Dolar (USD)
17.9007
Euro (EUR)
18.3617
Gram Altın
1035.63
BIST 100
2785.16
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

30 Mart 2020

Kafa Virüslü Olunca

“Sayısal veri” ve “pozitif” kelimeleri ne kadar acı veriyor değil mi? Kavramların nasıl olup da bir anda evrildiğine ve renk değiştirdiğine şahit oluyoruz. Yapılan açıklamaları dinlerken pozitif sonuçların artmaması için dua ediyoruz. Bugüne kadar her şey pozitif olsun diye çabalarken bir anda tersine döndü her şey.

Hayat tersine döndü. Yaşantımız kısa sürede değişti. Bildiğimiz bütün yaşanmışlıkları bir anda değiştirdik.

Hayat sokakta, çarşıda, pazarda, dağda, bayırda derken; şimdi devletin en üst kademesinden başlayarak herkes birbirine yalvarır hale geldi “Lütfen evde kal! diye. Zorunlu haller dışında evde kalın deniyor. Mevzu bu kadar basitken acaba neden insanlar dışarıda olmak için bütün şartları zorlar, işte bunu anlamak imkânsız.

Zorunlu hal nedir; sağlık, temel ihtiyaçlar için alışveriş. “Biraz hava alacaktım.” diyerek kendini sokağa bırakanları izahta da zorlanıyoruz. Sen hava alacaksın diyerek bu illetin yayılması devam edecek. O zaman hepimiz havamızı alacağız. Durum bunu gösteriyor.

Birçok şey değişse de bir kafa var ki sıkışıp kaldığı kalıplarla boğuşmaya devam ediyor. Memleketin hayrına en küçük faydası olmayan, ayrıştırmayı maharet sayan, tutuculukta sınır tanımayan, çamur atmakta mahir bu güruhun faydasızlıkta sınır tanımadığına yine şahit olduk.

Sağlık Bakanı’nın yaptığı açıklamadaki uyarıları, ayrıntıları göz ardı edip tavsiye edilen yazarın ismine takılan, uzaktan eğitimde öğretmenin başörtüsünü diline dolayan, akla ziyan paylaşımlarla hedef şaşırtmaya çalışan kafanın virüsten daha zararlı olduğuna şahit olarak yaşamaya devam ediyoruz.

Kimlerle birlikte yaşıyoruz diye insan sormadan edemiyor.

Uzaktan eğitimi izlerken hiç kimsenin aklına; “Bu öğretmenlerin başları neden açık?” diye gelmemiştir çünkü bunu düşünmek ahlaksızlıktır.

Sağlık Bakanı mesela Nazım Hikmet deseydi Mustafa Kutlu yerine, birileri çıkıp da neden Nazım Hikmet dedi diye ortalığı ayağa kaldırmazdı. Çünkü bu tür itirazlar beynini bir ideolojiye kiralamış zihniyetin herzeleridir.

İşi daha da somutlaştırayım da cümlelerin orasından burasından çekmeyi alışkanlık haline getirenlere fırsat doğmasın.

Memleketin sağı solu kalmadı ama yine de böyle bir kalıp var. Bir solcu, şiir antolojisi hazırlasa ya da dergi çıkarsa kendi görüşü dışındaki hiç kimseye yer vermez. Hem de yazılan şiir ya da öykü mükemmel bile olsa.

Tam tersine bakalım. Muhafazakâr görüşlü biri antoloji hazırlasa, dergi çıkarsa sol görüşlüleri başköşeye alır. Çünkü görüşe değil esere bakarak karar verir.

Ya da her fırsatta iktidara ve Cumhurbaşkanına hakaret eden, küfreden biri iktidar belediyesinden davet alınca (!) etekleri zil çalarak yerini alır protokolde. Telifini alır, ballandıra ballandıra yer. Burada çağırana da gidene de bakmak gerek ama mevzu başka şimdi.

İktidar dışında özellikle çağdaş, aydın (!) bir sol belediyenin tek muhafazakâr şaire, yazara, sanatçıya yer vermemesi de bu aydınlığın (!) bir göstergesi.

Tekrar dönelim koronaya. Virüs yayıldıkça daha dikkatli olmak gerekiyor. Önce kafaları arındırıp virüsten, sonra tedbirleri en sıkı şekilde almak gerek.

Bu yaşananlar dünya için bir ilk. Ölüm-kalım mücadelesi ile baş başa dünya. Hani bir zamanlar denirdi; ülkede bir sıkıntı olduğu anda zenginler, bu ülkeyi sürekli karalayanlar, kendi toprağına yabancı olanlar gemiyi ilk terk edenlerden olacak ve ilk fırsatta kendilerini yurtdışına atacak diye. Öyle bir felaketle karşı karşıya kaldı ki dünya bırakın yurtdışını evinden bile çıkmaya cesareti yok kimsenin. Her türlü uyarıya rağmen gereksiz yere dışarı çıkanlarınki de olsa olsa cahil cesaretidir.

Evde kalalım. Ev gibisi yok. Millet olarak aile olduğumuzu tekrar hatırladığımız bu günlerin kıymetini bilelim.