Yedi Başak
Diyanet Vakıf

08 Nisan 2021

Son direnişçi

(AHMET YASİN ALDI)

Günümüzde tarihle alakalı araştırmalardan çekilen filmlere, dizilerden kitaplara, belgesellerden edebiyata kadar birçok içerik üretilmekte ve bunlar insanlarca beğenilmektedir. Dijital çağda yaşamamız sebebiyle insanlar daha çok filmleri, dizileri yahut belgeselleri tercih etse de bu hususta kaleme alınmış kitapların okuyucuları da azımsanmayacak kadar çoktur.

Ülkemizin önde gelen tarihçileri, bilhassa Osmanlı Devleti’nin son yüzyıllarıyla Cumhuriyet devrine uzanan dönem hakkında birçok eser yazmıştır. Ancak bu tarz kişilerin yazdığı eserler daha çok bilimsel şekilde kaleme alınmıştır. Bunlar dışında Mithat Cemal Kuntay, Tarık Buğra, Kemal Tahir, Halide Edip gibi yazarlarımız tarihî romanlarıyla öne çıkarlar.

Tarihsel Roman

Tarihî roman veya tarihsel roman olarak adlandırabileceğimiz bu türde yazar, tarih sahnesinde meydana gelmiş olayları kurgusal bir zeminde kaleme alır. Gerçekte var olan karakterlerin yanına kendi ekleyebileceği karakterlerle romanın kişilerini oluşturur, yani kahramanlar gerçek olabileceği gibi düşsel de olabilir. Ancak anlatılanlar tarihin dışına pek fazla çıkmaz. Bu türde ilk eseri İngiliz edebiyatçı Walter Scott vermiş, Türk edebiyatında ise bu tarzın ilk örnekleri Tanzimat döneminden itibaren görülmüştür. Günümüzde hâlen yazılmaya devam eden bu tür ilgiyle okunmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu tarihi ele alınırken üzerinde en çok tartışılan sultanlardan birisi, tartışmasız Sultan II. Abdülhamid’dir.  Kendisi; Necip Fazıl’ın  “Ulu Hakan”, karşıtlarının ise “Kızıl Sultan” olarak sıfatlandırdıkları bir padişahtır. Farklı tarihçilerin kahramanı ya da düşmanı sayılan II. Abdülhamid aynı zamanda romanlara da konu olmuştur. Vedat Sağlam’ın Son Direnişçi adlı eseri Osmanlı Devleti’nin 34. padişahı olan II. Abdülhamid’in padişahlığının başından sonuna kadar olan dönemi anlatıyor. 

2013’te okuyucuyla buluşan Son Direnişçi o zamandan bu yana altı baskı yapmış. Eserde Sultan Abdülhamid Han’ın tahta çıkışından başlayarak, dönemin iç ve dış sorunları, devletin içerisindeki gizli yapılanmalar, vatana karşı kin besleyenler, Abdülhamid’in siyasi zekâsı, faaliyetleri dâhil her şey detaylıca anlatılıyor. Bunu kitabın tamı tamına 391 sayfa olmasından anlayabiliyoruz. Ancak bana göre bu durum okuru sıkabiliyor. Bunun sebebi ise son zamanlarda II. Abdülhamid’i konu alan videoların, belgesellerin, dizilerin veya filmlerin sık sık çekilmesi ve izlenmesi olabilir. Ayrıca yazar, gerek eserin içerisinde yaptığı uzun uzun tasvirlerle gerekse de sık sık tekrarladığı söz öbekleriyle günümüz romanına aykırı bir dil tutumuna sahip. Yazıların sıklığı ise tasarımdan kaynaklanan ayrı bir sorun. Ancak tüm bunlara rağmen okur kitaptan bir şekilde yararlanabiliyor.

Sultan II. Abdülhamid ve Dönemi 

Eser en temelde Necip Fazıl’ın “Ulu Hakan” yaklaşımını yansıtmakta. Roman boyunca Sultan II. Abdülhamid’e dair bilgilerin yanında Alman Birliği kurucusu Otto von Bismarck, İsrail’in ilk cumhurbaşkanı Haim Weizmann gibi isimlerin söylediklerini de öğrenebiliyoruz. Ayrıca eserdeki anlatım sizi o dönemdeki olayları hayal etmeye zorluyor, olaylar zihninizde canlanıveriyor ister istemez. Sarayda bulunanlardan gazetecilere, kahvecilerden halka kadar birçok karakterle karşılaşmak dönemi canlandırmayı kolaylaştırıyor. Fakat sıkça tütün ve kahve faslı yerine padişahın polisiye roman merakı  yazar titizliği ile ince ince işlenseydi akıcılık daha iyi sağlanabilirdi.

Sultan Abdülmecid’in oğlu olan Sultan II. Abdülhamid amcası Abdülaziz’in vefatından sonra tahta çıkmıştır. Osmanlı tarihinin en zor döneminde tahtı devralan Abdülhamid, devletin çöküş sürecinde mutlak hâkimiyet sağlayan son sultandır. Padişahlığı süresine birçok isyana ve 93 Harbi’ne tanıklık etmiştir. Hafiyeler ve jurnallerle anılan padişah Jön Türkler, yabancı siyasiler ve halkın bir kısmı tarafından eleştirilse de genelde kendisine saygı duyulmuş ve sevilmiştir. Sultan II. Abdülhamid, tahta çıktığı 1876’da Osmanlı’nın ilk anayasasını ilan etti ve devletin demokratikleşmesi sürecinde önemli bir adım attı. Fakat daha sonra yaşanan anlaşmazlıklardan dolayı meclisi kapattı. İttihatçıların siyasete iyice karışmaya başladığı bir dönemde İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra tahttan indirildi ve 10 Şubat 1918’de vefat etti.

Türkiye’de her zaman Sultan II. Abdülhamid hakkında yazılan eserlerin ilgiyle karşılandığını söyleyebiliriz. Vedat Sağlam’ın eseri de bunların bir parçasıdır aslında. Tarihî roman türü bakımından ne kadar başarılı olduğu tartışılabilir. Her tür mecrada sıklıkla karşımıza çıkan bilgiler artık bir doygunluk yaratmış durumda. Bu durum doğal olarak okuyucuları sıkıyor. Artık edebiyatçıların tarihî roman türünde klişelere itibar etmeyen bir bakışla, daha farklı konulara yönelmeleri gerekiyor.

•••••••••••

Y E N İ L E R D E N

— Halit Ziya Uşaklıgil, Almanya Mektupları, YKY, İstanbul.

Halit Ziya’nın 1915’te Peşte, Viyana, Münih, Nürnberg, Leipzig, Berlin, Hamburg, Hannover, Frankfurt, Heidelberg, Bremen gibi kentlerde 84 gün süren yolculuğu boyunca günlük gibi yazdığı kırk mektuptan oluşuyor Almanya Mektupları. Tanîn gazetesindeki yayımı 59 sayı süren mektuplar Halit Ziya’nın izlenimlerinden, gözlem ve incelemelerinden çıkardığı sonuçlarla, duygu ve düşünceleriyle dolu.

— Ülkü Tamer, Sanat Yolculukları, Ketebe Yayınları, İstanbul.

Sanat Yolculukları, Ülkü Tamer’in belleğine bir yolculuk olarak düşünülebilir. Papirüs’ten Cağaloğlu’ndaki Eser Han’a, Onat Kutlar’dan güzel Antep sokaklarına, Attila İlhan’dan Baylan Pastanesi’ne değin genişleyen bir sanat yolculuğudur bu. Beyazıt Meydanı’ndaki simitler, Kumkapı’daki balıkçılar, Beyoğlu sinemalarında biten günler. Ülkü Tamer, özlediği dostlarının şiirleriyle konuşabildiği zamanları yaşar artık ve onları “hatırlayarak” yeniden çağırır.

— Necdet Subaşı, Evrengiz İçerideki Havalar, Mahya Yayınları, İstanbul.

Akşamları kendimi eve attığımda orada beni karşılayan huzur sanki kat kat sıralanmış, öyle beklemektedir. Artık ev de dört duvar arasında bir yerdir ama asla mapushane değildir. İşte “evrengiz” dediğim de benim ev hikâyelerimin yaşandığı sevimli duraklar için kullandığım yeni bir adlandırmadır. Zaten “şehrengiz”e de ancak “evrengiz”den gidilir: Ev-re-n-giz.