Dolar (USD)
17.9331
Euro (EUR)
18.4099
Gram Altın
1039.38
BIST 100
2864.25
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

04 Temmuz 2022

İstanbul'un "Beşi Bir Yerde"si: Eminönü

Kendine has özellikleriyle hep dünyanın ilgisini üzerine çekmeyi başaran “2 kıta bir şehir” İstanbul; içinde barındırdığı güzellikleri cömertçe paylaşıyor.

Bugün İstanbul’un kalbi Eminönü’nde, boğazın mavi sularını gururla seyreden tarihî bir binada, ülkemiz tarihinin her döneminde başrol oyunculuğu üstlenen çok özel bir kurumun adı yazılı: “İstanbul Ticaret Odası”.140 yıllık birikimiyle Türkiye ekonomisinin köklü çınarı İstanbul Ticaret Odası(İTO) aynı zamanda eğitimle birlikte bir kültür elçisi gibi yitik hazinelerin izini sürüyor.

Dersaadet Ticaret Odası’nı 1882’de kurarak gelecek nesillere miras bırakan Sultan 2. Abdülhamid Han’ın emanetine sahip çıkan İTO, medeniyet tasavvuru ile birbirinden güzel eserleri okuyucusuyla buluşturuyor. Gelenekten beslenen ve derin köklere sahip olan İTO, bir ticaret odasından daha fazlası olduğunu ortaya koyduğu faaliyetlerle gösteriyor.

İTO Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç beyefendi zenginliğin sadece paradan ibaret olmadığı bilinciyle eğitim, kültür ve sanat alanlarında da önemli hizmetlere destek veriyor. Herkes yaşadığı bölgedeki “hazine”lere sahip çıkmalı düsturuyla hareket ederek, İstanbul’un tarihî ve kültürel mirasını kayıt altına almaya devam ediyor.

İstanbul Ticaret Odası Yayınları’ndan çıkan iki güzel eserin satır aralarında gezerek, dünden bugüne İstanbul’u yeniden keşfetmeye gayret edeceğiz.

***

“İstanbul Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkâr Kasrı”

İstanbul Ticaret Odası Kültür ve Sanat Yayınları tarafından Ocak 2022’de yayımlanan “İstanbul Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkâr Kasrı” isimli eser Kültür-Sanat Tarihçisi / Görsel Sanatlar Uzmanı Abdullah Kılıç tarafından kaleme alınmış.

İstanbul’un 7 tepesini gezerken hep şu soruyu sorarım kendime; “Şu cami ve külliyeleri çıkarsak İstanbul’dan geriye ne kalır?..” Kendi kendime sorduğum bu sorunun cevabı aslında nettir: “Hiç”. Gerçekten de İstanbul’dan vakıf eserlerini çıkarın geriye kocaman bir hiç kalır.

İşte İstanbul’u İstanbul yapan eserlerden birisi de hiç şüphesiz ki, Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkâr Kasrı’dır. “İstanbul Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkâr Kasrı” isimli eserde, Sultan 4. Mehmed’in annesi Vâlide Hatice Turhan Sultan’ın taşıdığı inci mühür gibi İstanbul’un ve tarihin kalbine kondurduğu külliyenin belgesel hikâyesi anlatılıyor.

İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç beyefendi, kitabın takdiminde öyle ifadeler kullanmış ki, benim başkaca bir şey ifade etmeme gerek kalmıyor:

“Yeni Cami, bu efsunlu şehrin giriş kapısı niteliğindedir. Çünkü Yeni Cami, ardında yükselip bu şehre ruhunu yani silüetini veren Ayasofya Cami’nin de, Bayezid Cami’nin de, Süleymaniye Cami’nin de, Yavuz Sultan Selim Cami’nin ve diğerlerinin de muhafızı ve misafirleri şehre girişe hazırlayan nâzenîn süsüdür. Üstelik şehre bir kadın elinin değmesinin tüm zarafetini üzerinde taşır. Bânileri, Safiye Sultan ve Hatice Turhan Sultan’da temerküz eden Osmanlı estetiğinin ve güzel sanatlardaki birikiminin zirve noktasıdır.

Kuşkusuz Yeni Cami’ni böylesine bir baş yapıt haline getiren alâmet-i fârikası, onun “dünyanın merkezi İstanbul’un merkezi olan Eminönü’nün merkezinde” yer almasıdır. Ayrıca Osmanlı klasik döneminin son ihtişamlı örneği olarak, Doğu’nun Batı’ya karşı savunma hattının güçlü müdâfii olmasıdır.

Biz tüccarlar için ise ehemmiyeti şudur ki, ticaretin kalbi Eminönü kıyısı boyunca uzanan iskelelerin, hanların ve ticarethanelerin içinde yükselen bu heybetli cami, dünya ile ahireti birleştiren bir anlayışın yansımasıdır...”

İşte bu kadar iltifatı hak eden güzellikleri içinde barındıran İstanbul’a dair bir esere imza atan Abdullah Kılıç, sanat, mimarlık, kültür tarihi gibi birçok bileşeni büyük bir ustalıkla senkronize ederek okuyucuya geçmişle bağ kurma fırsatı sunmuş.

Kitaba, külliyenin genel olarak anlatıldığı bölümle başlayarak; bu bölümde külliyenin yeri, konumu, ilk yapılışı, çevrede meydana gelen yangın, yeniden yapılışı, mimarî yapısı, çevredeki değişimleri anlatmış. Arkasından külliyenin vakfiyesini ele alıp, sonra da külliyeyi yaptıran Hatice Turhan Sultan’ın hayatına dair bilgiler aktarmış.

Daha sonra ise külliyenin birimlerine geçerek sırasıyla cami, Hünkâr Kasrı, Mısır Çarşısı, türbe, çeşme-sebil,muvakkithâne anlatılarak, külliyenin kaybolan iki yapısı olan sıbyan mektebi ve dârülkurrâ hakkında çok bilinmeyenleri tarihe not düşmüş.

Tabi hayatta her zaman yukarıda anlattığımız gibi güzel olmuyor. Bu anlamda Yeni Cami, Hünkâr Kasrı, Mısır Çarşısı, Türbe, Sıbyan Mektebi, Dârulkurrâ, Muvakkithâne gibi yapılar topluluğundan oluşan külliye zaman zaman yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış.

WhatsApp Image 2022-07-03 at 23.39.05_9a2d1bef27e9cd782e5dac2731364f9d.jpeg

Fakat tam bu noktada millî hislerimize tercüman olmanın yanında medeniyetimizin kodlarına sahip çıkan yüce gönüllü Âkif’in, “Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, / İki kazma kürek, iki de ırgat gerek. / Ancak, hadi gel yapalım şunu geri desen, / Bir Sinan, bir de Süleyman gerek” ifadelerini zikretmek gerekiyor.

Neden mi?.. Kısaca değinmeye çalışalım. 1938 yılında çevreyi açma bahanesiyle İstanbul Şehremini Cemil Topuzlu Paşa, Osmanlı eserlerini yok etmek için elinden geleni arkasına koymamış. Fakat, İbrahim Hakkı Konyalı’nın Tan gazetesinde kaleme aldığı “Yeni Cami Yıkılamaz” başlıklı yazısı üzerine büyük bir tarih katliamı son anda önlenmiş.

Önlenmiş önlenmesine de, uzun yıllar ilgisizlikten viraneye dönmüş. Vakıflar Genel Müdürlüğü ile İstanbul Ticaret Odası (İTO) arasında yapılan protokol gereğince Hatice Turhan Külliyesi, Mısır Çarşısı ve Türbenin tamiri 2004-2009 yılları arasında gerçekleştirilen restorasyonla yok olmaktan kurtarılmış.

2009’da hizmete açılan Hünkâr Kasrı’nda gerçekleştirilen sergiler kasır yönetimini üstlenen İTO tarafından organize ediliyor. Caminin restorasyonu ise hâlâ sürüyor.

“İstanbul Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkâr Kasrı” isimli kitap, meraklıları için hem yazı hem de fotoğraflar eşliğinde yarımadayı daha iyi tanımak için güzel bir fırsat sunuyor.

***

“İstanbul’un Eminönü-Sirkeci Ticaret Merkezi”

Değineceğimiz bir başka eser ise, “İstanbul’un Eminönü-Sirkeci Ticaret Merkezi”. Yüzyıllar boyunca bu bölge, yani Sirkeci, Eminönü, Unkapanı daima ticaretin kalbi oldu ve bütün mirasyediliğe rağmen değerini hiç kaybetmedi. Güzel İstanbul’un muhkem surları hâlâ, aziz fetih şehitleri gibi vakurlu “Suriçi”nin kalbi ise Eminönü-Sirkeci’ydi.

Boğaziçi’nin Altın Boynuz ve Marmara Denizi ile buluştuğu Tarihî Yarımada’nın en muhteşem yeri, Eminönü’dür. Payitaht-ı Zemîn Eminönü; bir dünya başkentidir. Hele bu bakış, bir de gurûb vaktine yakın, İstanbul’u İstanbul yapan silüetin üzerini bir kızıl şal gibi kaplayan günbatımına rastlarsa, insanı iflah olmaz bir şekilde kendine meftun kılar.

Eminönü’nü bu kadar vazgeçilmez kılan şey, “Beşi Bir Yerde” özelliğine sahip olmasındandır. Birinci özelliği; emsalsiz doğal güzelliğidir ki, bunu anlatmakta kelimeler kifayetsizdir. İkinci özelliği; iki kıtanın birleştiği İstanbul’un nüvesini teşkil eden ilk yerleşim yeri olmasıdır. Üçüncü özelliği; ise tarihsel zenginlik abidesi olmasıdır. 8500 yıl öncesinin tarihsel kalıntıları, Bizans döneminin görkemli kamu ve dinsel yapıları ve İstanbul’a ruhunu kazandıran Osmanlı İslâm mimarisinin şaheserleriyle Eminönü, açık hava müzesi gibidir. Dördüncü özelliği; Roma, Bizans ve Osmanlı gibi üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış olmasıdır. İstanbul’u vazgeçilmez kılan esas özelliği; ticaretle yükselen bir şehir olmasıdır. Bu da “Beşi Bir Yerde”nin tamamlayıcı özelliğidir. Kuzeyden güneye, doğudan batıya giden yolların buluşma noktası, içinden deniz geçen biricik şehir İstanbul, her zaman dünya ticaretini yönlendirmeyi başarmıştır.

Dolayısıyla genelde İstanbul, özelde Eminönü, bu beş özelliği sebebiyle sayfaları çevrildikçe, insan zihnine yeni ve üretken bilgiler düşüren bir kitap gibidir. Her seferinde meçhul kalan bir yönünü gün yüzüne çıkartıp emsalsiz bir keşif keyfi yaşatır.

Nuri M. Çolakoğlu’nun editörlüğünde İstanbul Ticaret Odası’nın tarihçesi ile başlangıç yapılan eserde, geçmişten geleceğe tarihin izini süren Radi Dikici, Prof. Dr. Aygül Ağır, Ekrem Işın, Prof. Dr. Üzlifat Canav Özgümüş / M. A. Serra Kaynak, Prof. Dr. Nevra Necipoğlu / Kansu Şarman, Melih Şabanoğlu, Doç. Dr. Sevgi Parlak, Prof. Dr. M. Baha Tanman, Halil Solak, Eremya Çelebi Kömürciyan, Gugas İnciciyan, Yrd. Doç. Dr. Füsun Seçer Kariptaş, Petrus Gyllius (PıerreGilles), CosimoComidas De Carbognano, Sarkis Sarraf Hovhannesyan, Sermet Muhtar Alus, Levon Panos Dabağyan, John Freely gibi tarihten arkeolojiye kadar çok farklı alanlarda uzmanlaşmış bu araştırmacı ve akademisyen Eminönü’nün farklı yönlerini öne çıkartarak, bölgenin tomografisini çekiyor. Kaybolmaya, unutulmaya yüz tutmuş “yitik hazineler”imizin, kadîm yerleşim yerinin, her alanda İstanbul’un “özünün özü” olduğunu ortaya koyuyor.

*

Her asrın farklı, her sokağın ilginç bir hikâyesi var. Kim bilir bu hikâyelerin bugünkü figürleri bizleri de birileri tarihe not düşecek. Madem öyle, tıpkı İTO gibi güzel ve özel şeylere imza atmak gerek.