26 Eylül 2021

Nuşirevan'dan daha az adil değilim!

Müslümanların Doğu Akdeniz tecrübesini yaşamaya başladıkları dönemdir. Resul-i Ekrem’in (sav) vefatının üzerinden 5 yıl geçmeden Şam fethedildi. Bütün civar toplulukların gözü-kulağı Şam'daydı: İslam nedir, nasıl bir dindir? İslam’ın Dimaşk’a, Şamlılara ne vereceği, neyi götüreceği konusu merak ediliyordu.

İnsanlar böyle düşünürken Halife Hz. Ömer de Batı’yı İslam’ın asil yüzü ile tevhid dininin adaleti, hakkaniyeti, merhameti ile tanıştırmak arzusundaydı. Halife Ömer(ra) Şam’da yaşanacak her türlü olumsuzluğun İslam’a, Rasulullah’a mal edileceğinin bilincindeydi. Onun için, “Dicle kenarında bir kuzu kaybolursa, onun hesabı Ömer’den sorulur” demişti.

Bu sebeple Hz. Ömer Dimaşk’a en güvendiği, dostu Sa’d bin Ebu Vakkas’ı ra. Vali olarak tayin ederek, Rasulullah’ın davetinin daha uzaklara taşınmasını arzu eder.

Lakin başlangıç istemediği bir olaya sahne olur:

Sa’d b. Ebu Vakkas ra Vali olarak atandıktan sonra haklı olarak Şam’ın en uygun yerine bir Mescid inşa etmek ister. Ama istediği yer Şamlı bir Yahudi’ye aitti. Yahudi arsasını vermek istemese de Vali Sa’d, Yahudi’ye bedelini ödeyerek orada Mescid yapmaya karar verir.

Yahudi’yi üzgün gören Müslüman komşusu sebebini sorunca, Yahudi:

Vali Sa’d, satmak istemediğim halde bana ait olan arsaya el koydu, bedelini bana ödeyip yerine Mescid yapacak, der.

Müslüman komşusu Yahudi’ye, “Medine’ye git,durumu 

İslam Halife’sine anlat” der. Aklına pek yatmasa da başka çaresi kalmadığı için devesine binip Medine’ye gider. 

Günler sonra Medine’ye ulaşıp Halife Hz. Ömer’in huzuruna varan Şamlı Yahudi: Şam’dan geldim, Valiniz Sa’d’dan şikâyetçiyim,der.

Halife Ömer (ra) Yahudi’yi dikkatlice dinler.

Şamlı Yahudi: Valiniz Sa’d,satmak istemediğim halde bana ait arsayı bedelini ödeyerek kamulaştırdı ve arsamın yerine Mescid yapacak, der. Halife Ömer, duruma çok üzülür ve aklından adeta, Ben Şam hakkında ne düşünüyorum, güvendiğim valim ne tür icraatlarda bulunuyor! diye geçirir.

Ömer ra gelen Yahudi’ye ikramda bulunduktan sonra Şam Valisi Sa’d İbn Ebu Vakkas’a içinde, “Ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” yazılı kısa bir mektup gönderir.

Yahudi, hayal kırıklığı içinde Şam’a döner, çünkü bu kısacık notla Valinin ikna olacağına inanmıyordu. Bir de bu yüzden Valinin gazabına uğrayabilirim endişesiyle mektubu valiye vermek istemez.

Yahudi’nin Medine’den döndüğünü öğrenen Müslüman komşusu, Halife Ömer’in tepkisini sorar. Yahudi, üzülerek durumu anlatır ve böyle basit bir mektubu Valiye vermek istemediğini söyler.

Müslüman komşusu, Yahudi’yi ikna edip valiye gönderir. Şam Valisinin huzuruna çıkan Yahudi, Halife’nin gönderdiği deri parçasını Valiye verir.

Vali mektupta yazılan tek cümleyi okuyunca, sapsarı kesilir ve titrer.
Sonra başını kaldırıp, “Arsanız size geri verilmiştir” der…

Yahudi hayret ve merak içinde; “O bir tek cümlede ne vardı ki sizi bu kadar sarstı?” der.

Vali Sa’d b. Ebu Vakkas ra başlar anlatmaya:

İslam’dan önce ben ve bugün Halife olan Ömer, 200 deve ile ticaret için İran’a gitmiştik. Zorba bir çete develerimize el koydu. Çaresizdik, oradaki bir hana gittik. Durumumuzun iyi olmadığını fark eden hancı sebebini sordu. Biz de Hancıya başımıza geleni anlattık. Buna çok üzülen Hancı, “Gidip Kralımıza durumu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder” dedi. Biz de Nuşirevan adındaki Kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Bir mütercim şikayetimizi krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatlice dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve “Olayı inceleteceğim, siz memleketinize dönün” dedi.

Üzgün bir şekilde Han’a döndük. Durumu hancıya anlattık.

Hancı: burada bir hata var,gelin beraber krala gidelim, dedi.

Hancıyla birlikte kralın huzuruna çıktık. Hancı durumu Kral Nuşirevan’a anlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.

Kral çok hiddetlenmişti ve önceki mütercimi çağırttı. Ona çeşitli sorular sordu. Aldığı cevaplar kralın öfkesini arttırmıştı. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi ve“Akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabah olunca memleketinize dönün, ama giderken biriniz doğu kapısından,biriniz de batı kapısından çıkın” dedi.

Bir şey anlamadan Kralın huzurundan ayrıldık.

Akşama doğru 200 devemiz geldi. Olan biteni hancıya sorduk. Hancı anlattı: Sizin develerinize el koyanlar Nuşirevan’ın oğlu ile veziriydi. Bunlar bir çete kurup garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış ve sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme ederek kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben gelip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlamadım,sabah olsun anlarız, dedi. 

Hz. Sad, o günleri yeniden yaşarcasına anısını anlatmaya devam ediyor:

O gece handa kaldık. Sabah olunca ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm. Halk toplanmış seyrediyordu.

Kim bunlar, diye sordum?

Oradakiler: bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu, diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arab’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de idam etmiştir.

Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan tercümanın asılı olduğunu gördük.

İşte Hz. Ömer seninle gönderdiği deri parçasının üzerine, “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim”yazarak, adaletsizlik yaparsam, insanlara zulüm edersem başıma nelerin geleceğini hatırlatıyor.

 
Advertisement Advertisement Advertisement