Dolar (USD)
15.9174
Euro (EUR)
16.8585
Gram Altın
941.013
BIST 100
2393.61
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

03 Ekim 2016

Lozan

Cumhurbaşkanı Erdoğan gündemi belirlemese halimiz harap.

Lozan Antlaşması ile ilgili sözleri, küllenmiş bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.

Aslına bakarsanız Lozan bizim için bir antlaşmadan öte bir siyasi figür politik bir put haline gelmişti.

Lozan Anlaşması'nın üstünde İsmet İnönü'nün imzası, Mustafa Kemal'in de onayı var diye bırakın anlaşmanın içeriğini konuşmayı bir kesim bu anlaşmaya bir alacak verecek meselesinden öte farklı anlamlar yüklemeye bile çalıştı.

Koca koca tarihçiler dururken benim burada Lozan Antlaşması ile ilgili kalem oynatmam en hafif tabiriyle haddimi aşmak olur.

O yüzden genç bir kardeşiniz olarak antlaşmanın beni neden ilgilendirdiğini kısaca sizlerle paylaşmaya çalışayım. Bugün bizler kesinlikle Kurtuluş Savaşı şartlarını yaşıyoruz. 100 yıl sonra yaşayacak olan nesiller belki de bu günleri -tıpkı biz 1915 dönemini nasıl konuşuyorsak- aynı şekilde konuşacaklar.

Biz bugün Çanakkale Şehitleri'ni nasıl rahmetle, saygıyla alıyorsak 100 yıl sonra oynanan büyük oyunun bir parçası olacak 15 Temmuz darbe girişimi gecesi canlarını vatan için feda eden 242 kişi de bu şekilde anılacak.

Peki, biz Kurtuluş Savaşı'nda böylesine şanlı bir mücadeleyi vermiş millet olarak işin mücadele boyutunu konuşuyoruz da neden sonrası bıçak gibi kesiliveriyor?

Eğer benim ceddim canını seve seve feda edip vatan toprağını korumuşsa bundan kazanılacak ya da kaybedilecekleri sorgulamak benim en doğal hakkım. Sizin de hakkınız.

Dedim ya ben tarihçi değilim sizin de kolayca ulaşabileceğiniz Lozan Anlaşması'nın sadece 17. maddesine baktığımda bile insanın anlamakta zorlandığı bir tablo ortaya çıkıyor.

Mısır ve Sudan üzerindeki haklarımızdan vazgeçtiğimiz belirtiliyor o maddede. Hatırlatayım ki bu hak maddi bazı haklar, madenlerin çıkarılması ve vergilerin ödenmesi türünde haklar.

Biz bu haklardan vazgeçtiğimize göre orada var olduğumuzu düşünürsek bugün şu soruyu kendimize kolayca sorabiliriz: Sudan nire, Türkiye nire?

19 ve 20. maddelerde Kıbrıs'ı kendi elimizle İngilizlere verdiğimizi görüyorum. Peki, şimdi soruyorum: Kurtuluş mücadelemiz ile Kıbrıs'ı İngilizlere vermemiz arasında bir bağ kurabiliyor musunuz?

Anlatmaya çalıştığım şey şu; uzman olmaya gerek yok. Tarihçi olmaya gerek yok.

Bu antlaşma bizim sahada kazandığımız maçı masada kaybettiğimiz anlamına geliyor.

Karşıma rasyonel bilgilerle çıkacak olan varsa tartışırız. Ama bu konuyu gündeme getirdiğimde hakaretleri ardı ardına sıralamaktan öte geçemiyorlar.

Bunu konuşmak senin haddine diyorlar ama ne kaybettik ne kazandık diye tartışmıyorlar bile.

Çünkü Lozan'ı putlaştırılmış durumdalar.

Lozan Antlaşması'nın sonuna doğru geliyoruz. Buradan antlaşmanın süresi biter bitmez bütün sözler unutulacak anlamı çıkmamalı. Tabii ki her şey günün şartlarına göre şekillenecek. Ama biz kanla kazandığımız vatan toprağını mürekkeple başkasına vermiş oluyoruz ya! İşte bana koyan da bu.

 
Advertisement Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement