Yedi Başak
Diyanet Vakıf

08 Nisan 2021

Pakistan'la nikahta keramet var

Pak insanların diyarında Hindistan’ın Lahor kentinde ikindi vakti mahşeri bir kalabalık,  tümsek üzerinde hitap eden bir Cihan şairi. 

Şair, şehitlerin kanının Allah katındaki değerinden söz ediyor, ağlıyor ve herkesi hüngür hüngür  

ağlatıyordu.

Mahşerde Hz Muhammed ile karşılaşmasını ve ona sunduğu bir hediyeyi tasvir ediyordu şiirinde. 

Bakın ne vardı sunduğu o hediye kutusunun içinde?

‘’Varlık bahçesinde binlerce gül lale var; Ama ne renk, ne koku... 

Hepsi de vefasızdır. Yalnız bir şey getirdim kutlanmıştır tekbirlerle 

Bir şişe kan ki, eşi yoktur namusudur, vicdanıdır 

Buyurun, bu Çanakkale şehidinin kanıdır.’’

Bu şair, Pakistan’ın bağımsızlık şairi Muhammed İkbal’di. 

1916 yılında Anadolu’yu işgale gelen batı ordularını Çanakkale’de durdurmaya çalışan Osmanlı askerine yardım için miting meydanında yaptığı konuşmaydı. 

Muhatabı kalabalık kulaklarındaki küpeleri, parmaklarındaki alyansları, kollarındaki bilezikleri, evlerindeki eşyalarını satarak elde ettikleri paraları atıyordu serilen sergilere.

Hindistanlı Müslümanların Osmanlı aşkı, o pürü pak insanların kurduğu ‘Pak İnsanların Diyarı’ olan Pakistan ile de devam etti. 

Hindistan’dan kopup Pakistan’ı kuran bu pak halk, Milli Mücadele yıllarında da paralar topladı, Ankara hükümetine ulaştırdı. 

Ve birçok etkinliğin en ön safında yine Şairlerin üstadı, mücahitlerin piri, bağımsızlığın milli kahramanı Muhammed İkbal vardı.

Çünkü bu aşkın temelinde miladi bin yılında Orta Asya’dan gelen Türk boylarının Hindistan’a yaptıkları seferlerde atılan sevgi tohumları vardı; bitmeyecek bir aşk, bir sevda vardı. 

Buharalı Memluk komutanı Sebük Tegin’in oğlu Sultan Mahmut ‘Gazneli Mahmut’ İslam’ı yaymak için 1001-1027 yılları arasında Hindistan’a seferler düzenledi. 

Orta Asya’dan Müslüman Türk boylarını taşıdı Hindistan’a yerleştirdi. 

Ve Hindistan’da ilk Türk yerleşkeleri kuran Sultan olarak tarihe geçti.  

Ardından gelen Delhi Türk Sultanlığı 1206-1413 yılları arasında Delhi’yi başkent edindi ve Pencâb’ın büyük kısmını, Multan’ı, Lahor’u, kuzeyde Gazne’ye kadar uzanan bölgeleri kontrolü altına aldı.

Seyyidîler, Lodiler ve Surî/Afganlılar derken Hindistan’ın kuzey kısmı, bunlar zamanında tamamen İslamlaştı. 

1526’da başlayan Hindistan İmparatorluk Hanedanı Temurîlere mensup Baburîler zamanında 17. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın başına kadar bugünkü Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Afganistan’ı tek yönetim altında birleşti.

1612 yılında bölgede ticari merkezler kurmaya başlayan İngilizlerin gelişine kadar Hindistan’da her şey güllük gülistanlıktı.

İngilizler, dinler ırklar arasında fitneler çıkararak, 'Böl ve Yönet' politikasını uygulayarak işe başladılar. 

1803 yılına gelindiğinde Pencap bölgesi dışında bütün Hindistan İngiliz etkisi altındaydı. 

İngilizlere karşı ilk direniş emareleri 10 Mayıs 1857'de baş gösterdi.

Direniş, kısa zamanda Meerut kentinden Delhi, Agra, Cawnpore ve Lucknow gibi kentlere sıçradı.

Onlarca yıl sürdü. 

Direnişin sadece son 10 yılında, İngiliz güçleri tarafından katledilenlerin sayısı 10 milyonu bulmuştu. 

15 Ağustos 1947 tarihinde Hindistan bağımsızlığına kavuştu.

Hindistan ve Pakistan diye iki devlet vardı artık. 

Pakistan da; birine Bin kilometre uzaklıkta Doğu Pakistan ve Batı Pakistan diye iki bölgeye ayrılmıştı.

İngiliz kışkırtması ve Hindistan desteğiyle iki Müslüman Pakistan yönetimleri arasında iç savaş patlak verdi. 

Savaş dokuz ay sürdü.

Çatışmalarda üç milyon kişi hayatını kaybetti, 10 milyon kişi de Hindistan'a sığınmak zorunda kaldı.

Ve savaş, 16 Aralık 1971'de Bangladeş’in bağımsızlığıyla sonuçlandı.

İngiliz derin aklının arkasında bıraktığı yıkımın faturası; milyonlarca ölü, dininden ırkından dolayı göçe zorlanan onlarca milyon insan oldu. 

İki yüz yıla aşkın bir süre zarfında Hindistan’ın tüm yeraltı zenginliklerinin sömürülmesi ise keselerine kar kaldı. 

Aradan geçen bunca zamana rağmen Pakistan, Bangladeş ve Hindistan halkları köklerini, adaletin nimetlerini, kadirşinaslığa vefayı unutmadılar, unutamadılar.

Soğuk savaş döneminde Rus tehdidine karşı imzalanan 1955 Bağdat paktı, 1974 Kıbrıs barış harekâtı, Doğu Akdeniz Mavi Vatan savunması ve Karabağ savaşı…

 Hepsinde Pakistan bilfiil, diğerleri de gönülleriyle yanımızdaydılar.

Karabağ’da iki devlet bir millet anlayışına bir çeltik daha atarak bu anlayışı üçleyen Pakistan; Aslına rücu ederek ve Rus korkusunu bir daha kırarak Türki Cumhuriyetlerin önünde bir rol model olmuştur. 

Pakistan ile imzaladığımız milli projeler son hızıyla devam ediyor. 

‘Milli Gemi Projesi, 30 ATAK helikopterinin satışı, Pakistan askeri teçhizat ithalatında üçe katlanan Türkiye payı, belki de ortak savaş uçağı ve daha nice ortak projelerle Pakistan asıl ait olduğu yere dönecek, Türkiye’nin Asya’daki sacayağı olacaktır

İstanbul İslamabad tren hattının hayata geçirilmesi, ‘Çin İpek Yolu’ projesinde Pakistan işbirliği 21. Asırda dengeleri değiştirecek atılımlardandır.

Doğu Avrupa’dan Karabağ’a, Karabağ’dan Pakistan’a, Pakistan’dan Katar’a, Katar’dan Somali’ye, Sudan’a ve Libya’ya uzanan hat üzerinde oluşan etkinliktir dünyayı korkutan.

Dıştan saldırılar, içten çelmeler normaldir, olacaktır da. Çok görmemek lazım.

Önemli olan kararlı olmaktır.

Ve de çok temkinli…