Dolar (USD)
16.7832
Euro (EUR)
17.4971
Gram Altın
976.05
BIST 100
2443.77
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

08 Aralık 2021

Milli Tarih Şuuru ve gençliğimiz

Tarih dediğimizde akıllara uçsuz bucaksız bir umman gelmeli. Bundan dolayı tarih öğrenimini kolaylaştırmak için tarihi olayların yaşandığı çağların sınıflandırılması yapılır. Okullarımızda tarih dersi de önemli bir yer tutmaktadır. Tarih dersi zorunlu olduğu için öğrenciler çalışıp bu dersten geçer, iyi notlar da alırlar. Ancak bugün gençler üzerinde küçük bir araştırma yaparsak Tarihi sevmiyorum. Çok sıkıcı geliyor gibi sözleri duyarsınız. Peki bunun nedeni nedir? Bu sorunun cevabını arayamaya çalışalım.

Orta okulda tarih, sosyal bilgiler dersi ile gençlerin dimağlarında yer etmeye başlar. Lise çağında ise dersin adı Tarihtir artık. Tarih zorunlu olarak bütün sınıflarda doğrudan veya dolaylı olarak okutulur. Tarih kitaplarında nedense hep siyasi tarih öğretilir. Osmanlı tarihi özelinde de bu durum değişmez. Hep devletin savaşları, barışları, anlaşma maddeleri vs. gibi kavramlar uzun uzadıya anlatılır. Bu durum tarihin ezbere dayanan bir ders olduğu düşüncesinin zihinlerde oluşmasına sebep olur. Osmanlı tarihi derslerinde öğrenciler nedense hep kuruluş ve yükselme devirlerini ilgi ile takip ederler. Çünkü başarılar vardır, fetihler gerçekleşmektedir. Ama ne zaman dersin konusu duraklama ve gerileme devirlerine gelse birbiri ardına gerçekleşen savaşlar, kayıplar, anlaşmalar, anlaşma maddeleri işlenir durur. Sınavlarda sorulduğu için de öğrenciler bu savaşları anlaşmaları ezberlemek ihtiyacı hissederler. Sınavlardan sonra da bu ezberlerinin büyük kısmını unuturlar. İşte tarih ezbere dayalı öğretildiği için öğrencilerin büyük kısmı bu dersi sevmiyor. Sahi bizim ecdadımız hep savaştı mı? Hem anlaşmamı yaptı? Hiç mi medeniyet kurmadı? Hiç mi kültürünü yaşamadı. Tabi ki hayır.

Tarihimizde Ecdadımız yani atalarımız yeri geldiğinde savaş yaptı, ama yeri geldiğinde de medeniyetinin değerleri gereği çeşitli yapılar inşa etti. Camiler, mektepler, imaretler, külliyeler, kütüphaneler, aşevleri, kervansaraylar, bilim merkezleri ile şehirleri mamur hale getirdiler. Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u kılıçla fethetti, ilimle, mimari ile sanatla ve hasılı şehri İslam medeniyetinin güzellikleriyle de süsledi ve âbad eyledi. İstanbul’a dünyanın önemli ilim merkezlerinden alimlerini davet etti. İlim yuvaları, mektepler medreseler mimari şaheserler inşa ettirdi. İstanbul dönemin bilimde, sanatta, mimaride dünyanın en önde gelen şehirlerinden biri oldu. Kılıçla fetihler yapan ecdad ilimle ve maneviyatla da o şehirlerle birlikte gönülleri fetheyledi. Ecdadımız gittiği yerlere İslam medeniyetini götürdü, Osmanlı medeniyetiyle tanışan beldeler huzur buldu, ferah buldu, refah buldu. Yani geçmişimiz hep savaşmadı, imar etti, inşa etti, mamur etti. Şehirlerde vakıflar kurdu, vakıflarla halkının derdi ile hemhâl oldu ve onların sorunlarını çözdü. Selçuklu ve Osmanlı’dan günümüze kadar isimleri gelen 52000 vakıf kuruldu. Niçin? Tabiki de bütün canlılar ve yaratılmışların en şereflisi olan insan için.

Atalarımız insana değer vermesini bildi ve Yunus Emre’nin yaradılanı severiz yaradandan ötürü düsturunu benimsedi. İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın öğüdünü kendisine rehber etti.

Bunun için gittiği yerlerde gönüller fethederek asırlarca hakim olduğu beldelerde huzuru temin etti. Bu örneklerle birlikte gençlerimize tarih şuuru vermek için tarih derslerinde siyasi tarihin yanında sosyal tarihin de iktisat tarihinin de kültür ve medeniyet tarihinin de okutulması gerek.

Okutulsun ki gençler mirasçısı ve mensubu olduğu medeniyetten ve onun şekillendirdiği zengin kültüründen haberdar olsun. Mümkünse tarih dersleri tarihi olayın yaşandığı coğrafyada anlatılsın veya görsel olarak desteklenerek olayın hafızlarda daha iyi yer edinmesi sağlansın.

Gençlerimiz sadece tarihteki ünlü komutanları askerleri değil, tarihine yön veren ilim adamlarını, mimarlarını, sanatçılarını, fikir insanlarını da tanısın, bilsin, öğrensin. Afşin Bey- Bamsıbeyrek- Aksungur’u bildiği kadar Şeyh Edebaliyi de bilsin. Cezzar Ahmet Paşa’yı bildiği kadar Lagari Hasan Paşa hakkında da bilgi sahibi olsun. Tiryaki Hasan Paşa’yı öğrendiği kadar Mimar Sinan’dan ve onun eserlerinden haberdar olsun. Barbaros Hayrettin Paşa’yı bildiği kadar, Mevlana’dan ve Yunustan İbrahim Hakkı’dan feyiz almasını bilsin. Gazi Osman Paşayı bildiği kadar Itriden Dede Efendiden de malumatı bulunsun. Elhasıl geçmişle bağını kursun. Tarihini tamamen kurgu olan ve yönetmenin ve senaristin insafına kalmış dizilerden değil de kaynağından okusun. Bunun için de Osmanlı Türkçesi öğrenerek ecdadının dilini bilerek, ecdad yazısı belgeleri okuyarak tarihini birinci el kaynaklardan öğrensin. Gençlerimiz ecdadını tanısın, ta ki onların bu dünyada yaptıkları büyük ve önemli çalışmalar kendilerine ilham olsun. İlham olsun da geçmişi iyi bilerek, geleceğe daha emin adımlarla ilerlesin. Böylelikle gençlerin istenilen tarih şuuruna sahip olmaları sağlansın. Genç hazine demektir. Hazinemize sahip çıkarsak geleceğimize sahip çıkmış oluruz...

 
TDV sağ
Advertisement Advertisement