Dolar (USD)
15.7731
Euro (EUR)
16.6547
Gram Altın
922.969
BIST 100
2410.57
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

25 Şubat 2020

Sözleşme ile imtihanımız


Başlığa bakıp da erkek hakları için yeni bir sözleşme imzalandığı, eşinden izinsiz nefes alamayan bir kısım erkekler için de artık yasalarla bazı tedbirler alınacağı hissine kapıldıysanız yanıldınız. Ama anlaşılan önümüzdeki yıllarda erkekleri evlendirmeye teşvik için de yasalar çıkartılması gerekecek. Zira her şeyin bir bedeli var.

İnsanı ve özellikle kadını bir meta olarak gören batı toplumları, cenneti anaların ayağının altına seren bizlere medeniyet öğretmeye kalkarsa sonucun, bugünkü toplum olacağı çok da şaşırtıcı bir sonuç değil.

Elbette batı birçok açıdan bizden ilerde. Hatta insan odaklı düşünürsek, batıyı ikiye ayırıp güzel insanları ayrı bir kefeye koymak gerek. Zira sözüm, Afrika’yı yıllarca sömüren, getirdikleri siyahi kardeşlerimizi son örneği 1958 yılında kapanan insanat bahçelerinde sergileyen, Suriye’de kaybolan çocuklar için kan donduran iddiaların odağındaki rezil, sefih ve ikiyüzlü olan batıya.

Bir tarafta kendi toplum değerlerine uygun araçlar ile yarışa başlayan batı, öte yanda tekerleği İsviçre’den, kasası İngiltere’den, motor takımı Almanya’dan tamamen birbirine uyumsuz parçalara sahip araç ile yarışa başlayan biz. Günümüzde batının bize tur bindirmiş olması haliyle kaçınılmaz...

Özünde bize ait olmayan eğitim yaklaşımlarıyla, medeniyetimize uygun olmayan yasalarla, kültürümüze uygun olmayan giyim tarzlarıyla ortaya çıkmış bu ucubeliğin çözümü, bizi bu hale getirenlerin dayatacağı sözleşmeler ile mi olacak sizce?

Hangi sözleşmeden mi bahsediyorum! Tabi ki lastik gibi her yere çekilme özelliğine sahip İstanbul sözleşmesinden. Muhafazakâr kesimden olsun olmasın, kuruluş gayeleri farklı ama kadın hakları paydasında birleşen birçok kadın derneğinin sahip çıktığı ve onlara göre kadınların hayatını kurtaran, bir kesime göre ise yuva yıkan, erkeklerin evden uzaklaştırılmasına neden olan ve hatta son dönem cinayetlerin müsebbibi olarak gösterilen sözleşme.

Sözleşmeden yakınanlar nafaka, evden uzaklaştırma gibi uygulamaların evlilik müessesine ciddi zarar verdiğini iddia ediyorlar. Peki, günümüz evliliklerinin çoğu nasıl? Yani evliliğe kutsal bir müessese denilmesinin sebepleri yok mu oluyor acaba?

Evliliğe, sevgi ve sabrın bir arada olduğu, ailenin temelinin atılacağı bir başlangıç olarak bakmayan, bir eş seçerken aslında çocuklarına anne, kendine yoldaş değil günümüz medyasının pompalamasıyla cinsel bir figür seçtiğini zanneden genç bir erkek evliliği ne kadar sürdürebilir? Daha annesinin evindeyken “benin kızım kendi ayakları üstünde duracak, çalışacak elin erkeğine muhtaç olmayacak” bilinci ile büyüyen bir genç kız ne kadar cenneti ayakları altında taşıyabilir ki?

Hemen “bayanlar okumasın mı, çalışmasın mı” seslerini duyar gibiyim İsteyen okusun, isteyen çalışsın, isteyen ev hanımı olsun. Ama ev hanımlarının ayaklarının üstünde duramayan kişiler olarak algılanmasına sebep olacak, ayaklarının üstünde durup/durmama söylemine karşıyım ben. Aldıkları ücret ile evde söz hakkına sahip olduğunu düşünenlere ufak bir ikaz! Aman hastalanmayın, aman işsiz kalmayın. Zira sonra eşsiz de kalabilirsiniz.

Evlilik iş dağılımıdır, menfaat gözetmemektir, minnet etmemektir, fedakârlıktır, sığınılacak limandır, çocuklar ile gül bahçesidir. Kadın için kölelik, erkek için paşalık filan değildir.

Bugünkü evlilikler yürümüyor, sözleşmeler ile korunmaya muhtaç hale geliyorsa dönüp bu değerlerin hangisini kaybettik diye bakmak gerekir. Sözleşmeler olsa olsa neticedir.

Yazının başlığından alarak, İstanbul sözleşmesinin ve sözleşmeye dayandırılarak çıkarılan 6284’nolu yasanın içeriği ile ya da bu sözleşme ile fonlardan alınan paralar ile yorum yapacağımı sanmayın sakın. Sözleşme 34 sayfaydı. En sonuna geldiğimde toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına şiddet, GREVIO gibi birkaç kelime dışında pek bir şey de kalmadı aklımda. Zaten konunun uzmanı olmayan birinin çokta okumayacağı sıkıcı bir metin.

Son dönem muhafazakâr kesimin büyük bir kısmı ne yazık ki kendisini siyasi olarak konumlandırmaya çalışmakta ve büyük bir imtihan ile karşı karşıya gelmiş bulunmakta, hükümetin icraatlarına ya toptan karşı gelmekte, ya da toptan savunmaktalar. Hükümetin birçok güzel icraatı olabilir bunlar için duacı oluruz ama her icraatı doğru ya da yanlış olarak görecek bir toptancılıktan uzak durmak, Türkiye’de hem siyasete hem STK’ların varlığına hizmet edecektir.

İstanbul sözleşmesine birkaç kadın derneği dışında herkes karşı ama çalıştay yapanlar sözleşmeyi savunan kadın dernekleri. Peki sözleşmenin aleyhinde olanların çalışmaları nerede? Onlar neden çalıştaylar yapıp da kendi anti-tezlerini savunmuyorlar? Artık silkinme zamanı geldi geçiyor. Birileri karşı çıkıyor diye karşı çıkmak, birileri savunuyor diye savunmak bir toplumu kalkındırmaz, ancak yeni FETÖlere zemin hazırlar, ilk emre dönme zamanı geldi geçiyor vesselam…

 
Advertisement Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement