Kızıl hüzünden Kızılay'a…
Geçtiğimiz günlerde, Oğlum Mehmet Salih Gezer, Türkiye Kızılay Bayraklı Şubesinin yönetim kuruluna girdiğinden, şube başkanı Metin Köroğlu’nun başarılı hizmetlerinden bahsetti. Gayretli başkan: Metin Köroğlu’nu oğlum Mehmet Salih ve Murat Aksakal, Samet Akan ve arkadaşlarını ve de Kızılay’ın tüm mensuplarını hizmetlerinden dolayı tebrik ediyorum…
Bu yazıya niyet ettiğimde, sararmış ve sararmaya yüz
tutmuş yapraklara sahip bir ağacın önünde durdum, düşünmeye başladım... Tamamen
sararmış yapraklar, düşmeye meyilliyken, yeşilliğini kaybetmemiş yapraklar,
direnmeye ve hal lisanıyla su istemeye devam etmekteydiler. Suya kavuşsalar
daldaki saltanatları – hayatları bir süre daha devam edecekti... Aynen ağaçların
suya hasreti gibi; yaralı ve hastaların hayatlarının sıkıntısız devamı ve ömür
ağacına tutunabilmeleri için kan büyük bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı gideren
başta gönüllü kan bağışçıları ve Kızılay büyük bir hizmet vermektedirler.
Eski Türkiye’de her şey hüzünlüydü; dört gözle hizmet
bekleyen yerler, daracık ve bozuk yollar, kalabalık sınıflar ve çocuğuna kitap
bulamayan yahut para yetiştiremeyenler hüzünlüydü... İmkânsızlıklar içinde ki sağlık
görevlileri hüzünlüydü; yeterli olmayan hastane ve ilaç için hasta hüzünlüydü...
Kısaca: Gereken hizmeti veremeyen kurumlar, dernekler gibi insani yardım
kuruluşu olan Kızılay kötü yönetimler yüzünden hüzünlüydü... 99 depremiyle
Kızılay’ın içler acısı hali! Gün yüzüne çıkmıştı... Şimdi Türkiye Kızılay Derneği, eski hüzünlü halinden, başarılarıyla
birlikte gerçek Kızılay’a dönüşmüş. Son yıllarda, alkışlanacak
hizmetleriyle Kızılay eski güveni yeniden sağlamış. Allah, muhtaç etmeden, Kızılay’ın varlığını daim etsin.
Kızılay, son yıllarda ki hizmetlerine ve başarılarına
rağmen, birilerinin acımasızca eleştirilerine hedef oldu. Kızılay çadırı önünde durup; “burada çadır yok, millet perişan”
diyenlerden tut, “yardımlarınızı bize yapın, biz daha iyi ulaştırırız diyenlere
kadar moral bozucu ve kuşku verici şeyler yaşandı… Evet, geçmişte kötü
idareye ve geç kalmaya rağmen Kızılay hizmetleriyle milletin yanında yer almış,
yara sarmıştır. Her şeyde toparlanma ve çağa ayak uydurma olduğu gibi
Kızılay’da büyük bir değişiklik yaşamıştır. Yaşanan tüm felaketlerde, varlığını
hizmetleriyle geciktirmeden gösteren ve özellikle de çifte deprem yaşadığımız
ve “Asrın felaketi” denen depremde, çadır ve konteynır kentlerde ki insanlara 3
öğün yemek sunmak, üşüyene battaniye, elbisesize elbise ve ayakkabı olmak,
ihtiyacı olana kan olmak Türk Kızılay’ı için bir kez daha: Allah eksikliğini
vermesin dedirtmiştir… Kara gün dostu Kızılay’ın stoklarını da kansız
bırakmamak lazım. Hele felaketler dönemi olan yaşadığımız bu günlerde, Allah
muhafaza etsin, sıkıntılı bir durum yaşanmaması için; Kızılay’ın özellikle kan
stoku çok iyi durumda olması ve de sağlığımız için kan bağışını ihmal etmemeliyiz!
Şimdi biz Kızılay’a kan oluruz,
gerektiğinde de Kızılay bize kan olur! Allah iki tarafı da kansız bırakmasın…