Dolar (USD)
18.5413
Euro (EUR)
18.2921
Gram Altın
1014.069
BIST 100
3392.13
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

16 Haziran 2021

On altı yaşında Fransız bir Divan şairi

Ey dost nâme-i gam ü ahzânımı oku

Tefsîr-i renc-i hâtır-ı giryânımı oku/ (Verne)

Kısacık ömründe ölümsüz eserler veren dahi bir şair: Charle Vernay... On dört yaşlarında Türkçeye ve Türk edebiyatına hayran olup şahsî gayreti ile altmış saatte Osmanlı Türkçesini öğrenir. Fuad Paşa’ya yazmış olduğu bir kasidede “Hudâ ki izn ile üstâdsız Türkiyâ öğrendim” der. Verne Divanı’nın dibacesini okuduğumda bu Fransız şaire hayranlığım daha çok arttı. Çünkü Verne, Türkçe yazmış olduğu divanının önsözünde Türkçe dışında Latin, Yunan, İngiliz, Alman, İtalyan, Yahudi ve Fars dillerini de bildiğini ifade eder. Şair, ne Fransızlar bu dahi şaire hak ettiği değeri vermiş, ne de Türk şiirinde arzu edilen rağbete erişmiştir. Yıllar önce Millet Kütüphanesinde Verne’nin divanını görünce şaşırmıştım. Bu günlerde hemşehrim Ali Emîrî Efendi’nin 1919 yıllarında neşretmiş olduğu Tarih ve Edebiyat Mecmuası’nı okurken, Verne ile ilgili ilginç bir hikâyeye rastladım ve onun da en az benim kadar bu Fransız şair ile ilgili merak içerisinde olduğunu gördüm. Kendi kütüphanesinde taşbaskı bir nüshanın bulunduğunu, şairin yazısının da şiirlerinin de oldukça güzel olduğunu ve divandaki şiirleri hayranlıkla incelediğini anlatır Emîrî Efendi. Bu merak Emîrî Efendi’yi Süleyman Nazif’e götürür ve bu şair hakkında kendisinden bilgi ister. Nazif ise o sıralar Viyana’da bulunan Abdülhak Hamid’e bir mektup yazarak kendisinden Vernay hakkında bilgi talep eder. Bir süre sonra Süleyman Nazif, Emîrî Efendi’ye yazmış olduğu mektubuna “Ammizâde-i fâdıl ve üstâd-ı müşfikim efendim” diyerek başlayan ve Abdülhak Hamid’den cevaben aldığı mektubu da dahil ettiği metni Emîrî Efendi’ye gönderir. Mektupta şu bilgilere yer verilmiştir: Bebek’teki bir yalıda ders aldığı sıralarda bu gencin İstanbul’a geldiğini ve İran’a gitti zamanlarda ise onun kısa bir süre İranda’da bulunduğunu öğrendiğini ifade eder. Şiirinin kendisi gibi genç olduğunu ancak şairin uzun bir ömrü olsa çok kıymetli eserler neşredebileceğini ve genç yaşta böyle bir dehanın kaybolmasından teessüf ettiğini söyler.

Charles Vernay, o yaşlarda yazmış olduğu divanında şark dillerini ve edebiyatlarını bilmemenin ilmî açıdan ciddi bir eksiklik olduğunu ve bu sebeple Osmanlı şiirini anlamak maksadıyla gösterdiği çabanın meyve verdiğini ve devrinde kendisini öven Branje, Papa, İran devleti vezirlerinden Ferruh Han, Müşir-i umur-ı hariciye Fuad Paşa gibi şair ve devlet adamlarının çıktığını ifade eder: Çok hüner-mendân-ı şark u ğarb medhim yazdılar/ Minnet olsun ki çok kibâr-ı mihribânı görmüşüm/ Hâcesiz on dört yaşında şair oldum Türkîde/Bin sipâs olsun odur ihsân-ı Yezdânım benim

Charles Vernay, eserinde kendi poetikasını da dile getirmektedir: “ Şi’r-i Türkî’de söylediğim ile dürr-i gazeliyât-ı Fârisîmi rişte-i aşk-ı hakîkiye ıslâk eylediğinden...” diyerek şiir yazmadaki maksadın kalpteki Allah sevgisini açığa vurmak olduğunu ifade eder. Türk kültür ve edebiyatını bir nebze de olsa Avrupa’da temsil eden Vernay, Osmanlı şiirine duyduğu hayranlığın neredeyse kendi milliyetini unutturacak sevide olduğunu şu mısra ile dile getirir: Kilki aldım ecnebî olmaklığım unutmuşum.” Çocuk denilebilecek yaşta bir Fransız şairin Allah’a karşı imanının da yüksek seviyelerde olduğunu yine şiirlerinden anlamaktayız. Vernay’a göre dünya asıl sevgilinin menzili değildir. Bu sebeple fani dünya ikliminde insan kendi canını iman ipliğine asmalıdır ki kurtuluşa ersin: Menzil-i cânân değil dünyâ ribatın olmasın/ Cânını iklîm-i hevâda rişte-i imâna as.

Vernay, “Gelecek ahdlere de şöhrete nutkum sedâ olsun” diyerek kısa ömrüne ölümsüzlüğü sığdırdığını ve yazdıkları ile gelecek nesillere sesini duyurduğunu ifade eder. Adeta bir Osmanlı kültür elçisi gibi olan Charles Vernay aynı zamanda milletlerin insani boyutta, şiir çatısı altında buluşabileceklerini kültürel bir ittifak gerçekleştirebileceklerini de göstermektedir. Bu sebeple Vernay, bir gazelinde duygularını doruk noktasına taşıyıp okuyucusuna hitap ederek şöyle der: Ey dost nâme-i gam ü ahzânımı oku/ Tefsîr-i renc-i hâtır-ı giryânımı oku/ Satr-ı vefâtım ile kodum temmetü’l-kitâb/Târih-i aşk-ı ömr-i perîşânımı oku.

 
Advertisement Advertisement