Dolar (USD)
17.9359
Euro (EUR)
18.3125
Gram Altın
1028.899
BIST 100
2795.06
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

17 Mart 2021

Libya, Yemen, Mısır; Yeni bir asır.

Suudi Arabistan ilişkilerinde olumlu işaretlerden sonra Mısır’dan da benzer adımların gelmesi Arap ülkelerinde bilindik tavırlardandır.

Taklit ve rekabet içgüdüsü yani.

Önceleri ilk tepki veren Mısır olur, ardından diğerleri Mısır’ı taklit ederdi.

Anlayacağınız ‘Ağır Abi’ Mısır’dı.

Arap Baharından sonra köprünün altından çok sular geçti. Suudi Arabistan ve BAE Mısır dış politikası üzerinde çok büyük söz sahip oldu.

Şimdilerde Katar hariç, Mısır ve Arap Körfezinin büyük ‘Ağır Abi’si Suudi Arabistan’dır.

Suudi Arabistan’ın ve BAE’nin Türkiye’ye bakış açılarının değişmesinde Yemen ve Yemen’de yaşananların çok büyük payı vardır.

Batağa dönen Yemen, Suudi Arabistan ve BAE’yi yutmak üzeredir.

Suudi Arabistan ittifakının Yemen’e müdahalesinin üzerinden 6 yıl geçti. İttifak, Yemen’de bir arpa boyu bile yol almış değil.

İran destekli Husiler Yemen’de yüzde sekiz gibi bir azınlığa sahipler.

Ama yine başkent Sana’dalar, yine en önemli kentleri işgal veya kuşatma altında tutuyor, yine sadece Yemen içinde değil Suudi içlerine kadar uzanıp istedikleri yeri havadan ve karadan vurup kayıp vermeden dönebiliyorlar.

Suudi ittifakının işi şimdilerde çok daha zor.

Amerika’nın yeni başkanı Joe Biden, Yemen’deki operasyonlara destek vermeyeceğini açıkladı.

Bu da; Amerika’nın hava desteğini keseceği, hava saldırılarında istihbarat bilgilerini paylaşmayacağı anlamına gelir ki; Suudi Arabistan ve BAE’nin Yemen’de elini kolunu bağlar.

İran’ın Husilere sunduğu füze ve silahlı insansız hava aracı desteği, sahadaki askeri komuta kademesi, Suudili ve BAE’li müttefikleri Husiler karşısında çaresiz bırakıyor.

Yemen batağında oklar hep Mısır ordusunu gösterdi durdu.

Gel gör ki Mısır, 1962 Yemen müdahalesinin yaralarını hala sarabilmiş değil.

Mısır ordusu, İsrail savaşlarından edindiği savaş tecrübeleri, Arap ülkeleri ve Sovyetlerden aldığı limitsiz yardımlar sayesinde o dönemde bölgesinin en önemli askeri gücüydü.

Yine de Yemen, Mısır’ın Vietnam’ı oldu.

Mısır 1962’de girdiği Yemen’den 1970 yılında çıkıncaya kadar akla karayı seçti; on bine yakın askerini kaybetti, askeri itibarı bitti, ekonomisi çöktü.

Ezcümle; Suudi Arabistan ittifakının Yemen’den sağ kurtulmasının tek bir yolu var o da;

Yemen’de Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile koşulsuz işbirliğine girmektir.

Yemen’deki durum, Suriye örneğinin üç beş gömlek geri bir modelidir.

ABD, Rusya, Suriye ordusu ve yandaşı İran milis güçleri, Lübnan Hizbullah’ı, Iraklı milisler, Pakistan ve Afganistan’dan getirilen milisler...

Deaş’ı, Hizbullah’ı, PKK’sı, YPG’si de işin cabası.

Tamamı aynı cephede, Türkiye ise bir başka cephedeydi ve Türkiye tek başına hepsinin üstesinden gelmeyi başardı.

Yemen’de perde gerisinde İran; ellerinde İran’ın klasik ve çok da işe yaramaz füze ve SİHA’larıyla Husiler ve Lübnan Hizbullah’ı var.

İşin doğrusu şu ki;

Suudi Arabistan ve BAE ilişkilerinin yumuşamasının, Mısır’ın da ‘kabulümdür’ dercesine onay vermesinin ana gayesi; Yemen’de Türkiye ile bir ittifak zemini arayışıdır.

Kesin üstünlük sağlayacak yeni bir oyuncunun sahaya müdahalesi; Yemen’de akan kanın durmasının, barışın gelmesinin tek yolu olarak görülüyor.

Yemen’in karşı kıyısı Somali’deki Türk Hava, Kara ve Deniz Üsleri Yemen çıkarması konusunda Türkiye’ye doğal olarak eşsiz bir üstünlük sunuyor.

Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan savunması yapan, Sudan’da stratejik Sevakin adasında üs kurma hazırlıklarındaki bir Türkiye’nin Somali’den sonra atması gereken kaçınılmaz adımlardan birisi de Yemen’de akan kardeşkanını durdurmaktır.

Yemen tarihinde İslam öncesi katliamların bir benzerinin 21. Asırda yaşanması çok içler acısı bir durumdur.

Hristiyanlığı kabul eden Yemenlilerin Yahudilerce nasıl dik ve yüksek yamaçlardan atıldıkları, nasıl toplu katliamlara maruz kaldıkları tarihte unutulmaz bir gerçektir.

Kur’an’da ‘Ashabı Uhdut’ adıyla anılan bu katliamlar tarih sayfalarına silinmez bir leke olarak kazınmıştır.

Yemen’e savaşsız, kan dökmeden giren ilk din, barış dini olan İslam’dır.

On altıncı yüzyılın başlarına kadar da Yemen barış içinde yaşamıştır.

1514’lü yıllarda Kızıldeniz Hint Okyanusunda Portekiz tehlikesi baş gösterince de işte Yemen’e, o meşhur Osmanlı müdahalesi gelmiştir.

Osmanlının Yemen’e çıkarması Mısır’ı fethinden sadece birkaç yıl öncesindedir.

Mısır’da o dönemde Türk asıllı Memluklular yönetimi vardır ve Osmanlı Memluklu ilk fiili teması da bu yıllardadır.

Osmanlının 1514’te Mısır’ın Kızıldeniz girişinde Süveyş kentinde donanma inşa etmesi, 1516 yılı başlarında da Yemen denizine giderek Kemeran adasında askeri yerleşke kurması, kale inşa etmesi Cihanşümul devlet olma yolunda attığı en önemli adım olarak değerlendirilir.

Doğu Akdeniz’den Sudan’a, Sudan’dan Somali’ye birer inci gibi dizilmiş Türk askeri varlığının Yemen ile taçlanması Türkiye’yi, Uluslararası süper güçler ligine taşır.

Libya ile Kuzey ve Orta Afrika’nın kapılarını aralayan Türkiye’nin Yemen öncesi, Mısır ile sıcak ilişkilere girmesi tarihi bir tekerrürdür.

Abbasi Hilafeti döneminde devletin bekasını tehlikeye atacak derecede artan İran etkisine karşı denge unsuru olarak Türklerin getirilmesi; ülke içinde çıkan isyanların bastırılmasında, Bizans üzerine Anadolu’ya yönelik seferlerde Türk komutanların görev alması…

1514’lü yıllarda Yemen’e sefer…

1519’lu yıllarda Cezayir’i, 1551’li yıllarda Libya’yı İspanyolların istilasından kurtarmak için Osmanlı desteği…

İslam tarihinde ilahi bir misyon olsa gerek

Suudi Arabistan veya BAE’nin Yemen’de İran tarafından yutulmasını önlemek, Körfez’in kolay lokma olmasını engellemek, ilişkilerin normalleşmesinden çok daha önemlidir.

Ayrıca, hem İslam âleminin bekasının, hem de Türkiye Cumhuriyetinin bir üst lige yükselişinin ön şartıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinden ve inancından kaynaklanan misyonunu Adalet, eşit koşullarda rekabet, Uluslararası Hukuktan kaynaklanan haklarının muhafazası, mazlum halkların daha adil bir dünyada yaşamalarını temin için sonuna kadar çaba göstermeye devam edecektir.