Dolar (USD)
17.9244
Euro (EUR)
18.3482
Gram Altın
1031.48
BIST 100
2785.16
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

01 Mart 2022

Öldürmenin ölümü

İçimden daima bir ırmak geçtiği için olsa gerek hiçbir kin yerleşemiyor. Malum. O ırmağın suyu da gökten. Gök denizinden. Herkese ait olmak ve paylaşmak gibi üst düş ve duygulardan kaynıyor.

Bilirsiniz; su yerleşmeyi, yaşamayı, yaşama sevincini kendisine çeker. Herkes kendince ve kimseye zarar vermeksizin ve hatta fayda vererek yaşasın gitsin ırmağıdır bu…

Bana yakışıyor bu duygu. Sana da yakışır. Fakat herkesten çok bir küresel güce ne çok yakışırdı! Güçlüler vicdanlı olmadığı ve kalmadığı için kendine yakıştıramıyor bunu. Onların içinden böyle bir ırmak geçmiyor. Kuraklık ve bencillik akıyor onların coğrafyasından. Uzak ve masum halkların zenginliklerini varlıklarının devamı ve biraz da kendi halkları için çalıp çırpmaya devam ediyorlar. Onların iç-dış ırmakları petrol, altın eriyiği ve masum kanı akıyor. Yaşama sevinci yaşatma sevincine dönüşmüyor. Onun yerine öldürme sevinci duyuyorlar.

Bana nefret etmeyi öğrettiler.

Kin duymayı.

Öğrettiler.

Derken Şubat’a bakıyorum. Yine 28’i çekip getirmiş önüme. İşte o içi ırmaksız, zamanın yerli güçleri tarafından uğratıldığım zulümleri hatırlıyorum. Tam unutacağım. Dışarıda, Ukrayna’da bir kapışma, bir öldürme sevinci telaşını görünce yine hatırlıyorum. Yine diyorum aynı soy-suzluk. Yine en masumlar öldürülecek. Yine sadece koşup oynamak, bastonuyla tın tın yere vuracak olanlar, yine havlar miyavlar, yine bir “seni seviyorum” cümlesi öldürülecek. Yine paylaşmak, karşıdakini öncelemek, diğerkamlık öldürülecek. Yine. Yine.

Biliyorum. Hiçbir şey bu kadar basit değil. Kadının doğurduğunu erkek öldürüyorsa eğer, bu dünya döne döne küresel despotizme dönmüşse ve üçe çıkan küresel güçten biri kim vurduya değil, ben vurdum’a gidiyorsa… Üç olmaz, teke tek iki güç olsun. Toplanın, birleşiverin de ey milletler birini yok edelim. Büyük İnsanlık Kavgamız yüce sükunetine ersin. Büyük paylar iki devletin, pardon devlerin, diğerleri de onaycı bencil cücelerin olsun diyorlar.

Bütün çektiklerimizin dış sorumlusu ve iç sorumlusu bu kafalar… Küresel güçler, onların

ağzına bakarak şımarıp yaltaklanan yöresel güçler ve yerel güçsüzlükler…

Hatırladım işte yine 28 Şubat’ı. Zaten diğer medyatik 28 Şubat mağdurları kadar bahsetmediğim için kınanıyorum.

Diyorum ki; içimden daima bir ırmak geçtiği için olsa gerek hiçbir kin yerleşemiyor. Malum. O ırmağın suyu da gökten. Gök denizinden. Herkese ait olmak ve paylaşmak gibi üst düş ve duygulardan kaynıyor.

Gece baskını. Baştan aşağı talan. Mahremiyetimizi çirkin söz ve tavırlarla çiğneme. Tacizkâr tutum. Kitap ve kitap olacak defterlerimizi çuvallara basma. Gözaltına alınma, hepsi küçük, biri emzikli çocuklarımdan ayırma. Göz bağı. Parmak izi. Bitmeyen çapraz sorgulamalar. Sırf halkımın yaşam kalitesi artsın için hikmet söyleşileri yaptığım ve adı-sanı-etiketi-ötekisi olmayan, cemaatsiz, tarikatsız bir toplum oluşturma çabamıza rağmen “halkı ayartan bir terörist olduğum iddiası”yla tutuklanma...

Hiç unutmuyorum. 28 Şubat’ta albay sorgulama sonrasında elimdeki kağıt mendildeki karalamalarıma baktı. Mendile: "önce mimlediler, sonra fişlediler, şişlemeseler bari" yazmıştım. Artık düşürüldüğümüz durumla alay ediyordu ruhum. Hayatımda bu dizeler kadar gerçekçi bir "şiir" yazdığımı hatırlamıyorum. Batı Çalışma Grubu’nun albayı bu şah eserini görünce reddetti. Gereksiz bir nezaketi vardı. “Hiç olur mu Ayşe hanım?!” şeklinde gereksiz cümleler sıraladı. Kızgın ve şaşkındım. Düşürüldüğümüz durumla alay edecek soğukkanlılığı nerden edinivermiştim, bilmiyordum. Depremzede, Vanlı bir er vardı gözaltı nöbetini tutan. Tutuklanma sebebim olan hikmetleri onunla paylaşmaya başlamıştım bile...

Bizim hayatımızda silah bırakma emri, güne ve her şeye başlangıç olan meşhur cümlemizden ileri gelir. Bismi'llah ir rahman ir rahim/sevgisi, merhameti sınırsız, sonsuz Allah'ın adıyla....

Her besmele, sevgi ve merhametin yeryüzündeki eli, kolu, hareketi, yol alması, seve, okşaya, teselli ede, eksiğini gediğini gidererek, tutup kaldırarak, çömelip birlikte ağlayarak, bi’ ucundan tutarak, karşılık beklemeyerek, gülümseyerek, iyilik için davranarak, üşenmeyerek, ne gerekiyorsa diyerek, ben de varım diyerek yaşamalıyım düşüncesini verir. Silahsızlık tembihidir besmele! Sevgiyi kuşanmak, merhametle donanmaktır. Günlük, anlık, içe ve dışa barış hatırlatması. Güne ve her şeye sevgi ve merhametle başlayan bir geleneğin hiç teröristi olur mu... Olanları kınıyorum. Onların din-ciğ-inden değilim diyor, reddediyorum.

Bilakis adalet ve merhametin biricik güvencesi olmalıyız.

Ha, ayrıntılardan bir tanesi de şu: Kimi yakınlarım onların da başlarına bir şey gelir diye beni aramamış, sormamışlardı bir “geçmiş olsun” için. Dört bir yanım Dosttu fakat! Götürüldüğüm binanın önünden kovuluyorlar fakat gitmeyen, "Bizi de içeri alın!" diyen arkadaşlarım vardı. Ne ilginç; içeri alınmadan bir gün evvel, dostlarla Yusuf Sûresi’nin muhabbetinde idik. "Herkes eziyet çekiyor, hapislere konuluyor, biz neden dışarıdayız" diye kederliydik. Akdenizli dostlarım bilirler. Şahsi olarak başıma gelenleri derdimi onurla sakınmamdan dolayı çok dile getirmesem ve davanın tabii seyrinin cilvesi olarak nitelendirsem bile, en çok çocuklarımın, kitaplarımın ve defterlerce yazdıklarımın mağdur edilmesine üzülmüştüm. Çocuklarım, onların çocukları gibi, masumdu. Emzikli olan vardı.

Kitaplarım oradan oraya atılmayı ve çuvala basılmayı hakketmediler. Belki kitap olacak değerde ona yakın defterim Akdeniz toprağına defnedilmeyi, kaybolup gitmeyi hak etmedi.

Bunlar oldu. Bu kendisinden, özünden nefret eden, şımarık, kimliksiz, gözü küresel büyüğünde olan yöresel güçler olduğu sürece yine olur.

Her 28 Şubat bir öncekini aratıyor. Her 28 Şubat masumiyetin her anlamda (siyasi, ekonomik, askeri ve sair) kendine sahip çıkmakta geç kaldığını, başkasına oranla masumsa da kendi içinde bu anlamda suçlu olduğunu söyleyip geçiyor. Geçmiyor. Aynı eksikliğimizi son defa uyarır gibi, bir daha, bir daha söylüyor.

Susuyor, eğilip önüme en azından kendi yapabildiğimin en iyisini yapmaya bir daha azmederek kederimle baş kaldırıyorum.

Ne kadar farklı düşünürsek düşünelim, birbirimizi sevmek, o ırmağa birlikte yerleşmek, insanlıkta kenetlenmek zor günlerin eseri olmamalı. Zor günlerin tetiklediği birlik, kolay günlerce dağılmamalı…