Tanrı mı insandan kopuk, insan mı Tanrı'dan
İnsanın kendisini
kuşatan varlıklarla farklı ilişki tarzları ve bu ilişkilerin mahiyetçe bir
farklılığı söz konusudur. İnsanın insanla ve tabiatla olan ilişkisi yatay türde
seyreder ki, bunlar mahiyet olarak yaratılan varlıklar olduğundan aralarında
segment açısından bir farklılık yoktur. Fakat insanın Tanrı ile ilişkisi dikey
bir ilişki olup mahiyetçe farklılık arz eder.
Bir makalemde
etraflıca incelediğim üzere Tanrı ile insan ya da toplum arasında tarih boyunca
ve bugün izdüşümsel ilişkilerin olduğu gözlemlenmektedir. Nitekim gerek
Ortaçağ’a gerekse modern zamanlara bakıldığında bu dönemlerdeki Tanrı
anlayışları insani ilişkilerde izlenebilmekte, toplumdaki işleyişlere ve
kültüre bakarak Tanrı anlayışları ile ilgili bilgi sahibi olunabilmektedir.
Geçen yazımda sağlıklı
bir kelamın inşası için Tanrı ile insan arasındaki ilişkinin karşılıklı bir
seyrü sefer olarak düşünülmesi gerektiğinden bahsetmiştim. Başlangıç noktası
Tanrı olmakla birlikte (yani Tanrı merkezi hareket noktası olacaktır) buradan
insana doğru dikey bir hereket, ardından insandan başlayan dikey hareketin de
Tanrı’da sonlanması şeklinde devam edecek ve bu gidişler tekrarlanacaktır.
Burada Tanrı’nın
merkez olması, Onun mahiyetçe insandan farklılığı, yaratıcılığı ve tüm evrenin
anlamının oradan doğması sebebiyledir. Tam da bu sebeple insandan başlamak ya
da modern zamanlarda olduğu gibi insan merkezli bir inşa en azından bir anlam
kaybını getirmektedir. Seferin insana doğru gelmesi, insanın aynı zamanda ciddi
bir muhatap olması ve fenomenal dünyaya dair bilgi üretmesi (bilim)
sebebiyledir. Tanrı’yı burada örtük ve açık biçimde insana sadece ültimatom
veren bir varlık olarak görmek yanlıştır.
Elbette Tanrı’nın
insan üzerine egemenliği ve otoritesi vardır. Fakat Tanrı insanı bir kere
“emanet” sahibi bir varlık olarak yarattıktan sonra onu özel bir muhatap kabul
etmiştir. İnsan açısından bakıldığında kılavuzluk yapmak üzere gelen kutsal
kitap fenomenal dünyanın bilim kısmında detaylı bilgiler vermez. İnsanın bu
üretimleri aynı zamanda dünyadaki hayatı ve bu hayatın inşasında önemlidir.
Dolayısıyla insanı burada paranteze alarak bir kelamın inşası problemli
olacaktır.
Bugün İslam dünyasının
temel problemi insan onuru ve şahsiyetinin gündelik pratiklerde zedelenmiş
olmasıdır. Bunun devamında ise fenomenal dünyayı inşa edecek bilimsel
öncülükten yoksunluktur. Bu durum İslam dünyasında Tanrı’dan başlayan hareketin
insana gelemediğini; gelemediği için de insandan Tanrı’ya herhangi bir seferi
başlatmaktan uzak olduğunu bize göstermektedir. Burada Batı dünyasının sorunu
ise modernlikle birlikte insanı merkeze alan yaklaşımın giderek Tanrı’dan
uzaklaşması; dolayısıyla fenomenal dünyaya dair ürettiği bilginin Tanrı’dan bir
kopuş yaşamasıdır.
Genel olarak İslam dünyası yukarıda
belirttiğimiz “insan” ayağında bir kriz içindedir. Özelde Neo-selefi hareketler
de, dikkat edildiğinde insan üzerine baskıcı bir Tanrı anlayışı
üretmektedirler. Bu anlayışta insanın yaşaması için bir “kendi”lik üretmekten
kaçınması gerekmektedir. İslam dünyasında sağlıklı kelamın göstergesi, gündelik
hayatta insana verilen değer ile inşai bilgiler üretmek olacaktır.
Batı dünyası da insanı
Tanrı’dan kopararak bir başka krizi derinleştirmiştir. Küresel kapitalizm her
şeyi önüne katıp yeni despotizmin uç vermesini sonuçlamıştır. Doğrusu Baudrillard’ın
dolaylı Nasr’ın direkt olarak belirttiği üzere Tanrı’dan kopuş zaten özünde bir
şiddet üretmektedir. Dünyanın ıstırabı da bugün budur.