Milat Web

01 Aralık 2021

Tanzimat ve Ali Suavi

Ülkelerin tarihi de insanların tarihi gibidir. Burada da geçmiş bazen şan, şeref, şöhretle anılır bazen büyük yenilgiler, kırgınlıklar ve pişmanlıklarla… İnsanların hayatına yön veren olaylar gibi, ülkelerin tarihinde de kırılma anları vardır. Geçmişte yaşanmış bir olay kişilerin iç dünyasında nasıl ağır travmalar veya ufuk açıcı ilhamlara yol açıyorsa devletler tarihinde de makus olaylar üstesinden gelinemeyen yaralara, doğru kararlar bitimsiz umutlara dönüşmektedir. Bireylerin ve ülkelerin tarihinde belli eşikler vardır, akışa yön değiştirten olaylar... Ve bunlar anlaşılmadan o bireyler de o ülkeler de kendilerine salim bir yol bulamazlar. Geçmişimiz şimdimizin habercisi, geleceğimizin aynasıdır. O aynayı arada bir yoklamayanlar kendilerinden habersiz yaşar.

Tanzimat Türkiye tarihinin önemli eşiklerinden biridir. Hatta denebilir ki Cumhuriyet ile yaşanan kırılmalar bile Batı’yla yapılan o ilk karşılaşmanın, o ilk depremin ciddi artçı sarsıntısıdır. Bunu olumlu veya olumsuz tarafıyla söylemiyoruz. Bir deprem her zaman kötü değildir. Bazen oturmamış olanı yerine oturtur, dengeyi sağlar ve ayakları daha sıkı yere bastırır. Bazen kendini hatırlatır insanlara, bir tefekkür ve sorgulama alanı açar. Tanzimat Türkiye’nin siyasal, sosyal, kültürel, sanatsal ve edebiyat hayatındaki en önemli depremdir ve o deprem anlaşılmadan sonraki hiçbir süreç anlaşılamaz. Tanzimat’ı bilmeden ne Meşrutiyet’i ne Cumhuriyet’i ne de bugünü anlamak mümkün değildir. Tanzimat süreci Türkiye’nin makas değiştirdiği yere atılmış bir çentiktir. O çentiğin içinde sonraki bütün süreçlerin potansiyel riskleri de enerji alanları da mevcuttur. Ondan yaklaşık 160 yıl sonra, 2000’li yılların ilk çeyreğinde, bugün yaşadığımız krizlerin altında da Tanzimat vardır, sahip olduğumuz potansiyel gücün ilham aldığı yer de orasıdır. Tanzimat Türkiye’nin kozmik odasıdır. O odaya girmeden, o odayı tasnif ve tahlil etmeden, o odanın haritası ve topolojisi çıkarılmadan, o odanın çekmeceleri açılıp her bir göze düşülmüş kayıt irdelenmeden bugünün Türkiye’sini anlama ihtimali neredeyse hiç yoktur. Hatta denebilir ki Tanzimat bitmemiştir, bütün vecheleriyle hala aramızda, zihnimizde, mukadderatımızın çeperinde dolaşıp durmaktadır.

Yazık ki bir insanın istikbalini belirleyen önemli hadiseleri tefekkür etmeden yoluna devam etmesi, travmalarıyla yüzleşmeye cesaret edemediği için bugününü zehir eden kısır döngülerin içinden bir türlü çıkamamasında olduğu gibi, biz de Tanzimat ile hayatın her alanına yönelik bir yüzleşme içine girmediğimiz, onu layıkıyla anlamadığımız, ona yönelik sağlıklı ve sağduyulu bir ölçü kuramadığımız, dahası ne vakit Tanzimat’a eğilsek anında kendimizi onun nesnesi kıldığımız, birilerinin/bir şeylerin taraftarına dönüşüp ötekileri mutlak düşman addettiğimiz için bugünün Türkiye’sinde hayatın her alanına yönelik bir fikir darlığı, perspektif bozukluğu ve istikamet savrulması yaşıyoruz.

Bütün bunlara rağmen, istenilen düzeyde olmasa bile Tanzimat devrine yönelik ciddi çalışmalar da yapılmıştır. Tarih, siyaset bilim, sosyoloji, edebiyat ve düşünce tarihi bakımından o döneme ışık tutacak bir literatürümüz de bulunmaktadır ve iyi ki bulunmaktadır. İşte bunların içinde; hem de kapsamıyla siyaset biliminin, edebiyatın,  fikirler ve ideolojiler tarihinin ciddi periferileriyle zenginleştirilmiş, derli toplu, ayakları yere basan, bu konudaki literatürün başat metinlerinden addedilmesi gereken biri de son dönemin en donanımlı, en muktedir ve en iş bilir Milli Eğitim Bakanı olan Prof. Dr. Hüseyin Çelik’e ait Ali Suavi ve Dönemi adlı çalışmadır. Birinci baskısının ardından İletişim Yayınları’nın harika baskı kalitesi ve yazarının metni yaklaşık çeyrek asır sonra yeniden düzenleyip yeni belgeler ışığında parlatmasıyla Türk okuyucusuyla buluştu. Bu genişletilmiş baskı Türk okuyucusunu adeta içine çekiyor, büyülüyor, bir sayfadan ötekine hem şaşırarak hem merakı kamçılayarak peşinden sürüklüyor. Metin bu haliyle bir doktora tez çalışmasının çok ötesinde, hem sanat ve edebiyat tarihimizin hem fikir ve ideolojiler tarihimizin hem de bizzat kültürel tarihimizin en önemli kilometre taşlarından birine dönüşmüş durumda.

Zamana meydan okuyan eserler, kuşkusuz zamanın kıymetini bilenler tarafından inşa edilir. Prof. Dr. Hüseyin Çelik’in Ali Suavi ve Dönemi adlı çalışması da geniş zamanlara yayılmış bir emeğin ürünü. Sadece uzun ve yorucu bir kütüphane yolculuğu değil bu. Yazar tezinin kendisini çağırdığı her yere gitmiş, Ali Suavi’nin hayatını parodileştirir gibi onun gezdiği mekanları, iz bıraktığı kütüphaneleri, okuduğu ve yazdığı sayfaları bir satırını bile atlamadan yeniden keşfe çıkmış, elde ettiği bulguları da yüksek bir zeka, derin bir merak, entelektüel bir ufuk neyi gerektiriyor ve hangi sonuçları intaç ediyorsa o şekilde biçimlendirmiş, bizi de o biçimin içine davet ediyor. Eser Türkiye’nin tarihine kültürel, sanatsal ve edebiyata yönelik bir arkeolojik kazı niteliği taşıyor. Yazar; Ali Suavi’nin yaşadığı dönemi, hayatını, Yeni Osmanlılar’ı, Çırağan hadisesi başta olmak üzere karıştığı olayları, eserlerini ve fikirlerini hem yatay ve o günün atmosferini gözeterek hem de dikey ve kendisinden sonraya yönelik akislerini kayda alarak ama her durumda insaf ölçüsünü elinde tutarak büyük bir maharet ve harika bir üslupla kaleme almış. Şahsen ben son dönemde Batılılaşma sürecindeki Türk  kültür ve edebiyat tarihine yönelik böylesine kapsamlı ve bir o kadar da ayrıntılı bir çalışma okumadım.

Türkiye’nin zihniyet kodları Tanzimat’ta gizlidir. Tanzimat’ı bilmeyen Türkiye’yi bilmiyordur ve Tanzimat’ı bilmeden entelektüel olunmaz; bu kitap Tanzimat’a giden yolun en önemli köprülerinden biri. Prof. Dr. Hüseyin Çelik’i ve yayınevini tebrik ederken, bilme yolculuğuna çıkmış sanat, kültür, düşünce ve edebiyatseverlerimizi de bu köprüyü geçmeye davet ediyorum. Şunu bilmeli ki bir köprüyü geçmeden karşı yakaya asla varılmaz. Ve hayat bir kıyıdan ötekine geçmekten başka ne ki?

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement