15 Eylül 2021

​Mehmet Akif ve düşünce dünyası

Devleti asker korur, siyasetçi kurar, sanatçı tahkim eder. Asker yer gösterir, siyasetçi binayı diker, sanatçı şekil verir. Koruduğu devletin yönetimini siyasilere tevdi etmeyen asker, yönetimini sanatla buluşturmayan siyasetçi ve ürettiklerini milletinin, devletinin, insanlığın çıkarına yöneltmeyen sanatçı hastalıklıdır. Bu sebeptendir ki her savaşı mutlaka bir düzen, her düzeni de mutlaka bir duyarlılık takip eder. Bugüne kadar ne kurtarılmış bir memleketi ilanihaye askerin yönettiği bir anlayıştan ne de devletin gücünü yukarılara taşımak için sanat ve edebiyattan yararlanarak onu sahip olduğu medeniyetin zenginlikleriyle buluşturmayan bir zihniyetten başta kendisi olmak üzere hiç kimseye fayda gelmemiştir, bundan sonra da gelmeyeceği açıktır.

Dışarıdan bakıldığında her ne kadar sanat ve edebiyat siyaset, bürokrasi ve askeriyenin yanında önemsiz gibi görünse, onlara nazaran kuvvetsiz addedilse bile Valery’nin dediği gibi “ten deriye değil, derine aittir” ve derin, bütün gücünü tenden alır. Sanat ve edebiyat hayatın tenidir. Bünyesini güçlendirmek için ondan yararlananlar, onu vücudunun koruyucusu addedenler hep kazanmıştır. Yine bu sebeptendir ki sanatı ve edebiyatı gelişmiş, kendisi geri kalmış hiçbir devlet yoktur. Yine bu sebeptendir ki şöyle bir bakıldığında dünyanın en güçlü ülkeleri sanat ve edebiyatı da güçlü olanlardır. Steinbeck’siz, O Henry’siz, Jack London’sız bir ABD nasıl dünyanın süper gücü olacak idi? Shakespeare’siz, Dickens’sız, Show’suz bir İngiltere dünyanın nasıl sömürge gücü olabilirdi? Gittiği beldeye Shakespear’i miras bırakmayan bir İngiltere bu beldelerde varlığını nasıl bu kadar uzun süreli koruyabilirdi? Fransız İhtilali de bütün dünyayı şekillendiren ulusçuluk hareketleri de Fransız Ansiklopedistleri ve Aydınlanmacıları ile Molliere’lerin, Racine’lerin, Hugo’ların eseri değil midir biraz da? Kant’sız, Goethe’siz, Nietzsche’siz  bir Almanya Avrupa’nın taşıyıcı gücü olabilir miydi? İtalya biraz da İlahi Komedya’sıyla, İspanya biraz da Donkişot ile yok değil midir? Ve Rusya, gücünü baştan beri biraz da Çehov’a, Dostoyevski’ye, Tolstoy’a borçlu değil mi? Bugün Ortadoğu’nun iki belirgin gücü olan Türkiye’yi Yunus’u, Fuzuli’si; İran’ı Sadi’si, Firdevsi’si ayakta tutmuyor mu? Ve yine aynı yoldan gidersek Çin güçlü bir sanat ve edebiyat oluşturmadıkça hiçbir zaman süper güç olamayacak, diğerleri de…

İşte bütün bunlardan dolayıdır ki Türkiye’nin sanat ve edebiyat değerlerine her fırsatta sahip çıkması, onları gözü gibi koruması, onların düşüncelerini nesilden nesle aktarması gerekiyor. Yine bu yüzdendir ki Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli gibi Selçuklu ve Osmanlı hazinelerine olduğu kadar Necip Fazıl ve Mehmet Akif gibi Türkiye Cumhuriyeti menbalarına da eğilmesi, onların düşünce pınarından kana kana içmesi iktiza ediyor.

Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi başkanı olan Mehmet Sait Uluçay’ın Mehmet Akif ve Düşünce Dünyası adlı kitabı Orion Akademi tarafından yayınlandı. Bir sanat ve edebiyat aşığı olan Uluçay, bu kitabında benzerlerinden farklı olarak Milli Şair’in düşünce dünyasına ışık tutuyor. Altı bölümden oluşan oldukça hacimli bu eserin belki de en çarpıcı tarafı beşinci bölümde yer alan “Akif’in Düşünce Dünyası ve Bazı Kavramlar”dır. Elbette Akif’in hayatının anlatıldığı birinci bölüm, İstiklal Savaşı yıllarında Akif’in yaşadıklarının anlatıldığı ikinci bölüm, Mısır’a zorunlu göçünün yer aldığı üçüncü bölüm, vefatına yer verilen dördüncü bölüm ve sanatıyla eserlerinin tahlil edildiği altıncı bölümde de yazarın kendine özgü, hacimli ve nitelikli görüşleri var. Ancak şairin düşünce dünyasında yer alan belli başlı kavramların analize tabi tutulması, dijital cenderede hızla eriyen dilimizin hem kendini korumasının hem de yeniden yeşermesinin bir fırsatına dönüştürülebilir. İçinde, dönemin fikir hareketlerinin de bulunduğu bu kavramların o günün bağlamında bugünün zihniyetiyle yeniden teşrih edilmesi hem kavram analizi hem de kavramların bizatihi kendi nüvelerinin ve çağrışım alanlarının yeniden tasavvur edilmeleri bakımından bir hayli önem taşıyor. Osmanlıcılık, Türkçülük, Adem-i Merkeziyetçilik, İslamcılık, Asricilik benzeri kavramların hem o gün nasıl anlaşıldığı ve insanların zihninde nasıl bir yere sahip olduğu hem Mehmet Akif’in iç dünyasındaki akisleri hem de bugünün insanı için ne anlam ifade ettiği/etmesi gerektiği Uluçay tarafından özenle işlenmiş ve bir anlamda bir kelime antropolojisi şeması ortaya çıkarılmıştır. Kitabın en güçlü ve Mehmet Akif’e yönelik olarak yazılmış eserlerden farklı tarafı burası gibi görünüyor ve bu fark, milli şairimizin iç dünyasına daha derinden nüfuz etme bakımından da Türk düşünce tarihi bakımından da oldukça önemli.

Kitap, Mehmet Akif severler dışında, düşünce tarihçilerinin, edebiyatçıların da istifade etmesi gereken önemli bir kaynak ancak keşke bütün o değerli görüşlerin yekpare ifade edildiği ve ucu açık bazı konuların formüle döküldüğü, kitabın hüküm mercii olan bir “Sonuç” bölümü de eklenseydi. İşte o zaman kitap kelimenin gerçek anlamıyla ve amiyane tabirle tadından yenmezdi. Bu harika çalışması içim Mehmet Sait Uluçay’ı kutluyor, bilvesile yeni çalışmalara ilham kaynağı olmasını umuyorum. Bu hacimli eserin, Akif’i anlama gayreti içinde olan genç nesillere yeni ufuklar açacağına olan inancımı da ayrıca belirtmek isterim.

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement