Dolar (USD)
18.5413
Euro (EUR)
18.2921
Gram Altın
1014.069
BIST 100
3392.13
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

10 Şubat 2013

Protokol kurallarını darbeciler mi getirdi

Sivil toplum kuruluşlarında, siyaset arenasının idari bölümünde yer alanlar çoğu kez üyelerinin görgü ve protokol kurallarından habersiz olduğundan şikayet ederler. Üyelerinin usul erkan bilmemelerinden tutunuz, hiyerarşik yapıdan habersiz olduklarına kadar geniş bir çerçevede yer alır rahatsızlıklar.

Bu yapıların kapılarının herkese açık olması sonucu bu tür sorunlar çıkması normal. Tabii, ne kadar çok üye, o kadar çok güç ve prestij algı ve gerçekliğinden hareketle sivil ve siyasi teşekküller için böyle olmak da bir gereklilik.

Realitenin bu olması, sonuçları istenir ya da mazur gösterir değil elbet. Örneğin, siyasi bir organizasyonda mahalle temsilcisinin protokole geçip oturması hem görevliler için sıkıntı oluşturur hem de katılımcılar için. Ya da dernek üyesinin bu kimlikle yapacağı yanlışların, direkt teşekküle mal edilmesi gibiu2026

İşte durumun önemine binaen sivil toplum kuruluşlarında bazen, siyasi örgütlenmelerde sık sık, protokol ve görgü kurallarına dair hatırlatma ve bilgilendirme yapılır. Hatta bununla yetinilmez kişisel gelişim seansları düzenlenir. Partiler, vekillerine ve eşlerine, vekil danışmanlarına adab-ı muaşeret eğitimleri aldırır. Bu etkinliklere katılmak genellikle zorunlu, ama ücretsiz olur. Ancak, böyle ciddi bir çalışmanın tüm parti veya sivil toplum kuruluşu üyelerine ulaşması biraz zor. Çünkü bu tür etkinlikler hem maddi kaynak hem de profesyonel bir örgütlenme ister.

Milletvekilleri ve ailelerine yönelik görgü/nezaket, protokol kuralları eğitimlerinin aslında bir ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Her biri Anadolu'nun değişik bölgesinden, kültüründen, koşulundan gelmiş insanların böyle bir programa tabi tutulmaları bir gereklilik. Daha sosyalleşen yaşamlarında genel geçer kriterlere göre davranmasını bilmek, siyasetin açık arayan acımasız eleştiri mekanizmasından az hasarla çıkabilmeleri için oldukça faydalı.

Görgü ve protokol kurallarının bilinip uygulanmasını sadece bu çevreyle sınırlamak doğru değil kuşkusuz. Herkesin, bu konuda yeteri kadar bilgisi ve muamelata dönüştürecek kadar da hevesi olmalı. Sosyal hayatta düzenin sağlanması, özellikle bürokrasi ve siyasi arenada disiplinin korunması, laubaliliğin önüne geçilmesi için bu elzem. Ancak her konuda olduğu gibi bu alanda da suistimalcileri, abartanları görünce insanda bu kurallara karşı bile tavır oluşabiliyor. Üstelik bazılarının nezaket ve görgü kurallarını yalakalığa dönüştürmesi kişiliğini siliksizleştirmeye kadar varabiliyor.

Bu tiplere her yerde rastlayabilirsiniz. Kendilerine faydası olacağına inandıkları kişilerin yanında iki büklüm olanlar, hiçbir zaman inanmadıkları sözlerle uyduruk iltifatlarda bulunanlar, abartılı nezaket davranışları serdedenler hep bu taifedendir. Üstelik sadece kendi yaptıklarıyla kalmaz çevrelerindeki insanları da böyle bir zorunluluk içerisine sürüklemeye çalışırlar.

İşin kötüsü, böyle abartılı saygı gösterileri sonucu makam sahibinin buna alışması ve tüm muhataplarından böyle bir beklenti içerisine girmesidir. Neredeyse herkesten, her yerde saygı ve ihtiram göstermesini bekler hale dönüştürmesidir. Nitekim, bir vali protokol hatasını hazmedemediği için kameralar önünde insanları aşağılar, bir TV programcısı Atatürk posterinin bulunduğu ortamda bacak bacak üstüne atan genci adaba aykırı davranmakla suçlar.

Muamelat böyle olunca insan, ülkemizdeki adab-ı muaşeret yahut resmi protokol kurallarının hangi kriterlere göre belirlendiğini merak ediyor doğrusu. Osmanlı'nın son dönemlerinde, özellikle kadın dergilerinde, yeme içmeden, oturma biçimine; alkışlamadan, kullanılacak yabancı kelimelere kadar özenti bir adab-ı muaşeret dizgesi olduğunu biliyoruz.

Halkın, kuralları doğru bir şekilde anlaması için çoğu kez resimlerle anlatılan görgü kuralları ulaştığı noktalarda hemen kabul görmüştür. Nedense bu kurallar hep Batının yaşam biçimine göre tanzim edilmiş, referans olarak hep Batılı insanların davranışları gösterilmiştir.

Bu etki, sadece Osmanlı'nın son dönemleriyle sınırlı kalmamış, Cumhuriyet dönemine de intikal etmiştir. Batı tandanslı adab-ı muaşeret kurallarının girmediği alan, varlık göstermediği zemin kalmamıştır. Saat kaçta uyanılıp saat kaçta kahvaltı yapılacağına, kahve içme ve spor yapma saatine varıncaya, hatta nasıl gülüneceğine kadar tüm beşeri hayatı yönlendirmiştir.

Acaba böylesi bir taklitçilik üzerine kurulu, özenti, kompleksli tabana yerleşen görgü kuralları bu minvalde devam edip gitmekte midir; yoksa başka unsurlarla zenginleşmiş midir? Sözgelimi, yakın tarihimizde pek bir aşina olduğumuz darbelerin bu kuralların belirlenmesinde dahli nedir, ne olmuştur? Günümüzde bize protokol ve görgü kuralı diye dayatılan maddelerde bu etkinin oranı kaçtır? Bilhassa da 12 Eylül'ün, hayatın her alanında hissettiğimiz yaptırımı adab-ı muaşeret, resmi protokoller üzerinde nasıl ve ne şekilde etki etmiştir ve devam etmekte midir?

 
Advertisement Advertisement