Dolar (USD)
17.9224
Euro (EUR)
18.3402
Gram Altın
1033.43
BIST 100
2785.16
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

20 Şubat 2022

Kalem hakikati anlatıyorsa kutsaldır

Yazarlar, şairler, gazeteciler ve aydınlar, yaşadıkları devirlerin hakikatlerini anlatmıyorsa ellerinde tuttukları kalem değersizdir.

Mehmet Nuri Yardım

Kalem niçin kutsal kabul edilmiştir? Kalemin adına niçin yemin edilmiştir? Yaşadıklarımızın kayda geçilmesi neden emredilmiştir? Zira kalem, hakkı, hakikati güzelliği, erdemi ve inancı dile getirdiği zaman değer kazanıyor. O zaman kıymeti artıyor. Bunun tersi de mümkündür. Ne yazık ki bazıları da bu nesneyi batılda, şerde, yozlukta hatta ihanette kullanabiliyor.

Hepimiz yaşadığımız dönemin şahidi, içinde bulunduğumuz zamanın tanığıyız. Bilhassa toplumu, devletimizi, milletimizi ve bütünüyle umumu alakadar eden hadiseler yaşanıyorsa yazarlar, şairler, gazeteciler ve aydınlar, bunları kayda geçmek, kalemleriyle zapt etmek ve gelecek nesillere intikal ettirmek mecburiyetindedir. “Ben istediğimi yazarım, istemediğimi yazmam!” diyemezsiniz. Topraklarınızda zaferler kazanılmışsa, destanlar yaşanmışsa bunlar şüphesiz yazılacaktır. Mesela Çanakkale Destanı’nı Mehmed Âkif gibi kahramanlar yazmasaydı biz o muazzam harbin heyecanını nasıl duyabilecektik? Ya Millî Mücadele ve İstiklal Harbi kaleme alınmasaydı yakın tarihimizde yaşanmış bu büyük zaferi nasıl idrak edecek ve çocuklarımıza anlatacaktık?

1-a-15 temuz bayrağı_91f949d30cb69311275f1c89efe2c6ba.jpg

15 Temmuz’u Hâlâ Yazmayanlar Var

Çeşitli konularda yazıp çizenlere, edebiyatın farklı türlerde kalem oynatanlara bakıyorum. Bu ediplerin büyük kısmı, millî hassasiyet sahibidir, şiirlerinde, denemelerinde, hikâyelerinde, romanlarında ve tiyatro eserlerinde Batı’nın emperyalist uşağı olan FETÖ ihanetini yazıyor ve geleceğe bu şerefle geçiyor. Kimi edebiyatçılar ise hayrettir hâlâ üç maymunu oynuyor. Üzerinden neredeyse altı seneye yakın zaman geçtiği hâlde kulağının üstüne yatan, Türkiye’yi parçalamaya yönelik bu ihanet hareketini ve darbe teşebbüsünü hatırlamayanlar var. Şehitlerimizi görmeyen, gazilerimize kulak vermeyen bu ruhsuz, köksüz ve nursuz kalem erbabı acaba yarına kalabilecek mi? Sanmıyorum. Zira vatanını sevmeyen hiçbir şair ve yazarın kitapları ve edebiyatı, uzun ömürlü olamamıştır. Zaman içerisinde nisyana terk edilmiş, unutulup gitmiştir. Şükürler olsun ki, 15 Temmuz’da yaşanan kanlı ihaneti ve aziz milletimizin büyük destanını merkeze alan iki kitabım yayımlandı. İstiklalden İstikbale ile Malazgirt’ten Mavi Vatan’a. Elbette bunlar da yeterli değildir. Yeryüzündeki bütün mazlum milletlerin sığındığı biricik büyük ülke, Türkiye’ye dair daha çok yazmalıyım.

10-Malazgirtten Mavi Vatana_db3828214c6bd1b5fbde0129647242ab.jpg

Hatıralar Yazılmalı

Ben hatıraları önemsiyorum. Zira ‘hatıra’ bir edebiyat türü olmakla birlikte yazarın kendisini sorgulaması, yaşadıklarını muhasebeye çekmesi ve bir bakıma kendi kendisiyle yüzleşmesidir. Yazı Masası kitabımda ‘hatıra’ türüne geniş yer verdim, iyi hatıra kitaplarından bahsettim ve başlıca hatıratın listesini verdim. Dolayısıyla hatıra türünde kaleme alınmış kitapları görünce büyük bir şevk ile hemen okuyorum. Okurken düşünüyor, yaşanmışlıklardan ders çıkarıp ibret alıyorum. Çoğu zaman kitabın neredeyse bütün sayfaları kırmızı tükenmez kalemimden nasibini alıyor. Satır altlarını çiziyor, derkenarlar yazıyorum.

Her Şey Daha Dün Gibi

İnkılab Basım Yayım’dan elime ulaşan hatıra kitaplarını görünce aynı heyecanı duydum. İkisi de, dolu dolu yaşanmış hayatların izdüşümlerini sayfalarına yansıtıyor, yazarlarımız duygu ve düşüncelerini okuyucularıyla samimiyetle paylaşıyorlardı. Bu kitapların ilki Seracettin Karayağız’ın Herşey Daha Dün Gibi adını taşıyor. Karayağız, MTTB, Akıncılar gibi gençlik teşkilatlarında görev almış, daha sonra Muş Milletvekili olarak da mecliste görev yapmış, fikirlerini muhtelif seminer ve konferanslarda kitlelere aktarmıştır. Yazarımızın çocukluk ve gençlik yıllarına baktıktan sonra eğitim ile iş hayatı ve nihayetinde siyaset dönemini, ilgi çekici hatıralar eşliğinde okuyoruz. Bilgilendirici yönüyle öne çıkan kitapta, benim gibi sizin de “F.Gülen’in İlim Yayma Cemiyeti’ni Ele Geçirme Teşebbüsü” bölümünü merakla okuyacağınızı tahmin ediyorum. Başarısız, ruhsuz ve alçak darbe teşebbüsünden sonra sahiplerine sığınan ve bugün okyanus ötesinde İslam ve Türk düşmanlarıyla birlikte olan terörist başının geçmişte millî müesseseleri nasıl tek tek ele geçirmeye çalıştığını ibretle okuyoruz. Kapağı ve kitabın sonunu, fotoğraf kareleri süslüyor. Seracettin Karayağız, yaşadığı dönemin çok ilginç hadiselerle dolu olduğunu belirttikten sonra şöyle devam ediyor:

“Karasabanla toprağın sürüldüğünü de gördüm, dev traktörleri de. Tırpanla buğday biçildiğini de gördüm, biçerdöverleri de. Kağnılarla da yolculuk ettim, uçakla atmosferin üzerine de çıktık. Köyden yaylaya çıktığımızdan çok daha kısa sürede, buradan Çin’e gittik. Siyasî olayları iliklerimize kadar yaşadık. Sağ-sol olaylarında gençlerimizin nasıl heder edildiğini, ‘Büyüklerimiz’in olayları yatıştıracağına, siyasî hesaplarla nasıl körüklediklerini gördüm. İş hayatında değişik hamlelerimiz oldu. Tecrübesizliğimizden de nice kayıplar yaşadık, zararlar gördük. Hayatımda rastladığım ve bana acılar yaşatan olayların meğer sevinmem gereken hâdiseler olduğunu yıllar sonra öğrendim. İnsanları kendi menfaatleri ile denemedikçe tanımanın mümkün olmadığını öğrendim. Hiç aklımızda yokken, kendimizi siyasetin içerisinde bulduk. Orada edindiğimiz bilgiler ve yaşadıklarımız apayrı tecrübeler…”

11- Tek yol İslam çizgisinde_51d7284d585213d2e4b2ed7e0eb25df9.jpg

Şahin’den Çarpıcı Hatıralar

Bugüne kadar yüzlerce hatıra kitabı okudum. Bir kısmı etkileyici ve sürükleyiciydi, bir bölümü ise sönük ve yavan. Mehmet Şahin’in Tek Yol İslam Çizgisinde Yarım Asır adlı kitabı, bugüne kadar okuduğum hatırat arasında diyebilirim ki en sahici, çarpıcı ve samimi ifadelerle dolu eserlerdendi. 1959 yılında Nevşehir Ürgüp Taşkınpaşa köyünde doğan Şahin, yarım yüzyılı aşkın süredir İstanbul’da yaşıyor. Çocukluk ve gençlik yılları Fatih’te geçti. 1973 senesinde MTTB’ye gitti, burada görev aldı. 1975 yılında kurulan Akıncılar Derneği bünyesinde İslami faaliyetlerini devam ettirdi. Bu iki kurumun muhtelif birimlerinde ve şubelerinde aktif görevler aldı. Fikren yetişti, sonra sporda ve düşüncede gençleri yetiştirdi. 1979’da şehadet şerbetini içen Metin Yüksel’in en yakını oldu. Hüküm giydi, hapse girdi, işkence gördü. Aksiyoner bir yapıya sahip olan Mehmet Şahin inandığı İslam davasından asla vazgeçmedi. Eser, bir dönemi, son yarım yüzyılı pek çok yönüyle anlatıyor. Siyasi hayat, fikir hareketleri, sağ-sol kavgaları, İslami hareketler, 70’li yılların gazete ve dergileri, mitingler, toplantılar, faaliyetler… Kutlu bir davaya bağlanış, inançlı bir hayatı tavizsiz sürdürüş… Kendisi için değil milleti ve ümmeti için yaşayan bir idealistin, mefkûre sahibinin ibretlerle dolu hatıralarını kâh hüzünle, kâh tebessüm ederek okuyoruz. Doğrusu kitabı okurken bilmediğim birçok hususu öğrendim. İslam dünyasının hâl-i pür melalini, İslam kardeşliğinin durumunu, Müslümanların şuur, basiret ve feraset konusundaki hassasiyetlerini ve eksikliklerini müşahede ettim. Tabii kitap boyunca aşina birçok isme rastlıyorsunuz. Onları yazarın keskin gözüyle görüyor, duruşlarını anlıyorsunuz. Fatih merkezli bir mücadele hareketinin dalga dalga Anadolu’ya yayılışını, bilhassa 1980 öncesindeki anarşi ve kaos dönemini, darbeden sonraki gelişmeleri gözlemlemek mümkün.

Darbe Teşebbüsüne Giden Süreç

17-25 Aralık 2013 tarihindeki süreci son derece gerçekçi bir bakışla ele alan Şahin, dış güçlerin Türkiye’yi bir taşeron örgütle nasıl parçalamaya çalıştığını çok önceden fark ettiğini ve bu tehlike konusunda çevresini, yakın dostlarını uyardığını anlatıyor. Darbe haberini aldığında arkadaşlarıyla toplandığını ve Emniyet Müdürlüğü’nün, Valiliğin ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın korunması gerektiğini dostlarıyla paylaştığını dile getiren yazar, Vatan Caddesi’ne doğru yürüyüşlerini şöyle anlatıyor:

“Kalabalıklar akın akın Vatan Caddesi’ne Emniyet Müdürlüğü’ne doğru tekbirlerle yürümeye başladı. Polis otoları Emniyete giden yolun başlarını tutmuştu. Önce bunu da darbenin bir parçası sandım, fakat anonsları duyunca rahatladım. Polis bizden yanaydı. Anonslarla halkı Emniyet’i korumaya çağırıyorlardı.

“Halka Ateş Açılıyordu”

Vatan Caddesi’ne inenlerin üzerine helikopterlerden ateş açılıyordu. Bir taraftan da savaş uçaklarının İstanbul semalarında alçak uçuş yaptığını gördük. Halkın bu durum karşısında sokaklardan çekileceğini ve yalnız kalacağımızı düşündüm. Hiç de öyle olmadı. Halk, tam tersi, daha bir hınçla yürüyüşüne devam ediyor, kalabalıklar her geçen dakika artıyordu. Bu arada Emniyet’e gelen asker ve tanklar, halk tarafından teslim alınmış, etkisiz hâle getirilmişlerdi.”

Bir Ağızdan Atılan Tekbirler

Kısa zamanda binlerce insanımızın duruma hâkim olduğunu, “Halk olayı çözmüş, sürekli tekbirlerle FETÖ’ye karşı sloganlar atıyorlardı.” diyerek anlatan Mehmet Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın herkesi darbe teşebbüsüne karşı sokağa çıkmaya davet etmesinden sonra yolların tamamen kilitlendiğini şöyle aktarıyor: “Çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden herkes sokaktaydı. Fatih’e gelmek isteyip gelemeyen arkadaşları hava alanına yönlendirdik. Bu arada her taraftan silah ve patlama sesleri geliyordu. Büyükşehir Belediyesi’ne doğru giderken silah sesleri gittikçe artıyordu. Vatan’dan Horhor’a çıkarken biber gazının etkisinde kalmıştık. Saraçhane’ye çıktığımızda Özel Harekât polisleri yeni gelmişti. Büyükşehir’den, halkın olduğu yerlere doğru yoğun ve rastgele ateş edildiğini gördüm. Büyükşehir Belediye binasını işgal eden askerlerle sabah saat dört buçuğa kadar çatışma sürdü. Sabah ezanı okunurken Belediye’de kalan son askerler de teslim alındı.”

Kirli darbenin büyük bir dirayetle önlendiğine dikkat çeken yazarımız, bu konudaki sözlerini şöyle tamamlıyor: “Tayyip Bey ve hükümet biraz geç davransa ya da büyük bir cesaretle darbe teşebbüsünü yasa dışı ilan etmeseler ve halk sokağa çağrılmasaydı, bugün biz işgal edilmiş ve tamamen Amerika’nın kontrolüne geçmiş bir ülkede yaşıyor olacaktık. Küresel FETÖ projesinin gerçekleşmesi için de hiçbir engel kalmamış olacaktı.”

Filistin Kampında Bir Ömür

Filistin Kampında Bir Ömür, Âtıf Ebû Seyf’in eseri. Ebû Seyf Filistinli bir yazar. Yayımlanmış birçok eseri bulunuyor. Kitap, hatıralardan örülü bir roman. 1948’deki “Nekbe/Felâket” hadisesinden sonra Gazze’de doğan mülteci Derviş’in hüzünlü hikâyesi anlatılıyor. Kendi ülkelerinde mülteci olan insanların yürek yakıcı hikâyesi, vicdanları sarsıyor. Büyük acı yaşayan binlerce aileden birinin umutlu direnişine ve nasıl büyük bir mücadeleye giriştiğine tanık oluyoruz. Filistinli Müslümanların yıllardır içinde bulundukları dramı ‘içeriden’ birinin gözüyle, bakışıyla ve değerlendirmesiyle görüyor, anlıyoruz. Filistin Kampında Bir Ömür romanı, keşfe film veya dizi yapılsa. Müslüman kardeşlerimizin yaşadıklarını daha yakından görsek, üzülsek ve çözüm yollarını hep birlikte bulsak. Her üç eseri kaleme alanların ömrüne bereket. Ellerine, yüreklerine, gönüllerine sağlık. Mühim eserleri irfanımıza kazandıran İnkılâb Yayınevi’nin değerli yöneticisi Hasan Güneş Beyefendiye de teşekkürler…

İnkılâb Basım Yayım, Tel. 0 212 524 44 99 web: www.inkılab.com.tr