve O her şeye tanıklık edenle, O'nun tarafından tanıklık edileni!...

Müminleri alev alev yanan çukurlara atan, onların hayatlarını yakanlar, aslında yalnızca kendilerini yakıp yok ederler.” Buruc Sûresi, 1-5

Burçlarından, yüksek kulelerinden, yüksek hayatlardan, borgues/burjuvanın da burjuvası olan konforlarından, masum insanların ve halkların hayatlarını nasıl yakacaklarını planlayan ve bunu zevk ve sefa ile sürdürdükleri hayatlarından izleyenler…

İlahi locadan izlendiklerini, her cepheden onları delip geçen bir basiret kuşatması altında olduklarını bilmiyorlar. “Madem Görüyor, neden müdahale etmiyor?” diye bir soruyla göğe baka kalanlar da, özel bir süre ve daha çok insan inisiyatifine bırakılmış alanda/dünyadaki kişisel ve toplumsal sorumluluklarını yeterince yapmamış ve her şeyi Allah’tan bekleyenler olsa gerek…

Onlar da seyirdeler. Kınamadalar. Yazı yazmada, sosyal medyada paylaşım yapmadalar. 50 yıldır en başta Ortadoğu’nun ve diğer kimi coğrafyaların bir yangın yeri olmaktan çıkması için, söndürülmesi için gerçekte yapılması gerekenleri yapmaktalar mı?

Ne yapmaktalar?

Ateşin dostları izliyor. Kin ve nefretin/düşmanlık ve şiddetin yanlıları.

Bir takım sivil hayatları yakıp yıkıp yok etmeye devam ediyorlar.

En başından çizilmiş istila haritaları, herkese ayrı devlet teraneleri, toprak işgalleri, barışı sağlamaktan sorumluymuş gibi dünyayı ayağa kaldırıp barış adı altında savaş çıkardıkları ülkelere kukla yöneticileri yerleştirerek sömürü düzeni kurmalar… Daha olmadı yurtlarından sürmeler. Masum hayatları, insanı, çocuğu ve yaşlıyı, kediyi kuşu birer mülteci, sığınmacı olarak yeryüzünde oradan oraya savuranlar. Dünyayı kendilerine ayırıp başkalarını sığıştırmaya, sıkıştırmaya, ortadan kaldırmaya kurulmuş bencil robotlar. Kendi ülkelerine kabul etmeyip merhamet ülkesinde üst üste yığılmalara uzaktan gülüp geçen ve bu hayatlarla alay edenler.

En başta bundan zevk alan siyasi yönetimler.

Bu duruma sebep olduğu halde kendi yönetimlerine muhalif bir ses olmayan; “Bu konfor bize nereden geliyor, haksız konfor, haksız sosyal devlet olmaz olsun!” demeyenler. Baskı ve tehditle çalınarak kabartılmış küresel  cüzdanlardan kendilerine verilmiş haram harçlıkları sorgulamayanlar… Sömürgelerden, aptallaştırılmış petrol zenginlerinden gelen kaynakların aslını astarını, hesabını- kitabını süper babalarından sormayanlar…

Hepsi ateşin yakını…  Masumların hayatlarının yakılmasında payı olan insanlar.

Bitmedi:

Ve güllük gülistanlık, kır çiçeklik-papatyalık güzelim barış ortamının tam göbeğinde bir insanın kendi düşüncesi, kendi inancı- inançsızlığı, öz kendi seçimini özgürce yaşatmayanlar!

Başka hayatlara zarar vermediği sürece yeterli bir özgürlük alanında kimseye nefes aldırmayan, huzur vermeyerek yaşamları yakanlar!

Güzelim dünyayı, anıt dağlarını, serili ovalarını, yaylasını, sahilini  bir ateş çukuruna, bir yangın yerine çevirenler…

Hepsi…

Sadece kendilerini yok ediyor…

Masumu, mazlumuyla sivil halklar var oluş savaşını veriyorken, onlar “yokoluş sancısı”’ nı  çekiyor. Kıvranıyorlar kibirden, kinden ve yakıcı öfkeden. Tam anlamıyla bir “yokolma savaşı” veriyorlar…

Bu durumda artık “varoluş sancısı”nın yanına “yokoluş sancısı”nı da ekleyebiliriz.

Kendini gerçekleştirmenin yanına kendini yalanlama’yı da koyabiliriz.

 
Advertisement Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement