05 Ekim 2021

"Sokak lambası gibisin, kime yandığın belirsiz!"

Yazının başlığındaki “özdeyişi” kamyon arkasından aldım.

Niçin aldım?

Okuyan kendince yorumlasın lütfen!

*

Efendiiim…

Bir vakitler, “mesai arkadaşı” ararken…

“Her dediğime ‘evet’ demeyenlerle, icabında itiraz edenlerle birlikte çalışmak istediğimi” duyurmuştum.

“Robotlarla çalışmak” iyi bir şey olmasa gerek!..

*

“Her dediğinize ‘evet’,  her karşı çıktığınıza da ‘hayır’ diyenlere çok dikkat etmeniz lâzım.”

 

“Dost” dediğiniz, doğrunuza “doğru”,  yanlışınıza “yanlış” demekten çekinmez.

Doğrunuzu icabında risk alarak savunur ve yanlışınıza da yine icabında risk alarak karşı çıkar!..

Küçük hesaplar yapmaz!..

Küçük hesaplarına “büyük kılıflar” giydirmeye çalışmaz!..

Menfaat ilişkilerini “ulvi kavramların” arkasına gizlemez!..

Sizi ikaz etmesinden dolayı, “uyumsuz adam” durumuna düşmeyi göze alır.

Böyle “küçücük” hesaplar yapmaz!

Öyle değil mi?

Sürekli olarak sigara içtiğiniz halde,  bunu dert etmiyorsa, sizi “size” bırakıyorsa…

“Amaaaan, bana ne kardeşim, ne hali varsa görsün!” diyorsa…

Hatta, “Yakışır yiğidime!” diyorsa, size zarar vereni övüyorsa, o, “dost” mudur?

Her yaptığınıza destek vereni de, her yaptığınıza karşı çıkanı da şöyle bir “kenara” not ediniz lütfen!

Yaşımız 56, bu 56 yaşın en az 53’ünde büyük tecrübeler edindik şükür.

“Acı tecrübeleri” edinmeye bebeklik yıllarımızda başladık, şükür.

Meslek hayatımız da epeyce renkli geçti, nicelerini tanıdık.

Hep alanda olduk.

Gördüğümüz şudur ki, günün birinde karşınıza geçenler, cephe alanlar, “madik atanlar” genellikle “övgüler yağdıranlar” arasından çıkıyor.

Tecrübeyle sabittir!

*

Doğruları destekleyip, yanlışlara karşı çıktığınızda…

Yani, “Hayra motor, şerre fren!” anlayışıyla hareket ettiğinizde, çoğu vakit “Ne İsa’ya, ne Musa’ya” durumuyla karşı karşıya kalırsınız.

“Yaranmak” gibi bir derdiniz olmadığından, bunu dert etmezsiniz.

Amma velâkin, “hukukunuz olan” birilerinin “yanlışlara” devam etmesi üzer sizi.

Onların yanlışlara devam ettiklerini, daha doğrusu ettirildiklerini gördükçe de, üzüntünüz artar.

“Düşünüyorum öyleyse varım!” demiş ya, ‘sadece düşünür’, başka bir şey yapmazın biri…

Ondan önce,

“Üzülüyorum, öyleyse varım!” demek lâzım.

“Benim derdimle dertleniyor ve beni hayra davet etmek için uğraşıyorsan, ne mutlu bana!”

*

Rabbim bunu emrediyor:

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir!”

*

Emir çok net.

“Kıl beşini, bil işini!” diyenlerin, böyle yaşayanların tarif ettikleri yollar, güzel yollar değil!..

İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek!...

Farz!..

*

“Çok iyi şeylermiş gibi” edilen lâflar vardır bizde.

Mesela,

“Üzümünü ye, bağını sorma!..”

Mesela…

“Gelen ağam, giden paşam!”

*

“Gelen ağam, giden paşam!”

Sizce ne demek bu?

Bence şu demek:

“Kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır!”

Bunun da uzak, orta ve yakın tarihte nice misali vardır!

*

Menfaat neredeyse, o orada!..

İyi günde, hep yanında!..

Kötü günde?

Düşünce anla!..

*

Şimdi aklıma geldi;

Rahmetli Anneannem, uzun yıllar önce, İstanbul’daki Vatan Hastanesi’nde yatıyordu.

Hastane kantininde otururken, gecelikle dolaşan bir genç kız geldi, yanıma oturdu.

“Hastanız mı var?” diye sordu.

“Evet, anneannem hasta, bir çay içmeye inmiştim.” dedim.

Kızcağız, “Geçmiş olsun.” dedikten sonra, kendisinden bahsetmeye başladı.

Psikiyatride tedavi görüyormuş.

Ara sıra sinir krizleri geçiriyormuş…

Bunları anlattı.

“Geçmiş olsun, Allah şifa versin, çay içer misiniz?” dedim.

Duymamış gibi devam etti:

“Bizim orada biri var. O da benim gibi oldu, sinir hastası. Birden bire geldi bu hal. Eşi şimdi ondan boşanmak istiyor! Ne kötü değil mi? Hani, bir takım şampiyon olunca sevinip tepinen, alkışlayan; küme düşünce de yuhalayan taraftarlar vardır, onlar gibi!  İyi günde iyi, kötü günde kötü oluyor insanlar! Benim arkadaşlardan da terk edenler oldu beni!”

*

O sırada Rahmetli Dayım geldi yanımıza.

Beni aldı ve götürdü.

Kızcağıza, “Allah kolaylık versin.” diyerek veda ettim.

*

Bugün düşünüyorum da…

 “Takımları küme düşünce” kızan, köpüren taraftarları da suçlamamak, hepsini aynı kefeye koymamak mı lâzım acaba?

Vaktinde ikaz ettiği halde, sesini duyuramayan taraftarı da anlayışla karşılamak mı lâzım?

*

Bunlar zor meseleler.

Şunu bilir, şunu söylerim:

“Her dediğinize ‘evet’,  her karşı çıktığınıza da kafadan ‘hayır’ diyenlere çok dikkat etmeniz lâzım.”

*

Ey kavanoz dipli dünya…

Boşuna mı demiş şair;

 “Hele bir düş ki göresin,

Halin nedir soran olmaz!”

*

Bu yazıyı, “omurgasızlığa” vurgu yapan  “kamyon arkası” cümleyle bitirmeye ne dersiniz:

“Sokak lambası gibisin, kime yandığın belirsiz!”

 
Advertisement Advertisement Advertisement