14 Eylül 2021

Kâmil Efendi'nin Maskesi!..

Geçtiğimiz hafta köy taraflarına gitmiştik.

Kâmil Efendi isimli köylümüzün mütevazı traktörüyle aşağıdan geldiğini gördüm.

Ağzında sıkı sıkıya bağlanmış bir “maske.”

“Virüs tedbirlerine ne denli riayet ettiğini, tek başınayken bile maske taktığını” göstermek ister bir hâli vardı.

Köşe başında maskesiz duran bendenize haşin  bir bakış fırlattı.

Traktörü evinin yanına park etti.

Etrafta kimsecikler olmadığı için “maskesiz” takılır haldeki bendenizin yanına yaklaşmamak suretiyle tavrını ortaya koydu.

Mesafeyi koruyabilirdik oysa, kendisine yedi metreden fazla yaklaşmasam da olurdu.

Gerçi, son mutasyon virüslerin kaç metre zıplayabildikleri açıklanmamıştı ama, yedi metre iyi bir mesafeydi.

O bile olmadı.

Kamil Efendi durmadan gitti.

Bana güzel bir ders verdi!..

Bu dersi almış olarak,  Cuma günü, “Bostan Köyü”ne indim, namaz için.

Orada da, “maskeli kardeşlerimiz” tam kadroydu.

Burnumu da sıkı sıkıya kapattım, ‘Ne olur ne olmaz!’ diyerek

Bir de mesafeye dikkat ettim, yine ne olur ne olmaz!

Onlar da,  virüsün zıplayıp kendilerine ulaşamayacağı mesafede durmaya gayret ediyorlardı.

Bakışlarında özlem vardı, aralarında mesafeler!

Camilerimizde “temizlik” işine ne kadar büyük önem verildiği malûmlarınızdır.

Virüs tedbirlerine en fazla ve hatta sadece camilerimizde dikkat ediliyor desek, abartmış olmayız…

O kadar ki, bir vakitler her farz namazı öncesi dile getirilen “Saflarımızı sıklaştıralım!” ikazı duyulmaz oldu.

Maske, mesafe, temizlik.

Aşı mevzuu gündeme geldi geleli, “camilerimiz” dışındaki mekânlarda bu “üç büyüklerden” pek bahsedilmiyor.

“Hayat eve sığar!” da denmiyor artık.

Yaz boyunca, plajlara, barlara, meyhanelere  sığmayan ne hayatlar gördük!

 “Maske, mesafe, hijyen” telkinleri  unutuldu adeta.

O ilk ayları hatırlayın…

Hey gidi günler!..

Ellerimiz çatlamıştı, kimyasallarla dezenfekte etmeye çalışmaktan.

Televizyonlarda uzun uzun ellerimizi nasıl yıkamamız gerektiği anlatılıyordu.

Kolonyacıların önlerinde upuzun kuyruklar oluşturuyor,

marketlerin makarna raflarını boşaltıyorduk.

Çocuk bezi sıkıntısı bile baş göstermişti!

Marketten pazardan getirdiğimiz poşetleri yıkıyor, havalandırıyorduk.

Kapı kollarını tutmamak için bükülüyor,  “maymunumsu” hareketler yapıyorduk.

Hey gidi günler…

Sokaklar köpüklerle yıkanıyor, otobüslere “dezenfektanlar” fışkırtılıyordu…

Çatır çatır “virüsle mücadele” makineleri satılıyordu.

Ekranlara çıkartılan “enfeksiyon uzmanları”, ikide bir “Sakın ha, maske takmayın, maske virüsü engellemez aksine yaygınlaşmasına sebep olur!” diyorlardı.

*

Bu konuda “Dünya Sağlık Örgütü” başka bir şey diyene kadar, hep aynı şeyler söylendi.

Biz de, “daha iyi bilecek değiliz ya!” diyerek maskeden uzun süre uzak durduk.

Hatta, “Sakın ha maske takmayın!”  diyen Mehmet Ceyhan’larla röportajlar yaptık, sizlerle paylaştık.

Hey gidi günler.

Şimdi, Kamil Efendi, köyün köşesindeki maskesizliğimizi yüzümüze vuruyor.

Camilerimizde sıkı sıkıya “maske, mesafe” kuralı uygulanıyor.

İşin bu tarafı böyle…

Böyle de…

Bir de “virüsün pek uğramadığı” başka mekânlar var!

Sağcısıyla solcusuyla, demokratıyla Kemalistiyle birçok belediye yönetiminin tıklım tıklım, yapış yapış konserleri var!..

Buralarda maske, mesafe yok.

Bin kişiden birini görebiliyorsunuz maskesini kuşanmış halde!..

Mesafe sıfır, yapışık düzen.

Hijyen ise, bilmem artık!

Deniyor ki…

“Girişte Hes Kodu sorgulaması yapılıyor ama!”

Deniyor da…

Sorduğumuz uzmanlar, bilim kurulu üyeleri vesaireler, Sağlık Bakanlığı yetkilileri de bizlere “Aşı olsanız bile hastalığı kapabilir ve bulaştırabilirsiniz! PCR’ınız temiz çıksa bile tedbirleri gevşetmemelisiniz” diyor!

Hani son zamanlarda sık sık “vebal”den bahsediliyor ya…

Acaba, böyle maskesiz mesafesiz, (hijyen/temizlik tarafına hiç girmeyeyim) binlerce kişinin bir araya geldiği konserleri düzenlemek, buralara gitmek, buralarda atlayıp zıplamak ve bu görüntüleri “Herkesin burada olmasını isterdim!” diye öven mesajlar şey etmek…

Adamı “vebale” sokmaz mı?

Ben, nahiyem olan İğdir’de “maskesini unuttu diye” kallavi cezalar yemiş garibanları bilirim.

Sokaklarda maskesiz gezenlere adeta “terörist” muamelesi çeken televizyon kanallarını, muhabirleri, kameramanları bilirim.

Maske takmadıkları için belediye otobüslerinde ağızları burunları kırılanları bilirim!

Şimdilerde…

Sağcısıyla solcusuyla, demokratıyla Kemalistiyle birçok belediye yönetiminin tıklım tıklım, yapış yapış konserleri var!..

Ekranda, “Bu devirde kimse şah değil, padişah değil!” diyerek bükülen şarkıcı ve örtülüsüyle örtüsüzüyle, sakallısıyla sakalsızıyla binlerce maskesiz mesafesiz “hayranı” var!

Ve beni gece gündüz arayıp, “Bu ne iştir abi, bu ne iştir kardeş, bu ne iştir evlât!” diye soranlar var!

Sen ki 28 Şubatlarda kelle koltukta gazetecilik yapardın!” yollu ince hatırlatmalarla yüklenenler var!

“Bunlara ceza yok mu, ceza!” diye sanki bu işlerden sorumluymuşum gibi bana sitem edenler var!

Hangisine nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum.

Çok zor durumdayım zor!..

En iyisi köye gitmek ve Kamil Efendi’yle biraz sohbet etmek.

O maskesiz, mesafesiz konserleri izlememiştir herhalde.

“Maske, mesafe niçin her yerde mecburi değil, bazılarına virüs bulaşmıyor mu, bazıları virüs bulaştırmıyor mu?”  yollu zor sorular sormaz.

Maskesiyle, mesafesiyle mutlu mesut yaşar gider!..

Güzel camilerimin saf ve temiz insanları…

Hepinizi çok seviyorum.

 

 

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement