Müslümanlar için yeni bir "Milat" olsun!
Türkiye’nin kabuğunu kırmaya başladığı o zor yıllarda adını duymaya başladığımız Milat Gazetesi’nin hangi amaçla kurulduğunu, Ali Adakoğlu bir röportajda söyle özetliyordu; “Bu ülkede söyleyecek sözü olan, duygu ve düşüncelerini aktaracak mecra arayan herkesin gazetesi.”
On yılı aşkın süredir yayın hayatına devam eden Milat Gazetesinin
geldiği noktayı görünce Ali Adakoğlu’nun ne demek istediği daha net anlaşılıyor.
Gelenekle bugün arasındaki kalın duvarı yıkıp bu derin temelin üzerine sağlam
bir köprü inşa etmeyi amaç edinen Milat Gazetesi’nin, bu güne kadar sürdürdüğü
yayın politikasıyla görevini hakkıyla yerine getirdiğine şahitlik ediyoruz.
Bu Ülkenin bir evladı olarak şahitliğimizi ileri bir noktaya taşımak ve bugüne
dair cümle(ler) kurmak amacıyla, Allah’ın nasip ettiği ölçüde haftalık köşe
yazılarıyla karşınızda olmayı niyaz ediyorum.
Söylemek istediklerimi edebi çerçevede ve edep dairesinde ifade etmeye
çalışacağım bu köşe için şahsıma güvenenlerden, vesile olanlardan Allah razı
olsun. Kelimelerin de Rabbi olan Allah, hayırlara vesile kılsın. Doğrudan, Hak’tan,
hakikatten ve himayesinden ayırmasın. Bütün
mevcudatın lisân-ı hal ile Bismillah dediği gibi ‘Bismillah’ diyerek
başlayalım.
***
Müslümanlar olarak ekonomik, siyasi, içtimai ve ruhsal manada ciddi
sıkıntılarla karşı karşıya olmadığımız söylenemez. Bu nedenle bir başlangıç
yazısının içini fazlasıyla dolduracak ve seçim yapmanın kolay olmadığı çok
fazla dünyevi gündeme sahibiz. Fakat dünya işlerine kısa bir ara verdiğimizde
ve emaneti yüklenen Mümin sıfatını taşıdığımızı idrak ettiğimizde dünyevi
sorunlarımızı unutturacak cinsten sorunlarla/sorumluluklarla karşı karşıya
kaldığımızı da görürüz. Üstelik dünyanın güzellikleri ardına gizlenen ve
maalesef bize gösterildiği kadarını bilebildiğimiz bu sorunların neredeyse
tamamı Müslümanlarla ilgili.
Mevcut dünya düzeni bu sonucu oldukça kolaylaştırıyor ve kısa vadede
değiştirilemeyecek maddelerle bu düzensizliğin devamını sağlıyor olsa da
Türkiye, Batı’nın kendi mabedinde düzenin değişmesini yüksek sesle dile getirebilen
ve Osmanlı üzerinden dünyaya sunduğu medeniyet fikriyle başka bir dünyanın
mümkün olabileceğini kanıtlamış tek Ülke.
Türkiye’nin bu çabalarına rağmen geçtiğimiz kasım ayında Doğu Türkistan’da
karantinadaki bir apartmanda onlarca kişinin yanarak vefat etmesi, hepimizin
içini, önü alınamaz bir yangın yerine çevirdi. Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin
bedenleri, bizim ruhumuz; Batı’nın ise tüm insan hakları söylemleri yandı ve
hatta kül oldu. Yangında yakınlarını kaybeden Şerafet Memeteli’nin “Bugün
annemi kaybettim, belki yarın siz kaybedersiniz” sözleriyle yüreğimizdeki
yangın tamamen kontrolden çıktı.
Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılagelen zulüm, işgal, soykırım,
sömürü gibi insanı hedef alan her türlü fiilin; Kudüs’te, Doğu Türkistan’da,
Bosna Hersek’te, Yemen’de, Afganistan’da yaşananlardan güç alınarak yapıldığını
biliyoruz. O zaman bu zulümlere ses çıkarmayanlar, şimdi kendi zulümlerine
sessiz kalan dünyanın keyfini çıkarıyorlar. Batı’ya ve yine Batı’nın
tanımlamasıyla ‘uzak doğuya’ bu dayanaklardan yeni bir tane daha inşa ettirilmesine
hem Müslümanlar hem de 21.yüzyılın ortak küresel değerlerini kabul eden samimi ülkeler
izin ver(e)memelidir. Batı’ya, kaybettiği tüm samimiyet testlerine rağmen
insanın insan olduğu için değerli olduğunun bir kez daha hatırlatılmasında
fayda görüyoruz.
Bu hatırlatma öncesinde, dünya üzerinde zulme yeltenenlerin menşeine baktığımızda,
bunların aynı zamanda düzensizliğin kurucu ülkeleri olduklarını, kaotik ortamın
devamlılığından beslenen küresel ekonominin dokuz canlı sahipleri olduklarını
görüyoruz. Bununla beraber bir Müslümanın slogan peşinde koşmaması gerektiğini
de Allah’ın nice az ve güçsüz olanı, çok ve güçlü olan karşısında galip
getirdiğini de hatırdan çıkarmıyoruz. Çünkü bu ikisi arasındaki seçimimiz
ölçüsünde kalp akış hızı grafiğimizin yükselen tepe noktaları belirleniyor;
bazen Doğu Türkistan, bazen Kudüs bazense başka bir Müslüman Ülke…