21 Ekim 2021

Toplu mezarlar

Yürüyorum… Cesetleri seyredip düşüncelere dalıyorum…

 Kaldırımlarda, bahçelerde koyun koyuna yatıyorlar... Boş alanlar sararmış cesetlerle dolu...

Ve sonbahar da her yer toplu mezar… Sadece yollar boş, mekanik homurdanarak geçen araçların rüzgârları cesetleri yol kenarlarına itmiş…

Yürüyorum… Düşünüyorum… Yerde kıvrılmış cesetler bizleri sessizce irşat ediyorlar; hayatın ve dünyanın lâyemut olmadığı gerçeğini sessiz çığlıklarla fakat lisan-ı halin kuvvetli uyarışla dile getiriyorlar… O kuru kıvrılmaları, dünyanın yeni bir âlemin kurulması için yıkılacağı, kulübe üzerine saray dikilemez hakikatini bağırlarına basarcasına ve büyükçe ilan ediyorlar; “Dünya madem fanidir, değmiyor alaka-i kalbe.” Alaka yalnızca vazifeler cihetiyle münhasır, âhiret âlemlerine yönelik olmalı gerçeği ilan ediliyor… Hâsılatı olmayan nefsanî istekler, yaprak gibi kuruyup düşüyor ise ne güzel kazanca dönüşüyor.

Ah sararmış yapraklar, ah!. .

Yüreğimize dökülen kuru yapraklar ah!..

Hüzün tünellerinden geçirerek, ümit aydınlığına çıkarıp, irşat eden yapraklar...

Kuru yapraklar, hüznü yüreğe; mutlak ebediyet arzusunu ise şuurlara, imana döker kuvvetlendirirler. Kuru yaprakların üzerinde ki fanilik mührü çok aşikârdır. Üzerleri soğuk damga, manaları ise dirilişe inananlara sıcacık hakikatlerdir… Bir sonra ki baharın rengi kokusu henüz ortada yokken, o kuru ve sapsarı yapraklar şeffaflaşır, arkasını göstererek; sonraki baharları ve yeniden dirilişi soğuk nemli havada bizlere huzur verici müjdeler haline çevirir...

Yine yaprak mevsimi… Yine toplu mezarlar…

Tekrardan dünyanın faniliğini bizlere hatırlatan kuru yapraklar…

Yeniden hüzün mevsimi ve yaz gemisini en son terk eden sararmış yapraklar…

Evet, hakikatleri hatırlatan sonbahar hüzünleri, duygularımızda muhteşem bir bahar oluşturuyor. Hiçbir hüzün, Allah'ın ezeli ve ebedi oluşunu, yeniden dirilişi kuru yapraklar kadar bizlere hatırlatamazlar. Yapraklar, kendilerini ayaklar altına atlarken, biricik hakikati en yükseklere çıkarır. Kuru yapraklar öyle tevazuludur ki; heybetli ağaçlarda, muhteşem dallarda kısa bir süre önce yemyeşil ve de hışırtılı zikirleri ile bulunmamış gibi toprağın kucağına iner, sanki sonraki baharlara inanç kalıbı oluşur. Her kuru yaprak müjdelerin ve geleceğe inancın kalıbıdır...

Yaprak dala vazifesi için tutunur, çiçek gibi güzelliğini, şöhretini kaybetmemek için değil. Yaprak gibi olmak, şöhret için değil; hizmet için dala tutunup Emr-i Hak vaki olunca şaşaasız yerin kucağına inmek zira en büyük şöhret Allah rızasını kazanmaktır.

Çiçekler, dalında veya vazoda ölse – kurusalar bile güzellikleri sanki mumyalanır ve öyle kalırlar. Gösterişlerine, şöhretlerine güvenip dalda tutunmaya çalışır; yaprak gibi fanilik mührü taşımazlar… Adeta yok oluşa direnip, ölümü kabullenemezler ama yapraklar öylemi; görev bitene kadar dala tutunur ve ölümü merdane kucaklayıp, kendilerini toprağa atarlar.  Yaprak adeta kendini de bilir, dünyayı da bilir, hayatı da ölümü de... Ve Yaprak: Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.” Der gibidir… Yaprak gibi olmak; sade ve ihtiraslara, menfaatlere kupkuru… Çiçek olunca şaşaasız yaşamak ve gitmek zordur… Çiçekler kaldırım kenarlarında toplu mezar olmazlar; zordur onlar için toprağa düşmek...

Şükürler olsun: Gül-ü Muhammedi (sav) var. Bizler yaprak olma yolunda karınca misali niyet ve gayret edebilsek en azından Gül’ün (sav) o muhteşem kokusuna yakın olmuş oluruz.Evet, yaprak olmak, gürültüsüz, gösterişsiz ve rüzgârların kanadında asilce göçüp gitmek muhteşem bir manzaradır.

Yaprak gibiler…

Kuru yaprakların, mevti ve dirilişi düşündüren tefekküründen sonra bilgisayarın başına geçtim. Sanal âlemi hakikat âlemine dönüştüren ne çok güzel çalışma; Allah’ı, Peygamberi, Kur’an ve sünneti, iman hakikatlerini anlatan gayretli insanlar var, hepsine binler maşallah. Dikkatimi çeken ise yaprak gibi sade olanlar... Yaprak gibi sade olanlarda tevazu ve ihlâs damarları gözüküyor ve çok daha etkili oluyorlar. Çiçek olmaya ve güzel bir koku sahibi olmaya çalışanlar, elinde dilinde ne olursa olsun sanki diken gibiler. Allah yaprak gibileri çoğaltsın ve bizlere yaprak gayretinde olmayı nasip etsin. Bizlerin ihlâs ve sadakatten, samimiyetten uzak çiçek olma gayreti, kim bilir kaç kişiyi dikenlere itmiştir. İşimize gelmese de, nefsimiz istemese de kuru yaprak olmayı becerenlere muhabbet etmeli, dua etmeliyiz. Allah, hizmetlerini daim etsin. Onların bu gayreti, sanal âlemin dikenlerini azaltacaktır…

Saati gelen Nur dersini izlemek için Nur Söz’ü açtım... Muhteşem Kur’an tilavetinden sonra “Mevcudat-ı âlem vahdâniyete şehadet ettikleri” Otuz İkinci Söz’den Dr.Mehmet kardeş ve İzmir’den katılan Eyüp Ekmekçi, Melih Asu ağabeylerin, Şaban Kazcı, Abdullah Gezer; Arjantin’den Abdullah Özen, Macaristan’dan Tarık Dursun kardeşlerin katılımıyla yine muhteşem hakikatlerin olduğu bir ders dinledik... Dersten sonra yaprak olmaya çalışan yani hizmet için dala sımsıkı tutunan dava erlerini düşündüm; Kuzey Amerika’dan tut, Filipinler, Macaristan, Rusya, Azerbaycan vs. yaprak gibi dağılmışlar ve yemyeşiller ama kuru yaprak gibi sade ve gösterişsizler. Bir tek gaye var: İman kurtarmak. Kâinatta en yüksek hakikatin iman olduğuna inanmış bu dava erlerini Allah yemyeşil bıraksın, ihlâs ve sadakat kurulukları daim olsun İnşallah…

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement