21 Ekim 2021

Squid Game: Altta kalanın canı çıksın!

 

Güney Kore dizisi SquidGame’in ilk sezonunu izledim.Güney Kore özellikle sinema sektöründe her geçen gün varlığını ağır bir biçimde hissettiriyor.

2020’de BongJoonHo’nun Parazit filmi en iyi yönetmen ve en iyi film Oscar’ını almıştı. Beğenerek izlediğim harika bir filmdi.

Bizim ülkede maalesef sağlam, kaliteli, orijinal senaryolara rastlayamıyoruz. Aşk 101 gibi saçma sapan diziler çeken bir kafa var ülkede. Eğitim sisteminin çarpıklığından mıdır bilinmez ciddi bir üretme kabızlığı çekiyoruz.

Gelelim diziye;

LarsvonTrier ve GalderGaztelu-Urrutiagibi bazı yönetmenler “gerçeği” tüm acımasızlığıyla ve çıplaklığıyla gözlerimizin içine sokarlar. İzleyenler bilir, Urritia,ThePaltform filminde adaletsizliği, sınıf farklılıklarını, aç gözlülüğü keskin ve net bir biçimde gözlerimizin içine soka soka anlatmıştı.

HwangDong-Hyuk daNetflix’te yayınlananSquid Game adlı dizide benzer bir yöntem izlemiş.

Senaryosunu 2009 yılında yazdığı ancak o tarihlerde pek makbul görmeyen Squid Game bugün Netflix aracılığıyla tüm dünyada izlenme rekorları kırıyor.

Şayet bir film olarak yayına girebilseydi kuşkusuz sinema tarihinin kült filmleri arasında yerini alabilirdi.

Borca batmış, toplumda saygınlığını yitirmiş, çaresizlik içinde kıvranan kısacası bir baltaya sap olamayan 456 oyuncu, bilmedikleri gizemli bir yerde kurallarını başkalarının belirlediği 6 farklı oyunu kazanmaları gerekmektedir.

Kazanan kişi büyük ikramiye olan 45,6 milyar won (yaklaşık 350 milyon) alacaktır.

Dizi kendi istekleriyle gelen daha doğrusu son çare olarak bu yolu tercih eden 456 oyuncunun, büyük ikramiyeyi sahip olmak için birbirleriyle yaptıkları kıyasıya mücadeleleri anlatıyor.

Mücadele dediğime bakmayınız. Elenen oyuncular bunu yaşamlarıyla ödüyorlar.

Bu arada SeongGi-hun karakteriyle 456’yı oynayan Lee Jung-jae’nin performansına bayıldım. Müthiş bir iş çıkarmış. Park Hae-soo, Yeong-su Oh ve HoYeonJung gibi oyuncular da fevkalade iyiydiler.

Dizi, “zenginin daha zengin fakirin daha fakir kaldığı” acımasız kapitalist sistemi eleştirse de insanoğlunun güdülerine ve hırslarına da bir göndermede bulunuyor.

Yine buna bağlı olarak Darwin'in kuramının sosyal alanda uygulanması olan sosyal Darwinizm de dizide işlenen ana temalardan biri.Acımasız rekabet duygusu ve güçlünün hayatta kaldığı bir dünya.

Bir gazeteciye ya da siyasetçiye; boğaz manzaralı bir villa, yüksek maaş ve nakit olarak da ölene kadar yetecek büyük bir miktar para teklif edildiğini düşünün. Karşılığında ise; kurallarını sadece teklifi yapanların belirleyeceği bir oyunda hata yapmadan oynamak olsun.

Buna “insan kalmakta ısrarcı olanlar hariç” kaç kişinin hayır diyeceğini düşünürsünüz?

Dizi tam da bu noktada daha fazla kazanma arzusu güden insanoğlunun yapısal sorunlarına da dikkat çekiyor. Kaldı ki modern kapitalist çağda bir diğerinin üzerine basarak yükselmenin adına başarı demiyorlar mı?

Gerçek dünyada da oyunun kurallarını belirleyen elit bir zümre var. Dizide olduğu gibi ellerinde viski kadehleriyle güdülerine esir düşmüş çaresiz insanların birbirlerini imha etmelerini zevkle izliyorlar.

Ve gerçek hayatta da kazanmak için her şeyi mubah gören insanların kavgasına şahit olmuyor muyuz?

Ne diyordu oyuncu 322;“Geri dönecek bir evim yok. Burada en az bir şansım var. Ama dışarıda? Dışarıda hiçbir şeyim yok. Çünkü kapitalist sistemde insanlara hiçbir şans tanınmıyor.

Ve ilk oyun;

“O, bağırdığında ilerlemenize izin verilir, yeşil ışık, kırmızı ışık diye bağırdığında durur. Daha sonra hareketiniz tespit edilirse elenirsiniz.”

Bir şirkete ya da memurluğa alınma etabı diyebiliriz buna. Oyunun kuralları açık ve net. Dur denildiğinde duracaksınız, yürü denildiğinde yürüyeceksiniz! Aksi takdirde elenirsiniz.

Dolayısıyla ilk etap kurallara itaati sembolize ediyor.Platon’un “Devlet” adlı eserinde de çocukların oynadığı oyunların ileride kurallara uymaları bakımından önemi işlenir.

Şeker oyununda ise seçilen şekli çıkarmak için sürekli onu yalayan oyuncuların durumu sanırım günümüzde yükselmenin yolunun sadece yalamaktan geçtiğini düşünenlerin durumuna benziyordu.

Dizi hakkında konuşacak çok şey var. Neticede bugün de küresel elitlerin kurallarını belirlediği oyunları piyasa denilen arenada oynamıyor muyuz?

Gi-Hun gibi ne pahasına olursa olsun vicdanını yitirmemiş insanların olması da tek ümit kaynağımız.

 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement