Dolar (USD)
17.9526
Euro (EUR)
18.3052
Gram Altın
1029.885
BIST 100
2795.06
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

04 Mart 2021

İran mı Turan mı?

Sayın Cumhurbaşkanımız Azerbaycan Azatlık Meydanı'nda düzenlenen Zafer Geçidi Töreninde; Aras’ı ayırdılar, kum ile doldurdular, ben senden ayrılmazdım, zor ile ayırdılar deyince birileri zıpladı, tepki verdi.

İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif Sayın Cumhurbaşkanını kastederek; ‘ Bakü’de yanlışlıkla okuduğu şiirin, Aras Nehri’nin kuzey bölgelerinin İran’ın ana topraklarından zorla ayrılmasıyla ilgili olduğu ona söylenmemiş! Demişti.

Latifeyle de olsa yumuşatılmış bir tepki göstermişti.

Yer Azerbaycan ama tepki veren ülke İran’dı.

Irak’ın Kuzeyindeki Gara bölgesine Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığı operasyonda da aynı şey yaşandı.

Tepki Irak hükumetinden değil, İran’dan geldi.

Bu defa da İran’ın Bağdat Büyükelçisi İrec Mescidi açıklama yaptı, ‘Irak'a askeri bir müdahaleyi reddediyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri de Irak topraklarına karşı tehdit unsuru olmamalı ve işgal etmemelidir’ dedi.

Suriye’de yapılan operasyonlarda da durum pek farklı değil; İran bu ülkeler adına bazen vekâleten bazen de asaleten konuşmayı ihmal etmiyor.

Konuşmaların hedefinde her defasında Türkiye var.

Türkiye bölgedeki zaferlerine zafer kattıkça, dostlarla dostluğunu pekiştirdikçe İran’ın hassasiyeti artıyor, adeta tansiyonu yükseliyor.

Dünya Bankası Ülke Profilleri veri tabanına göre İran nüfusunun %42’sini Azeri’siyle Türkmen’iyle, Kaşkay’ıyla, Avşar’ıyla, Kaçar’ıyla, Karapapak’ıyla, Kazak’ıyla Türkler oluşturuyor.

İran'ın Güney Azerbaycan bölgesi Tebriz’de 2019-2020 sezonunda Mustafa Denizli’nin de çalıştırdığı Traktör Sazi 35 milyonla dünyanın en fazla Türk taraftarına sahip futbol takımıdır.

80 bini aşkın taraftarın yıllardır tribünleri eksiksiz doldurması...

Kulakları çınlatan ‘Azerbaycan var olsun istemeyen kör olsun’ tezahüratları…

Tribünlerden hiç eksik etmedikleri "Ne Mutlu Türküm Diyene" pankartları İran’ı elbette ki çok düşündürüyordur.

İran’ın Turan’dan koptuğunun hikâyesi İran’da Şia mezhebinin temellerinin genişletildiği, yeni kriterlere kavuşturulduğu 1501-1736 yılları arasında hüküm sürmüş Safeviler dönemine rastlar.

23 Ağustos 1514′te Osmanlı ve Safevi Devleti arasında yaşanan Çaldıran Savaşı’na giden süreçte Şah İsmail, çok sinsice bir planla Osmanlıya mezhep üzerinden karşılık vermek istedi.

İslam içinden, aynı zamanda İslam’a alternatif gibi sunulan ve hızla yayıldığı için ‘Yaygın’ anlamında ‘Şia’ adıyla anılan ‘Şiilik’, bu iş için biçilmiş bir kaftan gibiydi.

971-1030 yıllarında İran coğrafyasına hükmeden Türk asıllı Gazneli Mahmut’un kurduğu Gazneliler döneminde Şiilik suç sayılır, Şia’yım diyen hapse atılırdı.

Şah İsmail de Gaznelilerin tersini yaptı ve Sünniliği baskı altına aldı, Sünni’yim diyeni ülkeyi terke zorladı.

Şiilik temellerini genişletmek, dini bağımlılık sağlayacak duygusal yönlerini artırmak için Şii âlimlerini seferber etti.

Artık Şii âlimler yazdıkça yazdılar;

Peygamberimizin Halifeliği Hazreti Ali’ye vasiyet ettiği, Halifeliğin Hz. Ali’den zorla alındığı iddialarını yaydılar.

Daha da ileri gittiler Hazreti Ebubekir’i, Hazreti Ömer’i, Hazreti Osman’ı kötüleyen zamanın fitnecilerinin ortaya attığı söylemleri Şiiliğin esasları haline getirdiler.

Osmanlı düşmanlığı ve yeniden düzenlenmiş şekliyle ‘İran Şiiliği’ zaman içinde Türküyle, Kürdiyle İran toplumlarını birleştiren bir tutkal görevi gördü.

Sürekli gelişen ve teknolojinin ortak kullanıldığı çağımızda, tutkalın etkisini yitirdiği açıktır.

İran’ın müdahalesi ardından Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de körüklendikçe körüklenen, bitmek bilmeyen kardeş kavgaları İran’ın sunduğu çözüm şeklinin ilk pratik örneklerindendir.

Traktör Sazi takımının çığlıklarını, Bağdat Özgürlük Meydanında açılan isyan bayraklarını, Suriye’de zora giren İran varlığını, Lübnan’da Hizbullah antipatisini, Azerbaycan’ın milli duruşunu gören ariflere tarif gerekir mi bilmem.

İran, nüfuz bölgelerinde ayaklarının altından kayan halıyı görüyor.

Diğer tarafta da girdiği her yerde savaşları bitiren, mazlumun yanında yer alan; aş veren, işveren bir Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri örneği var ortada.

Gara operasyonunda Irak’ın tepkisizliğine, İran’ın telaşla tepki psikozuna ne demeli?

Karmaşık dengeler arasında sıkışan İran’ın tansiyonu çıkıyor, üslubu sertleşiyor.

Türkiye’ye göz kırpan Irak’a birileri aba altından sopa mı gösteriyor acaba?

Olabilir, çok normaldir.

Rüzgâr birilerinin istemediği yönden esiyor.

Korkuya kapılan birilerini istemeyerek te olsa Türk limanlarına sürükleyip getirebilir.

Kaderin cilvesi deyip sineye çekmelimi acaba?

Söz konusu Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammet Bin Salman, Mısır Devlet Başkanı Abdul Fettah es-Sisi hatta BAE Veliaht Prensi Muhammet Bin Zait olsa dahi

‘Kol kırılır yen içinde kalır’ demenin zamanıdır belki de…

Belki evet… Belki de hayır…