Advertisement Advertisement

23 Şubat 2021

Ne okumasak

Adalardan birinde kaldığım yılları tekrar gelecekmiş umuduyla hayal ederken gözlerimin bir perde ile birden görüş mesafesizliğine takıldığını söylemeliyim. Neden mi? Adı belli ama burada zikretmeyeceğim bir gazete adalar için basılıyor gibiydi adeta. ‘Hangi adaya gitseeem karşımda bu ga-ze-teee…’(besteli okuyunuz)yi görüyordum. Taşralı adalılar, elit adalıların deyimiyle “dacik”ler, ayakçılar hariç her bir elit adalıya 3 adet lafebesi gazetesi düşüyordu. Düşüyor yani… Dava desteği için çocuk ve torunlarına da alıyor olmalılar. Bir pankart edasıyla açılmış gazetelerin arkasındaki duyguyu çok yakından tanıyorum. İzmir’li çocukluk ve gençliğimin maruz kaldığı o yüzlerin ikizleri olarak...

 (Daha size her Cuma gecesinden başlamak üzere çevreyi rahatsız edecek şekilde onuncu yıl marşını sonuna kadar açarak miks miks sabahlanan ada gecelerinden bahsetmedim. Onun da zamanı gelir.)

Hatta bir gün adaya dönüyorum. Tam karşısına oturduğum için son derece rahatsız olan bir adalı gazetesini açtı, gazetesinin orta kıvrımını neredeyse burnuma değirecek şekilde bir güneşliği çeker gibi ortamıza çekti. Hiç tanımadığı, -tanısa dostluk duygusundan gebereceğinden emin olduğum şahsımın değil belki ama- öfke duyduğu karşıtını ister istemez temsil ettiğim için benim varlığıma dayanamıyordu belli ki. Olmayan ruhunun hiçlikle homurdandığını vapurun formika kenarlıklı koltukları bile duydu. Bütün mesele eşarbımdı. Elindeki gazeteyle birebir zıt bir perdeydi bu başörtüsü. Yok. Bütün mesele inancımdı. Yok. O da değildi. Dinim? Kim bilir nasıl anla(ma)dığı masum dinim… Bilmem. O da değil nihayetinde… Bütün mesele hayata bakışımın yanlış anlaşılmasıydı. Yok, yok. E napalım, doğru anlasındı! Bu da değil. Aslında hiç ötekileştirilmeyenin berikini sonuna kadar ötekileştirmesiydi. Tarihi ve küresel bir yargı hakimdi vapurdaki o ana. Geçim derdi dururken bu geçimsizlik te ne anlamında çığlıkları cama çarpan martılar da şahit! Haydaa! Bu cümle ne şimdi? Acaba bu gazete yazsını iptal mi etsem. 

Bir gazetenin kahvaltı sinisinin kirlenmemesi için kullanıldığı yılların çocuğu olarak, hayali bir kompartıman duvarı veya işte bir perde olarak kullanıldığını da görmüş oldum. O an elimde burnuma sürtülen bu gazetenin tam karşıtı olarak yayın yapan diğer gazete olsun isterdim diyemeyeceğim. Çünkü hayatını övme ve sövmeye kapatmış, kimliksiz ve özgün olmayan bir kavga biçimini onaylamıyorum. Fakat bunu hayal ettim. Hayalimde perde olarak çekilmiş iki gazetenin manşetleri ve yazıları birbirine karışıyor ve en nihayet biz karşımda bana durduk yerde kinini kabartan kişi ile perdeleri indiriyor, kıvırıyor ve atıyor ondan bundan konuşuyoruz. Üstünde simit yeme seçeneğimiz de var. 

Bu hayalin hep hayalde kalma durumu var tabi. Gerçeği o kadar kolay değil.

Artık “ayrımcılığa son” diyenlerin ayrımcılığı başlattıklarına inancım tam. Belli bir söylemi ezber, tekrar ve ısrar edenlerin o söylemi ne kadar eylemediklerini görmekte gecikmediğimiz zamanlardayız. Şöyle de yapabiliriz. Ne söyleniyor, yazılıyor, çiziliyorsa onun tersi yapılıyor, ediliyor…

O yüzden, şu anda bir gazete yazısı yazıyor olsam da, genel olarak gazete olgusuna neredeyse bir lüzumsuzluk olarak bakmaktan kendimi alamadığımı, bir olay olay laga lugası, yorum baskısı ve guya entelektüel cazgırlıkla esas gündemden uzaklaştıran "nemim/e"* olarak baktığımı yeniden hatırladım. Bana göre genel olarak faydaya yönelik tasarruf edilmeyen, daha çok bir toplumsal ayrışma aygıtı... İstisna mistisna hikâye. Her zaman istisnalar hariç dediğimiz herhangi bir konu bizim için zararı faydasını geçmiş bir konu demek değil midir? 

İstisna olalım o zaman! Hodri meydan! İstisna olup kaideleri bozalım. Yerdiğimizi yapmayalım. Göğe çıkalım.  Yerdiğimizin tam tersi bir durulukta varlık gösterelim yani…

Biraz daha ileri gideceğim. Bağışlayın. Gazete okumayan bir toplumun daha iyi olacağına inancım tam...

*Sözlükte "hafif ses, gürültü, söz taşıma" anlamına gelen nemîme, dini bir kavram olarak, kırıcı, üzücü ve dargınlığa sebebiyet veren sözleri birinden diğerine taşıma demektir. Türkçe'de buna koğuculuk denilir. Söz taşıyan kimse.