03 Eylül 2021

Sivas bizi çağırıyor

Türkmen mavisi çinilerle bezeli minarelerin göğe erdiği...

Timur’un yakıp, yıktığı... 

Osmanlı’nın Eyalet-i Sivas yaptığı... 

Millî Mücadele kıvılcımının ilk çakıldığı yerdir Sivas.

*

İlim ve bilim insanlarının yetiştiği Gök ve Buruciye Medresesi...

Hızır Aleyhisselâm’ın cemaate karışıp miraca yükseldiği Ulu Camisi...

Yanık sesli âşıkların kıymetlisi...

Kızılırmak gibi gurbete akanların yurdudur Sivas.

*

Sivas, hürmete lâyık izlerin, ruhları ferahlatan nefeslerin hayat bulduğu belde... Sivas, Sultan Şehir... Sultan Şehrin Sultanı Şems-i Sivâsî’nin yaydığı “Anadolu İrfanı” hâlâ bu beldeyi kuşatmaya devam ediyor... “Manevi Güneş”in türbesine kirli giren pâklanıp, kalbi aklanıp çıkıyor...

*

Sivas, yüreği yanıkların derdini türkülere döktüğü şehir...

Yolumuzu düşürdüğümüz Sivas Kalesi’de mızrab sazın tellerine değdikçe içli mi içli, yanık mı yanık yankılanan bir türkü bizi çağırıyor...

Çıkalım Kale’ye bir akşam üstü, / Sen Sivas’ı seyret yar bende seni...” türküsünün ne manaya geldiğini anlamak için burçları, kapıları yerle yeksan edilmiş kadîm Kale’ye çıkıp Sivas’ı seyretmeye başladığınızda gözlere takılan mâziye dair görüntüler gönülleri öteler ötesine götürüyor. Nereye bakılsa “hoş geldiniz” diyen nakış nakış işlenmiş tarihî eserler topluluğu, yaşanmış hayatların bıraktığı izlerin sırrını ifşâ ediyor.

Karşıda Sivas Kalesi’ne kardeşlik eden Yukarı Tekke kendini gönül gözüyle seyredenlere selam veriyor. Şahin yuvası gibi sarp kayaların üzerine dikilen Abdülvehhâb Gâzî Türbesi ve Yukarı Tekke Camii’nde okunan ezanlar üzerine ölü toprağı serpilmiş şehri uyandırıyor. Bu uyanış sıradan bir uyanış değil; eteğinde misafir ettikleriyle diriliş senfonisini ruhlara nakşediyor. Meydan Camii’nde yankılanıp, Ulu Camii’ne dokunuyor. Ulular meclisinin pirî fânileri berzahta buluşup, Sultan Şehrin dünyevîleşen ruhlarına ilham olabilmek için aralarında hasbihâl ediyor. Şems-i Sivâsî bir tarafta, İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Efendi Hazretleri diğer tarafta “yaşayan ölüler”e alametlerini gösteriyor.

Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi İstanbul için nasıl hürmete lâyık bir mâbed ise Ulu Camii de Sivas için odur. Sivas’a yolunu düşürüp de Ulu Camii’nin eğri minaresinin gölgesinden istifade etmeyen azdır, yada nasipsizdir. Tıpkı Sivas’ı işgal edip taş üstünde taş, omuz üzerinde baş bırakmayan Timur gibi...

*

Rahmetli “Hay Hak Dede”nin (Süleyman Yalman) zikir sofrasına çevirdiği Ulu Camii’nin bahçesinde şimdilerde bir sessizlik hüküm sürüyor. O vuslata ereli boşluğunu güvercinler dolduruyor. Ruhlara gıda İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Efendi’ye dua ritüeli eşliğinde Ulu Camii dolup dolup boşalıyor. Dualar semaya yükselip rahmet bekleyen gönüllere düşüyor. Ezelden birbiriyle tanış olanlar yeniden hemhâl olup yitiğini bulmuşçasına seviniyor. Tanıdık simalar, şehrin hangi ulular meclisini ziyaret etseniz karşınıza çıkıyor. Tebessüm sadakasının azaldığı bir dünyada bu hâl hiç durmaksızın tekerrür ediyor. Elli direkli ulu mabedin direkleri arasında Rabbine iltica edenlere ilerideki Gök Medrese eşlik ediyor.

Bir taraftan Sivas Belediyesi’nin yürüttüğü Kale Evleri Projesi’nin birinci etabı devam ederken, diğer taraftan ilim ve irfan merkezi Gök Medrese’nin hiç eskimeyen ruhuna dokundukça rahmet zerrecikleri içinizi ferahlatıyor. Ustaların ilmek ilmek işlediği taşlar, turkuaz renkli seramikler gün ışığına çıkmanın doyumsuz ahengini ziyaretçilere cömertçe sergiliyor.

*

Çifte Minareli Medrese, Timur’dan beter istilacılar tarafından harabeye çevrilmenin ızdırabını çekerken, Şifaiye Medresesi ve Darüşşifası’nın bânisi 1. İzzeddin Keykavus’un sonsuzluk uykusuna yattığı mekandan “Geniş saraylardan çıkıp bu daracık mezarlara geldik. Servetimin bana faydası yok” nasihatiyle dünyaya tamah eden ziyaretçilere sesleniyor.

Buruciye Medresesi’nin taç kapısı üzerindeki kitabede “İlim talep etmek her Müslüman’a farzdır”ın manasını idrak edenlere ilimin nefes kadar kıymetli olduğunu haykırırken, Kale Camii, İstasyon Caddesi’nin yoğun trafiğine rağmen yalnızlığın ne kadar merhametsiz olduğunu Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı müzeye kaldırılmış 4 Eylül Lisesi’ne (Sivas Mekteb-i Sultanisi) anlatıyor.

Biraz ilerdeki Hükümet Konağı’nda Vali Salih Ayhan bey dert dinliyor. “Gidemediğin yer senin değildir” diyen selefi Halil Rıfat Paşa’nın sözünü yere düşürmemek için bir türlü bitirilemeyen Yüksek Hızlı Tren ve Yağdonduran Tüneli projesini hayata geçirmeye gayret ediyor.

*

Asurlardan, Hititlerden, Kimmerlerden, Friglerden, Romalılardan, Bizanslılardan sonra Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu fethiyle birlikte Türk yurdu olan Sivas; Selçukluların, Danişmendlilerin, İlhanlıların, Eretna Beyliği’nin, Kadı Burhaneddin’in ve Osmanlıların yönetimine girmiş, son olarak da Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı yer olma gururuna erişmiştir.

İnsanoğluna ev sahipliği yaptığı günden beri en kritik dönemlerde yazılan tarihe şahitlik eden dirlik ve birlik yurdu Sivas bizi çağırıyor.

Bu kritik eşiklerden biri de Sivas Kongresi’nin yapıldığı 4 Eylül 1919’dur. “Hasta Adam” Osmanlı’nın ölüm döşeğinde son anlarını yaşandığı günlerde Sivas’ta bir ışık yükseliyor. Gazi Mustafa Kemal ve etrafında toplaşan heyet 108 gün boyunca millî mücadele için Sivas’a karargâh kuruyor. Millî Mücadelenin başkenti Sivas’ta alınan kararlarla, “Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir. Vatan bir bütündür, parçalanamaz. Manda ve himaye kabul olunamaz” fikri olgunlaştırılıyor.

Hasta Adam”ın küllerinden doğacak Cumhuriyet’in temelleri 4 Eylül Sivas Kongresi’nde atarak “manda ve himaye”ye karşı büyük bir mücadele başlatılıyor. Ve bugün üzerinde özgürce yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri Sivas’ta atılıyor. Tam 102 yıldır bu inançla geleceğe bakan şehirde yeni bir heyecan yaşanıyor.

*

Tarihin akışını değiştiren Sivas Kongresi’nin 102. yılı münasebetiyle düzenlenecek olan etkinlikler kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sivas’ı ziyaret edecek, bu kapsamda dört gözle beklenen Ankara-Sivas YHT Hattı’nın, 24 yıldır restorasyonu süren Selçuklu Medeniyeti şaheserlerinden Gök Medrese’nin, kültürel hafızanın hayat bulacağı 250 bin metrekarelik Hamidiye Kültür Parkı (Sultan 2. Abdülhamid Han döneminde saraya at yetiştirilen tarihi haralar restore edildi) ile birlikte birçok eseri hizmete açacaktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın program yoğunluğu dolayısıyla bu açılışlar 29 Ekim’e ertelendi.

Fakat Sivas, “en emin belde” olmanın, millî mücadeleye başkentlik yapmanın, millî meclis işlevi görmenin, Cumhuriyet’in temelini atmanın coşkusunu yaşıyor.

Tarihiyle, doğal güzellikleriyle, kültürüyle, gastronomisiyle Sivas bizi çağırıyor.

 sivas bizi_bf6c78192ed860da81b7c428b8121f94.JPG

***

KÖYDEN KENTE GÖÇ DURDURULAMIYOR!..

Selçuklular döneminde merkezi nüfusu 120 bini bulan, çok canlı bir askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel ve ticari kimliğe sahip olan Sivas, Osmanlılar döneminde (Timur’un 1401 yılında şehri istilasından sonra yakılıp, yıkılan ve harap edilen Sivas, hızla güç ve nüfusunu kaybetmeye başlamıştır) içe kapalı bir görünüm almaya başlamıştır. Cumhuriyet’in kurulduğu ilk yıllarda elektriğe kavuşturulan 26 bin nüfuslu Sivas’a Demiryolu Hattı (1930), Elektrik Santrali (1934), Devlet Demir Yolları Fabrikası (1939), Çimento Fabrikası (1943) gibi önemli kamu yatırımlarının yapılmasıyla birlikte bir canlanma sağlanmıştır. Bu yatırımlarla birlikte değişik kentlerden kısa sürede Sivas’a 1000’e yakın aile göç etmiştir. Bunlarla birlikte şehir 93 Harbi’nden Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar gerek dışardan içeriye, gerekse içerden dışarıya bazı göçlere sahne olmuştur.

Büyük fabrikaların genişletilmesi, yeni birçok sınai tesislerin kurulması, Sivas nüfusunu 1950-1960 yılları arasında 52 bin 234’ten yüzde 79’luk bir artışla 93 bin 368’e yükseltmiş.

Daha sonraki yıllarda ihmal edilen Sivas’ta, 1970’li yıllardan sonra ise Travers Fabrikası, Süt Fabrikası, Sivas Demir-Çelik, SİDAŞ ve SİHAZ gibi kuruluşlarla bir canlanma sağlanmış, ardından ESTAŞ, KUMSAN, SETAŞ gibi sanayii tesislerinin kurulmasıyla şehir yeni göçler almaya başlamıştır. 1974’te Cumhuriyet Üniversitesi’nin açılması kararı ise Sivas’ın kentleşme hızını her geçen gün artırmıştır.

Türkiye geneline göre daha hızlı kentleşme eğilimine giren Sivas’ta kentli nüfus oranı 1997’de ise yüzde 56’ya çıkmıştır. Sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel ve psikolojik birçok

problem ortaya çıkaran bu göç olgusu 28 bin 488 km2 yüzölçümüyle Türkiye’nin en büyük illerinden olan Sivas’la âdeta özdeşleşmiştir.

Sivas, Anadolu’nun önemli bir coğrafi konumunda olmasına, sektörel olarak her türlü gelişime ve insan gücüne sahip bulunmasına rağmen; sanayisinin yeterince gelişmemesine paralel her geçen gün büyüyen göç problemi ile karşı karşıyadır.

Hızlı ve sağlıksız kentleşmenin yol açtığı problemler; çevrenin tahribi, fiziki plansızlık veya yerleşme düzensizliği, gelir dağılımında eşitsizlik, sosyal arızaların derinleşmesi, kültürel erozyon gibi başlıklar altında toplum hayatındaki çözülmeler meydana getirmektedir.

Kentlere göç etmenin en başlıca sebepleri ise sosyal güvence arayışı, daha mutlu bir yaşam sürme düşüncesi gibi nedenlere dayandırılmaktadır. Düzensiz kentleşme ve göçün ortaya çıkardığı problemlerin yoğun yaşandığı illerin başını çeken Sivas’ta otobüsle şehir içi ulaşım ilk defa 1945 yılında iki otobüsle sağlanırken, bugün kentin ticari ve ekonomik yapısının gelişmesiyle birlikte nüfusun köyden kente akışı, kalabalıklaşması, şehir içi ulaşımı her geçen gün zorlaştırmaktadır.

*

1980’li yılların ortasında Turgut Özal hükümetleriyle hızlanan köyden kente göç AK Parti Hükümetleri döneminde artarak devam etti. On yıllarca yaşanan bu büyük göç dalgası şehirlerin karakterini deforme ederken, özellikle çiftçilik ve hayvancılığı olumsuz etkiledi.

Sosyal hayattan kültüre, üretimden ticarete, demografiden mimariye kadar bir çok alanda bozulmalar yaşandı.

İşte bu bozulmaları yaşayan ve bir asra yakın süredir verdiği, son yıllarda taşradan aldığı plansız göçle birlikte büyük dönüşüme uğradı. Cıbıllar Parkı’ndan başlayan çevre kıyımı hız kesmeden medeniyetlerin geçit merasimi yaptığı şehri “beton tarlası”na dönüşürdü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemlerde sık sık gündeme getirdiği yatay mimari ısrarı anlaşılan o ki Sivas’ta fazla karşılık bulmamış. Göğü delen rezidanslar şehri pıtrak gibi kuşatmış. Bir zamanlar Mısmıl, Mundar ve Kızıl Irmak’ın kenarındaki bostanların yerini bu ucube yapılar işgal etmiş, etmeye de devam ediyor.

Taşradan kente göçün sonucu olarak değişen demografik yapıyla birlikte işsizlik ve hayat pahalılığı Sivas’ın dün olduğu gibi bugün de önünde en büyük problem olarak duruyor.

2020 sonu verilerine göre Sivas merkezde 382 bin 520, ilçelerde 253 bin 369 olmak üzere toplam 635 bin 889 kişi yaşamaktadır.

 649_7aa5d176f9f47517ef2a8cdd98669661.JPG

***

SİVAS AYNI DELİKTEN İKİ DEFA ISIRTILDI!..

Tıpkı 80 öncesi olduğu gibi 93’te tuzağa çekilen Sivas, “aynı delikten iki defa ısırılma”nın sıkıntısını aşmaya çalışıyor.

1980 öncesi vukû bulan “Alibaba Olayları”nda yaralar kabuk bağlamışken, ardından Temel Karamollaoğlu’nun belediye başkanlığı döneminde 2 Temmuz 1993’te yaşanan “Madımak” provokasyonuyla dünya gündemine oturan Sivas daha kendine yeni yeni geliyor.

Bütün sıkıntılara rağmen kadîm şehir Sivas’ın önü açık. Sultan Şehir anlatılanların ötesinde tarih, hoşgörü, gastronomi ve doğal zenginlikleriyle kabuğunu kırmaya çabalıyor.

Temeli 2008 yılında atılan Sivas Yüksek Hızlı Tren Hattı birçok ertelemenin ardından Sivas Kongresi’nin 102. yıldönümünde 4 Eylül 2021 Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı törenle açılacağı duyurulmuştu. Açılışlar 29 Ekim’e ertelendi. Uzunluğu 393 kilometre olan Ankara-Sivas YHT Hattı’nın devreye girmesiyle birlikte 12 saat süren Ankara- Sivas arasındaki seyahat süresi 2 saate düşecek.

Yüksek Hızlı Tren’in devreye girmesiyle birlikte büyük bir turizm potansiyeline erişecek olan Sivas’ta, bu önemli fırsatı değerlendirmek için milletvekilinden belediye başkanına, valisinden kaymakamına, yatırımcısından turizmcisine büyük görev düşüyor.

Yatırım, insan kaynakları ve tanıtımlara hız verilip, Sivas her yönüyle daha cazip hale getirilmeli. Aksi durumda Temel Karamollaoğlu bey, “Biz Sivas'a o kadar sahip çıktık ki şimdi hızlı treni getiriyoruz diyorlar. Ya mübarek hızlı trenin Sivas'a getireceği bir fayda demeyelim de kolaylık diyelim. Nedir o? Göçü hızlandıracak. Adam otobüsle gidip sıkıntı çekeceğine trene binip İstanbul'a biraz daha hızlı gidecek. Bu hizmet değil…” beyanatında haklı çıkar!..

 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement