Dolar (USD)
17.9331
Euro (EUR)
18.4099
Gram Altın
1039.38
BIST 100
2864.25
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

29 Eylül 2021

Ölüm aşkına

Halk ölüm sandığı hoş-vuslat imiş ey Hakkî

Îd-i ekberdir o sanma ki memâtım geldi (İ. Hakkı)

Yağmurun tiril tiril sislerle tüllediği bir vakitte, vururken dalgalarını zihnim kıyılarına dünyanın, uzun bir sefere hazırlanıyorum. Sonsuzluğun dışında ama sonsuzluğa akarken hayatın kalbine ulaştığımda gözyaşlarını sulara gömen çocuklar görüyorum. Heyecanla kayarken yıldızlar gökyüzünde, ben yeryüzünde aşkın, sevgiyle sevgili arasında bir peçe olduğunu görüyorum...Ve dokunduğumda hayatın yüreğine, dünlerinin borcunu ödemek için yarınlarından ödünç alanları görüyorum.

Yekpâre geniş bir anın parçalanmış akışında giderken kendilerini uyutmak için çocuklarına ninniler söyleyen anne ve babalar görüyorum.. Gül bahçelerinde aşk şarkısı söylerken, Fuzûlî, Baķî ve Esrar Dede’nin sesini işitiyorum. Dolaşırken şehr-i Diyarbekr’in sur içindeki sokaklarını, şehrin mezarlıklarla bu kadar hemhal oluşu düşündürüyor beni. Ölülerini kendilerinden uzak tutan Batılı şehirlerin aksine Anadolu şehirleri daima mezarları ve ölüleriyle iç içe. Kadınlar ve çocuklar evlerinin balkonlarına açılan o manzarayı bir bahçeyi seyreder gibi irkilmeksizin seyrediyorlar. İşe giden veya işten dönen erkeklerin yolu mezar taşlarının arasından geçiyor. Sonra ve ilkin İstanbul... Her yer ölüm tefekkürü...Galata Mevlevihanesi’nden geçerken bir an durup Mevlana’yı dinliyorum... “Can çekişip duruyorsun, ölmeden önce sana kurtuluş yok, o halde öl de kurtul. Nasıl ki yüz basamaklı merdivenden iki ayak eksik olsa dama çıkamazsın. Yüz arşınlık ipte de biraz eksik bulunsa kuyudan su çekemezsin. Gemi, kaldırma gücünü aşan o son yük de yüklenmeden batmaz. Ölmediğin için can çekişmen uzadı. Ey Taraz mumu sabah olunca öl. Ama seni mezara sokan ölümle değil, nura ulaştıran, kemale erdiren bir ölümle öl.Toprak altın kesilince nasıl topraklığından eser kalmazsa böyle bir ölümle ölenin gamı da neşeye, ferahlığa döner. Gümüş bedenli güzeller seni avladı ya; ihtiyarlık yüzünden pamuk tarlasına dönen bedenleri de seyret. Nice parmaklar vardır ki ustalar, düzgünlüğüne gıpta ederler; ama sonunda o parmaklar titremeye başlar. Can gibi mahmur göz, görürsün ki sonunda görmez olur; o gözden sular akar. Aslanların safında yürüyen aslan yiğit, sonunda bir fareye av olur gider. Misk kokuları saçan, akıllar çelen kıvırcık, simsiyah saçlar, sonunda boz eşeğin kuyruğuna döner. Önce oluşunu, açılıp saçılarak meydana gelişini bir hoşça seyret, sonunda da ne hale geldiğini”. Sessizce başım önümde “Doğru söylersin Hazret” derim ve ölüm korkusu ölüm aşkına dönüşür birden.

Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında.” akarken sonsuzluğa ve hayatın yüreğine dokunduğumda baharı bağrında taşıyan kışı, uzaklara çok uzaklara dalan gözlerde ölümün çağrısını işiten şairleri görürüm. Ve Yunus, yüzyılların ardından sesini yükseltiyor satır aralarından... Biz dünyadan gider olduk/ Kalanlara selam olsun / Bizim için hayır dua / Kılanlara selam olsun...O selamı başım önümde tebessümle alıyor ve koşuyorum...Nefes nefese koşuyorum...Son zannettiğim başlangıca doğru koşuyor ve hadiseler nehrinin kenarından geçiyorum. Işıldayan bir yüzükle sağ elimi uzatıyorum...Ve ölüme yalvarıyorum: Ölümlü kelimelerin tozları yüreğime yapışmadan ruhumu içinde binlerce çığlık barındıran sessizliğinle yıka...

Ve ölüm annenin şefkatle yaklaştığını görüyorum...Sessiz sessiz. Sol kulağıma “ seni yeniden doğurmak için geldim” diyor. Tebessüm ederek onun sağ kulağına eğiliyor ve “ Yaratıcıdan başka her şeyi olanlar, O’ndan başka hiçbir şeyi olmayanlara gülüyorlar” diyorum. Tebessüm ediyor ve ölüm, sessizce bir sırrı fısıldıyor: “ eleysallâhu bikâfin Ǿabdeh”