21 Ekim 2021

Yağmurun sesi

 

Yağmur öyle güzel bir nimet ki, yağarken gökyüzünü akarken yeryüzünü temizliyor. Seyrederken de hem gözümüz ışıldıyor hem de gönlümüz aydınlanıyor. Sesi insanın içine huzuru dokuyor. Hele bir de vakitlerden geceyse ta ki dinene kadar dinletiyor kendini. Öyle vakitlerde çıkıp balkona seyretmek yağmuru, bize huzur denen âlemin kapılarını aralıyor. Bazen de vakitli vakitsiz bir yağmurda kendini atıvermek sokaklara, ıslana ıslana yürümek, saçlarında yağmurun dansına tanıklık etmek, sırılsıklam ıslanana kadar umarsız bir halde kendini vermek yağmurun ritmine…

Sonra bir dulda, bir saçak bulup altında beklerken yağmurun sesinin melodiye dönüşmüş haline tanık olmak ruhumuzu ayrı bir tonda mest ediyor. Yağmurun bilmem kaçıncı doğal senfonisini dinler gibi ruhumuz tempo tutuyor her bir damlaya. Bir musikinin en doğal haline tanık oluyor bütün yeryüzü.

Allah’ın bir kaderi gibi üzerimize, sağanak sağanak rahmet yağıyor. Öyle güzel bir nimet ki ruhu baştan sona arındırıyor. Sonrası zaten toprak kokusu ve bize özümüzü hatırlatıyor. Buram buram bir toprak kokusu ışıl ışıl bir havada ruhumuza doluyor.

***

Biz biliyoruz ki, başımıza her ne geldiyse hepsi bizim yapıp ettiklerimizden ötürüdür. İnsandır insana en büyük zulüm ve insandır insanın en büyük zalimi. İnsan sadece insana mı zulüm eder? Ah insanoğlu ahhh! Hem kendine hem de bütün evrene verdiğin zarara ne zaman dur diyeceksin? Doğa denen mükemmel dengenin büyüsünü kendi elimizle tarumar ettik. Şimdi de kendi elimizle yaptıklarımızın bedelini ödüyoruz.

Küresel ısınma, iklim değişikleri, orman yangınları gibi bahaneler arkasına sığınarak buzulların erimesinin nedenleri üzerinde teoriler üreterek kendimizi aklama çabalarına girişsek de başımıza her ne geldiyse hepsi de kendi elimizle yaptıklarımızdan ötürü geldi.

Bugün göllerimiz çölleştiyse, denizlerimiz kirlendiyse, ormanlarımız yandı bitti kül olduysa, bizim dışımızda var olan canlıların sırf sesleri çıkmadığı için yaşam haklarını elinden aldıysak adına kuraklık dediğimiz, dengesizlik dediğimiz illet elbet bizim başımızda bir akbaba gibi dolaşacaktır.

Kim bilir, belki de bu günler daha iyi günlerimiz. Yarınımız bugünümüzden de beter olacaktır belki de. Günden güne elimizde olanların kıymetini bilmediğimizden teker teker kaybediyoruz elimizdekileri. Gün gelip de artık elimizde kaybedecek bir şeyimiz kalmadığı zaman sonumuz nice olacaktır diye hiç düşünüyor muyuz acaba?

Bahaneler arkasında koca bir umarsızlık dağı biriktirdik ve bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın aldatmacasıyla kendimizi kandırmaktan öte bir tesellimiz kalmadı. Bugün gözlerimizi kapatıp görmezden geldiğimiz hatalar yarın başımıza çok çorap örecektir. Bugün boşa akıtılan bir damla suyun faturasının bedelini yarın çok ağır ödeyeceğiz.

Yüce Allah’ın doğa ve dünya için kurduğu dengeyi bozmak adına var gücümüzle çalışıyoruz. Unutmayalım ki, yıkmak, yakmak kolaydır, lakin imar etmek zordur. Kendi hatalarımızın bedelini çocuklarımızın ödemesine sebebiyet vermeden bugünden tezi yok dengeyi korumak ve imar etmek adına kalıcı adımlar atmalıyız. Aksi takdirde bir yağmurun sesine dahi hasret kalırız.

Yıllar önce yağmur yağdığında onu dinlerken kaleme aldığım şu şiirim geçmişte kalan bir anı olmaz inşallah!

“Yağmurun da bir sesi vardır

Gecenin sessizliğini böler çığlık gibi

Dokunup yüreğe

Hapseder kendine ruhu

Dinletir kendini dinene kadar.”

İçimizden akıp gitsin bir yağmurla tüm kötülükler ve arınsın içimiz bir yağmur damlasıyla. Eski günlerde olduğu gibi dolsun ruhumuza yağmurun sesi. Ki biz biliyoruz ki, Yüce Yaradan’ın en güzel rahmetidir bir yağmur damlası.

Bizi rahmetinden mahrum eyleme Allah’ım!

Bizi yağmursuz bırakma Allah’ım!

Yağmurlarının sesini özledik Ya Rabbi!

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement