01 Aralık 2021

Konseyden Birliğe

Bağımsızlıklarının 30’uncu yılını kutlayan Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye, İstanbul’da tarihi bir karar aldı. 12 Kasım 2021’de Yassıada’da toplanan Türk Konseyi’nin 8’inci Zirvesinde ‘’Türk Devletleri Teşkilatı’na’’ dönüştü. Bu oldukça önemli bir gelişmeydi.

Avrupa’nın çifte standart tutumuna karşı ‘’Türkiye alternatif seçeneklere sahip’’ olduğunu pek çok kez bu köşede yazmıştık. Böyle bir oluşumun gerçekleşmiş olması tam da belirtiğimiz gibi Türkiye’nin alternatif seçeneklere sahip olduğunun somut bir göstergesidir.

İnsanlık tarihinin akışı içinde yüzer yıllık zaman dilimleri her şeyi ifade etmeyebilir. Ancak burada önemli olan zaman birimleri değil, süreçleri ve etkileridir. Bu süreç doğru değerlendirilirse, dünya barışına ciddi etkisi olacaktır.

Dünya, yeni siyasi bloklaşma sancılarını yaşarken, ortaya çıkan gelişmeler, anlamamızı zorlaştıracak kadar çok hızlı geçmektedir. Teknolojik gelişmeler, devletlerarası ilişkiler, sosyal dönüşüm ya da yozlaşmalar olabildiğince hızlanmış durumdadır.

Ekonominin ağırlığı Asya’ya kaydığı herkesin mutabık olduğu bir gerçektir. Bilindiği gibi tarihi İpek Yolu Asya ile Avrupa arasında geçmektedir. Bu güzergâhta bulunan Türk Cumhuriyetleriyle Türkiye’nin toplam nüfusu 300 milyondur. Geniş bir coğrafyaya ve trilyonlarca dolarlık ekonomik kaynaklara sahiptir.

Avrupa Birliği, Türkiye’yi asla Birliğe almayacaktır. Çünkü Avrupa gittikçe radikalleşiyor ve radikalleştikçe ufku daralıyor. Türkiye, ufku daralan bir Avrupa’nın içine sığmayacak kadar büyük bir medeniyete sahiptir.

Ancak Avrupa, Türkiye’yi Birliğe almayacağı hâlde siyasetten alacakmış gibi davranıyor. Türkiye de siyasetten Birliğe üye olma hedefinden vazgeçmesin ama enerjisini Türk Birliği’nin sağlanmasına harcaması gerektiğini düşünüyorum. Zira Türk Birliği’nin sağlanması, hem teorik hem de pratik açıdan daha gerçekçidir.

Teorik açıdan daha gerçekçidir: Çünkü devletlerin uzun vadede stratejik birlikler kurabilmeleri için ortak milli menfaatlere sahip olmaları lazımdır. Ancak bunun da olabilmesi için ortak değerlere sahip olmaları gerekir. Türkiye, Türk Cumhuriyetleriyle hem ortak milli menfaatlere hem de ortak değerlere sahiptirler.

Pratik açıdan daha gerçekçidir: Çünkü Türkiye’nin onların enerjisine onların da Türkiye’nin sanayisine, tecrübesine ihtiyacı vardır. Bilindiği gibi bu ülkeler uzun yıllar bağımsızlıklarını kaybetmişlerdi. Bunun için bu iş burada yazıldığı kadar kolay olmayacaktır. Ama Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olmasından daha kolay olacağı kesindir.

Bu konuda Süleyman Seyfi Öğün Yeni Şafak Gazetesinde ‘’Türkiye, Asya içlerine doğru’’ başlığıyla ciddi bir yazı yazdı. Merak eden dostlarımız internetten bulabilirler. Siyaset üstü olması gereken bu çok önemli gelişmeyi ne yazık ki Türk aydını yeterince ilgi göstermedi.

Felsefe şarttır

Burada üzerinde durulması gereken temel soru: Türk Birliği hangi felsefi temeller üzerinde kurulmalıdır? Türk Birliği düşüncesi ne kadar mühimse bu birliği oluşturacak felsefe de o kadar mühimdir. Türk Birliğinin güçlü bir felsefesi olmazsa böyle bir birlik gerçekleşmez. Gerçekleşse de uzun vadeli olamaz. Çünkü hasımlarımız bunu ırkçılıkla suçlayarak manipüle edebilirler. Onun için felsefe şart diyoruz.

Aslında insanlığında yeni bir felsefeye ihtiyacı vardır. Mustafa Kutlu’nun da ifade ettiği gibi ‘’Çağdaş küresel sistem’’ hem insanı hem doğayı mahvetti. Toparlamak gerekirse, Türk Konseyinden ‘’Türk Devletler Teşkilatına’’ dönüşen yapı, barış ve adaleti esas alan güçlü bir felsefe ile desteklenirse Türk Birliği ile sonuçlanabilir.

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement