22 Temmuz 2021

Kalp Güzel Olursa, Her Şey Güzel Olur

Resulûllah buyurdu ki,

 “…İnsan bedeninde bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün beden iyi, kötü olursa bütün beden kötü olur. Dikkat ediniz ki, o kalptir.” (Buhârî, Îmân, 39)

Ameller niyetlere bağlıdır.

Niyet ise kalbin amellerinden biridir.

Bu münâsebetle, niyetin tashihi ve ihlâsla tezyini şarttır.

Hak dostlarının kalp eğitiminde hedefledikleri nokta, kalbin sürekli Allâh ile beraber olma şuuruna (ihsâna) erişmesi ve böylece diri kalp vasfına kavuşmasıdır. Kalbin bu kıvâma ulaşması için mâsivâdan, yâni Allâh’ın dışındaki her şeyden arınmış olması zarûrîdir.

Bu kıvâma ulaşan kalp, ince ve derin hakîkatleri görür hâle gelir. Kalp, kesâfetten kurtulup letâfete büründüğü nisbette de ilâhî esmâ ve esrârın mâkesi olur. Böylece Cenâb-ı Hakk’ın kalp yoluyla bilinmesi demek olan mârifetullâh hâsıl olur. Bu ise, ilmin irfân hâline gelmesi demektir. (*)

arsevn_ac5a9cc257036e43f0833c08f898e343.jpg

Evet, “Hak Dostu”nun işaret ettiği gibi,

mesele, kalbi “adam etme” meselesi.

İhlâs.

Bir kişinin rızası için değil, bir grubun rızası için değil, bir güç odağının rızası için değil…

“Yalnızca”

Allah Rızası için!

“Allah için sevmek, Allah için buğz etmek!”

Bu olmayınca…

Nefisler konuşuyor.

Çıkarlar çatışıyor.

“Hukuk” çiğneniyor.

Adalet bitiyor.

“Tutarlılık” kalmıyor…

Rahmetli Muhsin Yazıcoğlu’nun, “Bir saniyesine bile hâkim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için bu kadar fırıldak olmanın anlamı yok!” ikazı da, yerli yerine oturuyor.

Söylenenin ve yapılanın ne olduğunu görmezden gelmek, (yalnızca) kimin söylediğine ve kimin yaptığına bakmak…

Kalplerdeki büyük sıkıntılara işaret ediyor.

“Üzerlerine beton dökülen kuyular” gibi kalplerimiz, alttaki cevherin ortaya çıkartılması için öncelikle “keşfetmek” gerekiyor.

Keşif için bir süreliğine “uzlet” mi?

İmâm-ı Gazzâlî Hazretleri (Kuddise Sirruhû), bir ilim adamının ulaşabileceği en üst makamdayken, iç dünyasındaki fırtınalarla boğuşuyordu.

Kendisinden “beklenenlerle” inançları arasındaki “çatışmalar”dan dolayı hayli bunalan Gazzâli Hazretleri, tercihini “uzlet”ten yana kullanmıştı.

Bu fâni dünya ile, mal-mülk, kariyer, vesaire “maddî” ilgileri kesmek ve dini vecibeleri “huzur” içinde yerine getirebileceği bir “köşeye” çekilmek…

İmam-ı Gazzâli Hazretleri “uzlet”i herkes için “tavsiye” etmez.

Bu şahsî tercihidir.

Çevresinde olan bitenler ruhunu sıkmaktadır.

Oralarda hemen herkes birbirinin kuyusunu kazmaya çalışmakta, sürekli olarak gıybet yapmaktadır.

Bir gıybeti duyup da sessiz kalmak, ona iştirak etmektir.

İtirazda bulunmak ise, haksızlığa muhatap kalmaya ve bizzat o gıybetlerin bir parçası olmaya yol açacaktır.

Dedikodunun, iftiranın alabildiğine hoş görüldüğü ve yaygınlaştığı bir ortamda bulunmaktan tiksinti duymaktadır İmam-ı Gazzâli Hazretleri.

Ortamdaki “samimiyetsizlik”  ruhunu iyice bunaltmaktadır.

İnsanların gönüllerini hoş tutabilmek için, çoğu vakit gerçek duyguların gizlenmesi gerekmektedir.

“Riyakârlık”, İmam-ı Gazzâli Hazretleri’nin inancına da, karakterine de ters düşmektedir.

İçinde bulunduğu ortamda ve oturduğu makamda “fitne”den uzak durabilmek imkânsıza yakın zorluktadır.

Kalbinin, gıybetten, iftiradan, yalandan uzaklaşması için “inzivayı” tercih eder İmam-ı Gazzâli Hazretleri.

“Bir köpek bile kötü arkadaştan iyidir. Görüşülecek insan sayısını, olabildiğince azaltmak gerekmektedir.”

*

Dedim ya, Gazzâli Hazretleri, uzleti herkes için tavsiye etmemiş.

Bunu “şahsî tercih” olarak görmüş.

*

İçinde bulunulan toplumda, berbat fitne ortamında nasıl hareket etmek gerekir?..

Konuşulması gereken vakitte “susmak” görevi ihmal etmektir.

Yanlışlıkları düzeltmek için gayretkeşlik içine girmek ise, “tenkit”te aşırılığa yol açabilir.

“Düzelteyim” derken, hem içinde bulunduğun topluma, hem de kendine zarar verebilirsin.

Üstelik, İmam-ı Gazzâli Hazretlerinin dedikleri gibi,

“Düzeltmek istediğin eğik duvar üzerine yıkılabilir.”

O duvarı düzeltmeye yetecek kadar “desteği” aramadığın için de pişman olabilirsin.

*

Mesele içinde mesele…

Peki,

bunca meselenin içinden nasıl çıkılacak?

*

İş, yine “kalp temizliğine” gelip dayanıyor.

Rabbim’den, yolumun açılmasına vesile olacak “güzel vesileleri” karşıma çıkartmasını diliyorum.

Bunun için bol bol dua ediyorum.

Nasipse olur.

“Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdâsı,
Herkesin çektiği kendi cezası.”
  diyen Ecdâdımız, ilhamını, Nahl Suresi 34. Ayet’ten almış:

“Sonunda yaptıklarının kötülüğü yine kendilerine dokundu ve alay ettikleri şey onları kuşattı!..”

Rabbim gönülde ne varsa, onu veriyor.

Mesele, güzellikleri “kalpten” isteyebilme meselesi.

Arayan Mevlâsını da bulur, belâsını da” diyen,  ne güzel demiş!..

***

(*) Osman Nûri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, Erkam Yayınları

 
Advertisement Advertisement Advertisement