28 Eylül 2021

İyi ki plaketim yok

Doğru söylemek, kitabın ortasından konuşmak gerekirse tele-temaşa ekranlarında önüne gelene dağıtılan banal plâketlerden rahatsız olduğumu belirtmek isterim. Ödül törenlerinden ziyade son günlerde devlet adamlarına verdirilen plâket konusunda plâket imalatçısı hiçbir kuruluşu zemmetmeden gerçekten inandığım konuda fikir yürütmek istedim. 

Yurt dışından getirdikleri üç boyutlu kristalin içerisine lazer işlemeleriyle Türkiye’de plâket üretiminin seri hale gelmesinde öncülük eden firmaların sitesine göz attığınızda holdinglerin, kamu kurumlarının, vakıf ve ajanslara tedarikçi olduklarını görüyoruz.

Eskilere göre yeni teknolojik imkânlarla daha hızlı üretim yaptıklarını öğünerek anlatan firmaların plâket, pleksi ve akrilik plâket, kristal cam, özel ödül, kupa ve madalya, rozet ve yakalık ile tabelalar dikkat çekmektedir. Ürünlerinde tekstil hariç her türlü malzemeyi kullandıklarını, çelik, sarı pirinç, alüminyum, cam, sac, kristal örnekleriyle sitelerinde teşhir ederek kendi tanıtımlarını yapmaktadırlar. Yazımızın başında söylediğimiz gibi bunların yaptıkları çalışmalardan kazandıklarıyla ilgili bir tenkitimiz yok. Eleştirimiz onlara bu imkânları seren daha doğrusu verenleredir.

Çok önceleri dediysem de bundan kırk yıl kadar önce bu plâketlerin değerli şeyler olduklarına inanır, plâket alanlara gıpta ederdim. Plâket enflasyonunun nerede ne zaman nasıl oldu da bu kadar yayıldığı veya ilk nereden başladığını internette bulabilirsiniz. Adnan Menderes döneminde Amerika-Türkiye ilişkilerinin artmasıyla birlikte şilt verilmeye başlanmış, 27 Mayıs 1960 ihtilâli sonrasında silahlı kuvvetlerde ‘bröve’ verilmeye başlamış.

 

12 Eylül darbesiyle birlikte plâketleri ulufe babından dağıtımıyla tatmin olmamışlar ki, üniversiteler ‘Fahri Profesör’ unvanı vermek için sıraya geçmişler, cüppe giydirilen darbeci Evren'e gittiği her yerde fahri hemşerilik beratı, şehrin anahtarı ve plâket verilmesiyle bu işin yarışa dökülmesi o karanlık günlere denk düşmektedir.

Günümüze gelecek olursak plâketin günlük hayatın bir parçası olduğu, hatta plâketsiz tören görmenin mümkün olmadığını müşahede ederken, bir kenara fırlatılamayacak kadar çekiciliği olmasını isteyenlerin gün geçtikçe arttığını da söyleyebiliriz.

Plâket ve ödül mevzuunda farklı düşünenler elbette vardır. İşte bunlardan biri Türkiye Yazarlar Birliği’dir. Türkiye’de kültür, sanat ve düşünce alanında her yıl yapılan değerlendirmeler neticesinde ödül almayı hak edenlere piyasa mamulü plâket vermek yerine geleneksel Türk klasik sanatlarımızın seçkin örneklerinden özel olarak tasarlanmış ‘Katılım Beratı’ takdim ederek sanatçılarımıza sahip çıkmaktadır.  Yazarlar Birliği’nin yurtiçi ve yurt dışında tertiplediği bütün etkinliklerinde orijinal ipek üzerine tezhip, minyatür, ebru ve hat sanatının özgün çalışması, altın ve gümüşün deri ile buluşturan sanatçı dostumuz Bekir S. Soysal’dan bu vesile ile söz etmezsem haksızlık etmiş olurum. Onun tasarımlarının bugün özellikle Türk dünyası coğrafyasının en ücra köşelerinde sergilendiğini de bilenlerdeniz.

Yazımızın başlığına bakıp da plâket istemiş durumuna düşmeyiz inşallah. Belki bugüne kadar farklı kurum ve kuruluşlardan sevimsiz metallerden almış olsak da, eve gelmeden ilgili makama, yani çöpe gittiğini rahatlıkla söylerim ve’s-selam. 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement