Dolar (USD)
17.9589
Euro (EUR)
18.3139
Gram Altın
1030.95
BIST 100
2795.06
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

06 May 2021

Sahabeyi Cennete geciktiren neden: Neden mi?

İslam’ın üçüncü Halifesi Hz. Osman dönemiydi ve tozu dumana katan bir ticari deve kafilesi sakinlerinin şaşkın bakışları arasında Medine sokaklarında ilerlemekteydi.

Herkes gibi Hz. Peygamberin zevcelerinden Hz. Aişe de meraklandı ve kafilenin kimlere ait olduğunu sordu;

Abdurrahman Bin Avf’ın Şamdan gelen ticaret kafilesidir cevabını alınca Hz. Aişe’nin o anda Hz. Peygamberden rivayetle verdiği cevap çok ibretlikti ve bir o kadar da tarih içinde çok tartışıldı.

Hâlbuki Abdurrahman Bin Avf, Küreyiş kabilesinin Zühre oğullarından Hâris’in oğlu Abdulkâ’be Hz. Ebubekir yakın arkadaşlarım dediği sekiz kişiyi getirip Peygamber ile tanıştırdığı İslam’ı ilk kabul edenler arasındaydı.

Peygamber bu ilk buluşmasında onun adını değiştirmiş ‘Kâbe’nin kulu’ anlamındaki Abdulka’be olan adını ‘Rahman’ın kulu’ anlamında Abdurrahman olarak değiştirmişti.

Tüccar bir ailenin tüccar bir oğluydu, ticaret için sık sık Yemen’e giderdi.

Peygamberin Habeşistan’a gönderdiği Müslümanlar arasında yer aldı.

Medine’ye hicret ederken her şeyine el konulan her Muhacir gibi onun da hiç umurunda olmamıştı.

Peygamber, Medine’de ‘Sığınmacılar’ Muhacirler ve ‘Yerliler’ Ensarlar arasında kardeşlik ilân edince Abdurrahman Bin Avf’ın nasibine Ensâr’dan Sa’d Bin Rabî’i düştü.

Sa’d Bin Rabii Medine’nin zenginlerindendi, ‘malımın yarısını sana veriyorum. Eşlerimden birini boşayacağım, günü dolunca nikâhlarsın’ dedi.

Onun aklı başka bir şeydeydi; ondan sadece bir ip istedi ve pazarın yolunu sordu.

Pazarda sırtında günlerce hurma taşıdı hamallık yaptı, elde ettiği parayla da yakın köylerden peynir, yağ alıp pazarda sattı; ev kiraladı, evlendi, kendine çeki düzen verdi, kokular süründü ve Peygamberin huzuruna çıktı.

Peygamber olan biteni sordu, Abdurrahman anlattı ve Peygamber ona; ‘Allah’ım, Abdurrahman’ın malına, işine, ticaretine bereket ver, diye dua etti.

Abdurrahman’ın elini attığı her taşın altından adeta altın çıkar gibi işleri bereketlendi, zenginleştikçe zenginleşti.

Hem malıyla hem canıyla cihat etti

Bedir savaşında savaş alanında görünmeyince Peygamber; Abdurrahman nerede diye sordu. Sahabeden El Haris Bin el Samme yakındaki tepeyi gösterdi. Orada ve tek başınaydı, diye cevap verdi.

Peygamber, El Haris’i Abdurrahman’ın yanına gönderdi.

El Haris Abdurrahman’ın yanına varınca önünde yere devrilmiş yedi müşrik cesedi bulmuş, bunların hepsini sen mi öldürdün diye sorunca; burada duran Atra’a Bin Şarhabil ile bu ikisini; evet ben. Ama diğerlerini kimin öldürdüğünü görmedim, cevabını almıştı.

Uhut’ta ise Peygamber’i çember içine alıp koruyan grup arasındaydı; 21 yerinden yara aldı ve ayağına aldığı ok yarasından dolayı ömür boyu topal kaldı.

Bu da yetmedi; aynı savaşta malıyla da cihat etti esir düşen 30 Müslümanın fidyesini vererek onları Müşriklerden geri aldı.

Hicretin 6. Yılında Peygamber onu Roma İmparatorluğu sınırlarına Arap kabilelerinin bulunduğu Dumetu’l-Cendel’e 700 kişilik çıkarma birliğinin ‘Seriyyesi’nin’ başına komutan olarak atadı.

Abdurrahman sevincinden sarığını eğri bağlamıştı. Peygamber onu gördüğünde acelesini anladı ve onun sarığını bizzat kendi elleriyle özenerek bağladı ve son talimatlarını vererek onu yola koydu.

Üç gün içerisinde belde reisini İslam’ı kabule ikna etti. Ardından ahalinin birçoğu da İslam’a girdi. Belde reisinin kızıyla da evlenerek akrabalık bağı kurdu; savaşsız, çatışmasız Medine’ye geri döndü.

Hicretin 9. Yılında aynı bölgeye bu defa 30 bin kişiyle çıkılacak Peygamberin komutasındaki Tebuk ‘Gazvesinde’ seferinde; Abdurrahman Bin Avf yine günün gündemiydi.

Sefer öncesi Peygamberin bir gün arayla iki defa tekrarladığı bağış çağrısına her defasında en yüksek miktarlarla iştirak etti. İlk çağrıda ev masrafları hariç her şeyini vermişti. İkinci çağrıda, evine bıraktıklarını da getirip bağışladı.

Tebuk yolunda ordunun konaklama merkezinde bir sabah vaktiydi ve Peygamber ihtiyaç gereği alandan uzaklaşmıştı.

Peygamber geciktiği için ashabı, onun namazı da kıldıktan sonra döneceğini düşündü ve Abdurrahman Bin Avf’ın arkasında namaza durdular.

Namaz bitince Peygamberin eksik kalan rekâtı tamamlamak içi ayağa kalktığını görünce gördüklerine inanamadılar.

Onca yıldır Peygamber ilk kez bir sahabenin arkasında namaza durmuştu.

Ve Peygamber; ‘Allah bir ‘Salih kulun’ arkasında namaz kılmadan elçisinin ruhunu kabzetmez’ diyerek Abdurrahman Bin Avf’ın önemini bir kez de bu hadisiyle teyit etmiş oldu.

Çoğunluğu Arap kabilelerinden oluşan 40 bin kişilik Roma Ordusu Müslümanların karşısına çıkmaktan çekindi. Tebuk’tan savaşmadan zaferle dönem Müslümanlar, Şam’ın fethi için ilk temelleri de bu seferle birlikte atmış oldular.

Tebuk seferinden yaklaşık iki yıl sonra Allah’ın Resulü ebediyete intikal etti.

Müslümanların anneleri kabul edilen Peygamber hanımlarının bir başkasıyla evlenmesi ayetin hükmünce yasak olunca geçimlerini temin de yine Abdurrahman Bin Avfa nasip oldu.

Medine’nin en nadide yerlerinden Nâdiroğulları mahallesindeki arazisini kırk iki bin dinara sattı ve paranın tümünü Peygamberin zevceleri arasında pay etti.

Abdurrahman Bin Avf, 2. Halife Hz. Ömer döneminde seçilen 6 kişilik karar mercii heyet azalarından biriydi. İkinci Halife Ömer’in şehit edilmesinin ardından Halife olarak önerildi teklifi geri çevirdi; kendi yerine Hz. Osman’ı önerdi ve oyunu ondan yana kullandı.

Makam mevki sahibi olmaktansa Halifelere danışman gibi hizmet etmeyi yeğledi.

Hz. Ebu Bekir, Şam’ın fethi için ordu göndererek Peygamberin vasiyetini bir an önce yerine getirmek istiyordu.

Şam’dan gelen salgın haberleri üzerine Abdurrahman Bin Avf, “Bir yerde salgın olduğunu haber alırsanız oraya gitmeyin, salgın bulunduğunuz yerdeyse yerinizde kalın, kaçmak için başka yere gitmeyin. ” hadisini anlatarak seferi bir süre ertelemesini sağladı, Müslümanları muhtemel bir salgına duçar olmaktan kurtardı.

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde yaklaşık yirmi yıl gibi kısa bir sürede Şam, Irak ve akabinde İran fethi gelmişti.

İslam; Orta Asya, Uzak Doğu, Güney ve Kuzey Afrika ülkelerinde şimşek hızıyla ilerlemekteydi. Roma ve Pers imparatorluğundan miras altınlar, mücevherler; Şam’ın, Irak’ın, İran’ın zenginlikleri Doğuyu Batıya, Güneyi Kuzeye bağlayan önemli ticaret yolları İslam Hilafetinin kontrolü altındaydı artık.

Ve ne İslam’ın, ne de Müslümanların bağışlara ihtiyacı kalmıştı.

Abdurrahman Bin Avf’ın malı da arttıkça artmıştı.

Şamdan gelen ve Hz. Aişe’nin dikkatini çeken Abdurrahman Bin Avfa ait 700 develik ticaret kafilesi gelişen İslami gücün bir sonucuydu da aynı zamanda.

Nüfusu 40 binler civarlarında bir kente yüklü 700 devenin bir anda girdiğini düşünün.

Dönemin ağır taşıma aracı develerin günümüze kıyasla taşıdığı yükün de yaklaşık değeri, bir o kadar şaşırtıcı olmalıdır.

Hz Aişe’yi düşünceye iten neden de buydu; Peygamberden ‘Abdurrahman Bin Avfın Cennet’e emekleyerek girdiğini gördüm’ hadisini duyduğunu anlattı ve bu hadis, Abdurrahman Bin Avfın kulağına gitti.

Evet, ben de Peygamberden aynı hadisi duymuştum. ‘Cennete emekleyerek değil, yürüyerek ve koşarak girmek istiyorum’ dedi ve ticaret kafilesini malıyla devesiyle birlikte komple Medine ahalisine bağışladı.

İslam’a giriş sırasına göre bir derecelendirme yaptı. Herkese, derecesine göre değişen miktarlarda develerden ve deve yüklerinden pay dağıttı.

Bu paylaşımdan bir Muhacir ve İslam’a ilk girenlerden olarak Halife Hz. Osman’a da derecesine göre bir pay düşmüştü. Ve Hz. Osman, ‘Abdurrahman’ın malı berekettir’ dedi ve payını severek kabul etti.

O böylece hayatında üç kez malının yarısını, iki kez de tümünü Allah yolunda harcamış oldu.

Hadis ilminde kaynakların en muteberi olarak genel kabul gören Sahihi Buhari ve Müslim’de değil de Mezhep İmamı ve Hadisçi Ahmet Bin Hanbel’in El Müsnet’inde geçtiği için bu hadisin sıhhatinden şüphe eden âlimler olmuştur.

Ama bu değerli Sahabe yaşamış, bu hadiseler de yaşanmıştır.

Müslümanların rol modeli ve malların hesabını vermenin Abdurrahman Bin Avf bile olsa kolay olmayacağının canlı örneği olarak sonsuza kadar da yaşayacaktır.