Dolar (USD)
18.4745
Euro (EUR)
17.8299
Gram Altın
968.817
BIST 100
3260.15
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

07 Ağustos 2022

KPSS mağduru bir baba ile sohbet

“Sınav İptali”ne yol açan KPSS skandalı her meselenin önüne geçmiş gibi.

Gittiğim her yerde bu mesele açılıyor.

Gençlerin büyük bir bölümü “Devlet Memuru” olabilmeyi kendileri için bir çıkış yolu olarak görmekte

İki aşamalı bir sınav;

Öncelikle, KPSS’den yüksek puan alacaksın, ardından “mülâkat”ı geçeceksin.

Bunun için de “sağlam tanıdıklara” ihtiyacın olacak!

*

“Sınav skandalı”nın ortaya çıkmasından bu yana, bize ulaşıp tepkilerini dile getirenlere sonuna kadar destek veriyorum.

Haklarını teslim etmeye çalışıyorum.

Morallerini bozmamalarını tavsiye ediyorum.

Bir de…

Devlet memuru olmak istemelerinin” ya da “Çocuklarının devlet memuru olmasını istemelerinin” sebeplerini soruyorum.

Genellikle,

“Özel sektörde iş güvencesi yok. Çalışanın hakkı yok, ne gecen belli ne gündüzün, ne hakkın belli ne hukukun… Oysa devlette her şeyin garanti. İş güvencen var. Pandemi de olsa maaşını tıkır tıkır alıyorsun. Karı koca memur oldun mu, pek de geçim sıkıntısı çekmiyorsun. Haftada iki gün iznin var. Yıllık izinlerini kullanacağın zamanlar belli, tatil plânı yapabiliyorsun…Maaş artışlarında özel sektör işçilerine göre avantajların oluyor. Emekliliğin ona göre…” yollu karşılıklar alıyorum.

Bunlar benim dünyama uzak söylemler.

Otuz beş yıldır gazetecilik yapıyorum, bir gün olsun kamuda çalışmadım, buna teşebbüs etmedim.

Kamuda çalışan “gazeteci” arkadaşlarla konuştuğumda, hallerinden epeyce memnun olduklarını görüyorum.

“Orada, bir kabın içine sıkıştırılmış gibi hissetmiyor musunuz kendinizi?” diye sorduğumda da…

“Herkes belli kapların içinde.

Burada hiç olmazsa hakların belli.

En kötü, bakan değişiyor, seni bir yere kaydırıyorlar! Hatta kızağa çekilmek bazen çok daha iyi oluyor, maaşını alıyor, işini yürütüyorsun!” muhtevalı karşılıklar geliyor.

“Ben bir gazeteci olarak istediğim yere istediğim açıklamayı yapabilirim. Siz devlet memuru olarak bir yere açıklama yapacaksanız, amirinizden izin almak mecburiyetindesiniz!” diyorum.

“Senin de kendini kısıtladığın yerler var!” diyerek geçiştiriyorlar.

*

Bizimkisi gazetecilik, bambaşka bir alan.

Farklı alanlarda farklı imkânlar var.

Acaba…

İlle de üniversite, ille de memuriyet olmasa mı?

Daha az üniversite mezunu, daha az memur olmak isteyen…

Dün görüştüğümüz Baba’nın evlâdı, diplomasının pek işe yaramadığı bir üniversitenin “pek işe yaramaz” bölümlerinden birini bitirmiş.

“Oğlum” dedi;

“24 yaşında. Geçen sene mezun oldu. Hayli zamandır memur olabilmek için KPSS’ye hazırlanıyordu. Sınavı da iyi geçmişti ama işte, iptal edildi!”

Sınavın iyi geçmesi ne demek?

Bu gencin bölümünden devlet memurluğuna alım hayli sınırlıymış.

En az 90 almak gerekiyormuş.

Oğlunun sınavda bu puanı tutturması mümkün değilmiş.

“Ama” dedi baba;

“Sizin gibi tanıdıklarımız yardımcı olursa bir yol açılabilir. Malûm bu işlerde tanıdık geçiyor mülâkat aşamasında!”

*

“Yok” dedim, “O işlere girmiyorum.”

*

“Anladım” derken biraz kırılmış gibiydi Baba.

“Kardeş” dedim;

“Şöyle geriye dönüp baktığında, bir şeyleri yanlış yaptığınızı düşünüyor musunuz?”

“Ne gibi Serdar Bey?” diye sordu.

Şöyle devam ettim:

“Anladığım kadarıyla çocuğunuz ders çalışmayı çok seven bir genç değilmiş, öyle akademisyen olmaya hevesli, okumaya araştırmaya meraklı bir genç değilmiş. Biraz da sizin zorlamanızla o üniversitenin o bölümünü kazanabilmiş ya da tutturabilmiş…Doğru mu?”

“Evet, epeyce öyle oldu. Bir üniversite diploması olsun istedi annesi. Ben de istedim. Bu devirde üniversite diploması olmayanı adamdan saymıyorlar!”

*

“Bu düşünceyi sorgulayalım mı kardeşim? Onun bunun lâfına bakmasaydınız… Çocuğunuzu zorlamasaydınız, ya da ille de üniversite bitirmeye teşvik etmeseydiniz… Uygun yaşta çırak olarak, geçerli ve hevesle çalışabileceği “bir mesleğe verseydiniz...” Şimdiye kadar çoktan o işin ustası olmuştu Allah bilir. Lise mi bitirecek? İşte, açık lise. Üniversite mi bitirecek? İşte, açık öğretim fakültesi. Sizin genç, evlâdınız neredeyse 20 yıl okula gitmiş. Şimdi üniversite mezunu. Mesleksiz bir üniversite mezunu. Çırak verseniz olmaz, usta olarak kimse almaz. İşe yaramayacak adama asgari ücretle de olsa iş verilmez. Bunca yıl emek veriyorsunuz, bunca para harcıyorsunuz, evlâdınız gurbet ellerde diplomasının açık öğretim diplomasından fazla işe yaramayacağı bir bölümü bitirmek için uğraşıyor. Yüzlerce anlamsız sınava giriyor ve geldiğiniz noktada, KPSS, mülâkat, torpil arayışı…”

Adamcağız ne desin?

“Haklısınız da” dedi…

“İş işten geçti!”

*

Şimdi, mesele devlete kapak atabilmekte.

O olursa yırttı.

Olmazsa…

“Yandı!”

“Hayır, yanmak diye bir şey yok. Belki devlet memurluğu olur, belki de özel sektörde bu yaştan sonra da olsa yolu açılır. Genç, sebat ederse bu yaşta da olsa bir mesleği öğrenebilir. Yalnız, fazla gurur kibir yapmayacak. Bir şey bilmediğinin farkında olacak. Bunun farkında olursa öğrenir. ‘Ben koskoca üniversite mezunuyum’ derse, çok acı çeker!”

*

Şimdi diyeceksiniz ki…

“Oh oturduğun yerden asıp kesiyorsun. Başına gelsin de gör!”

Yok, geldi başıma.

Önümde “devlet memuru olma” ve özel sektörde çalışma ihtimalleri vardı.

Öğretmenlik bana göre değildi, asker-polis, hakim, savcı olmak da bana göre değildi.

Tıp Fakültesi bana çok uzaktı.

Üniversitede kalmak, akademisyen olmak da benim gibi “kitabın başına otur saatlerce ders çalış” ruhunda olmayan bir adam için uygun değildi.

Gazeteci olmak istiyordum.

Ben, okurken çalışmayı tercih ettim.

Özel sektörde çalıştım.

İyi günüm oldu, kötü günüm oldu.

Buradan devam ettim.

Memur olan meslektaşlarım da var.

Ve onlar aslında meslektaşlarım değil, yönetimin memurları.

*

Mevzuu uzatmadan bağlayayım:

Mutlaka devlette olmanı gerektiren bir alanda çalışmayı gerçekten istiyorsan…

Mesela; polis ya da asker olmak varsa ruhunda…

Hekim, hâkim, savcı…

Devletten yürü, devam et.

Akademisyenlik varsa ruhunda, üniversiteden ilerle, göster kendini.

Bunlar yoksa…

Üniversiteye zoraki gidiyorsan, “Hele bir gidelim, bitirelim de bakarız. Olmadı devlete kapak atarız!” diyorsan…

“Üniversiteye gitme bahanesiyle anne baba baskısından da dört beş yıl uzak kalır, hayatımızı yaşarız” diyorsan…

Benden tavsiye…

Açık liseye başla, geçtiyse açık üniversiteye başla…

Ve, kaç para verirse versin gir bir ustanın yanına

Mesleksiz olma, usta ol!..

Üniversite için harcamadığın ve harcatmadığın paralar sende kalsın.

Bir de iş öğren, iş geliştir, maaşını al, günün işlesin.

Belki de günün birinde kendi işini kurarsın.

Niceleri var böyle.

Ankara’daki “Hondacı Kadir” misal; ekibiyle birlikte başını kaşıyacak vakti yok Usta’nın.

*

Çekirdekten öğrendiğin bir mesleğin varsa…

Orta yaşa yakın bir çağda, işe yaramaz bir diplomaya sahip olan mesleksiz bir üniversite mezunundan çok daha iyi durumda olursun.

“Tanıdık aramak” mecburiyetinde de kalmazsın!..

Tecrübeyle sabit.

*********

KPSS SKANDALI VE KAFALARDA DELİ SORULAR!

Böylesine vahim bir tablo ortaya çıkınca, sorular geliyor haliyle...

Mesela:

Hangi Devlet Kurumu’nda kimler cirit atıyor, neresi ne kadar güvenilir, hangi ekipler çatışıyor, çok daha “hassas” yerlerde memleketin karışması için “tezgâh” kuranlar var mı, varsa ne kadar etkililer, seçimlere doğru neler yaşanacak, sınav skandalı tezgâhlanırken, “istihbarat”ın haberi olmadı mı, bugüne kadarki sınavların ne kadarı sağlıklıydı, ne kadarına “yanlış işler” bulaştı, makam dağıtımlarında liyakat mi “ilişki ağları” mı esas alınıyor, bazı isimler ‘yukarıya’ cilalanarak mı götürülüyor, “aldatma” operasyonları devam mı ediyor?

Birçok soru.

Önümüzdeki sürecin çok daha zorlu geçeceğini görebiliyor düşünebilen herkes.

Bizim elimizden fazla bir şey gelmez.

Kendi kendimize, “sakin kalmayı”, “kalemi ve kelâmı bin düşünerek kullanmayı” telkin ediyoruz.

Ve bir de hiçbir “ekibe” yakın olmamayı.

At izi- it izi meselesi malûm!

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement