Dolar (USD)
17.9332
Euro (EUR)
18.2795
Gram Altın
1023.52
BIST 100
2913.3
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

30 Haziran 2021

Müzmin Çaresizlik

Allah kimseyi çaresiz bırakmasın. İnsanoğlu çaresiz kalınca her şeyi yapar. Yalana sarılır, gayrı meşru yollara sapar, rotasını şaşırır. Rotasını şaşıran insanda ahlak, değer, etik gibi kavramlar alt üst olur. Bu kavramlar alt üst olunca insan, insanlığını kaybeder, hayvanlardan dahi sudûr etmeyecek rezilliklere imza atar. Her ne kadar biyolojik olarak insan kalsa da davranışsal açıdan hayvandan daha aşağı bir mertebeye düşer. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin.

Bu temel tespiti neden yaptığımı az çok tahmin etmişsinizdir. Son günlerde yaşadığımız iki olay bu satırları yazmaya bizi icbar etti. Birinci olay Katar’dan gelecek öğrencilerin Türkiye’de sınavsız okuyabilecekleri yalanının tam da üniversite sınavlarına girme arefesinde bulunan gençlerimizin gözünün içine baka baka söylenmesi... İkincisi ise Oda TV tarafından yapılan yalan haber. Yani “KADEM yurdundan çok sayıda silahın çıktığı” yalanı.

Her iki yalan haberin aslının ne olduğu ortaya çıkarıldığı için bu noktaya temas etmeye gerek duymuyorum. Esas üzerinde durmak istediğim konu, siyaset psikolojisi açısından ana muhalefetin ve yavru muhalefet gruplarının Türkiye’de içine düştükleri psikiyatrik durum... Bilhassa ana muhalefet, Türkiye’de öylesine çaresiz bir durumda ve iktidarı meşru yollardan elde etmeye öylesine uzak ki, bu çaresizlik kendilerini her türlü gayri ahlaki yolu deneme noktasına getiriyor.

Eski Türkiye’de yerleşik düzen ya da statüko bir iktidardan hoşnut değilse modern ya da post modern bir yöntemle, askeri darbe yaparak/yaptırarak iktidar değişikliği sağlıyordu. Yeni Türkiye’de bu pek mümkün gözükmüyor. En azından 15 Temmuz denemesi boşa çıkınca bunun artık geçerli bir yol olmadığını tecrübe ettiler.

Eski Türkiye’nin bir diğer iktidar değişikliği sağlama yöntemi ise, iktidarı medya kanalları eliyle başarısız göstererek ya da ideolojik bakımdan ötekileştirerek, kendilerince gayrimeşru ilan edip yıpratmak ve erken seçime zorlamaktı. Yeni Türkiye’de medya, el ve alışkanlık değiştirdi. Yerleşik düzen artık medya gücünü iktidar devirmek için kullanamıyor. Ne kadar yalan haber üretirse üretsin, ne kadar taraflı yayın yaparsa yapsın artık bu da tutmuyor.

Bugünlerde her iki yöntemden de medet bulamayan muhalefet, iktidarın yanlış politikalarına odaklanmak, bunları eleştirerek kendisinin daha iyi bir teklifi olduğunu öne sürerek değil, çamur atarak, yalan üreterek, hakaret ederek, itibar suikastları yaparak halk nazarında prim toplamaya çalışıyor ki, Allah düşmanımı bile böyle bir çaresizliğin içine düşürmesin. Bir eski dostumuz derdi ki “En kötü siyasal düzen, muhalefetin iktidar umudunu tamamıyla kaybettiği düzendir.” Gerçekten de Türkiye’de ana ve yavru muhalefet hem dinamizmini, hem iktidarı elde etmeye dönük inancını, hem enerjisini, hem de umudunu kaybetmiştir.

Bunları okurken şu soruyu soracağınıza adım gibi eminim: “Peki iktidar yorulmadı mı? İktidarın hiç mi yanlışı yok? İktidar hiç mi yıpranmadı ya da yanlış yollara sapmadı?” Elbette bu soruların tamamına tarafsız bir gözle baktığınızda olumlu cevap vermek mümkün değil. Ancak muhalefetin yetersizliği ve kalitesinin son derece düşük oluşu, iktidarın hatalarının görmezden gelinmesine sebebiyet veriyor. Bir iktidarın en büyük şansı ve en büyük şanssızlığı, her yönüyle kifayetsiz bir muhalefete sahip olmasıdır. Bu durum bir siyasal iktidar için, iktidarının devamlılığı açısından hem çok büyük bir şans, diğer taraftan daha kaliteli eleştiri ve teklifler alamadığı ve kendisini beklenen ölçüde yenileyemediği içinde büyük şanssızlıktır.

Gerek Oda TV’nin yalan haberinde, gerekse Katar’dan gelecek öğrencilerle ilgili yalanda, ülkede iki şeyin çöktüğünü görüyoruz. Birincisi medya etiği denen şey allak bullak olmuştur. Habercilik ve gazetecilik ahlakı ayaklar altına alınmıştır. İkincisi ise muhalefet, yalan denilen gayrı ahlaki yönteme sarılarak iktidarı yıpratma yoluna gitmektedir. İtibar suikastı ile iktidar devrilemeyeceğini artık birilerinin bunlara anlatması gerekiyor. Sözcü Gazetesi, Oda Tv gibi karanlık medya odaklarının ürettikleri yalan haberlere sadece sahil kenarlarına birikmiş ve kafasını kuma gömmüş, aklını Yılmaz Özdil, Uğur Dündar gibi şark kurnazlarına kiraya vermiş sözde Kemalist, sözde çağdaş ve sözde aydın kesim itibar ediyor. Bu kesim ise Türkiye’de halkın ancak yüzde 10’unu oluşturan tuzu kuru kalabalıktan ibaret. Toplumun geri kalan kısmı ise bu yalanlara arkasıyla gülüyor ve itibar etmiyor. Allah ne iktidarı, ne muhalefeti bu duruma düşürmesin. Amin.