Dolar (USD)
17.9367
Euro (EUR)
18.2636
Gram Altın
1024.31
BIST 100
2913.3
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

02 Haziran 2022

İnsanlık şuur tutulması yaşıyor

Bakışları sürekli olarak başkalarının elde edeceği kara odaklanmış menfaatçilerin, belediye önlerinde, bakanlıkların arka bahçelerinde elde dosya ile sıraya girmiş makam, itibar, para ve torpil tutkunlarının gittikçe çoğaldığı bu yozlaşma çağında Diogenes gibi bu sefalete havlayan ve ısıran bilgeler de kalmadı.

Diogenes konformizmin bataklığında çırpınan bu zavallı lüpçülere inat hayatın temel titreşimini yakalayarak, uygulamalı bir biçimde yalın gerçeğe ulaşma başarısını elde edebilmiştir.

Onun için müstehcenlik sokakta yarı çıplak bir vaziyette köpek hayatı yaşamak değildir asıl müstehcenlik siyasetçilerden menfaat elde etmek için mide bulandırıcı bir çabanın, yalakalığın, ezikliğin ve zayıflığın içerisinde bulunmaktır.

Uzunca bir zamandır topluluk halinde yaşayan insanların bireysellikten uzak bir bilinçle, taklit yoluyla ve biraz da el yordamıyla ilerlediğini görüyoruz.

François Rabelais'in beş romanından oluşan Gargantua ve Pantagruel'deki ana karakterlerden biri olan Panurge’ünhikayesini bilirsiniz.

Pantagruel’in gemisi deniz ortasında koyun yüklü bir şileple karşılaşır ancak celep görünüşünden ötürü Panurge’ye koyun satmak istemez üstelik bir de onunda alay eder.

Bu durumda koyunları iyi tanıyan Panurge, en büyük koyunu alıp denize atar, bunu gören öteki koyunlar da onu taklit edip hepsi birden tek tek denize atlarlar.

Malumuz Aristoteles, Hayvanların Tarihi adlı eserinde koyunların en aptal hayvanlar olduklarını söyler. Nereye çekersen, yönlendirirsen oraya gider avanaklığı herhalde.

Bunatopluluk halinde yaşayan bireylerin bireysel bilinçten yoksun olarak hareket etmeleri anlamında gregarizm diyorlar. Gerçi Condillac insanlar da o kadar birbirlerinden farklı değillerdir onlar da tüm hayvanlar içinde taklit etmeye en yatkın türlerden biridir der.

FredericGros ise boğulan koyunlar için, kalabalıklar içerisinde boğulmanın verdiği güven duygusu diyerek bu acıklı hali, şartlandırılmış bu kolektif duruma farklı bir açıdan bakar.

Son yıllarda yaşadığımız hadiselere bakılacak olursa küreselci elitlerin attığı ilk koyunun ardından teker teker atlayan ne çok koyunlar oldu. Öyle ki ilk atlayanın da son atlayanın da birbirine karıştığı bir kalabalık boğulma hissi yaşadık.

Zira toplumdan istenen uyumdur. Bu uyum öylesine kuvvetli ki artık olan bitenleri şüphecilik eleğinden geçirmeye bile mecali kalmadı insanların. Öylesine bir zihin ve bellek bölünmesi yaşanıyor.

Bir ara MaxWeber, Bugüne dek herkes böyle yapmışken neden değişmek? Alışkanlıkların durağanlığı, uzlaşmanın kabulü ve yüce geleneklere saygı. Evet, “burada işler böyle yürür” diyordu.

Kaldı ki filozoflarımız temel fikir, içsel dinginlik ile dışsal düzenin sırrının töre ve yasaların eksiksiz kabulü olduğunu defalarca tekrarlamadılar mı? O halde insan olmanın bilincine varmak yerine toplumsal uyumunun birer parçası olmak düşüyor bize.

Yani kalıplaşmış davranışlar, hesaplanabilir çıkarlar bütünü, mekanik dümdüz bir çizgi üzerinde her şeye uygun, uyumlu önceden belirlenmiş normlara uygun normalleştirilmiş kimliklerin dünyası. Ve bu dünyaya entegre edilmiş bireyler…

Geçenlerde bir çırpıda tüm bölümlerini izlediğim “Severance” adlı dizide ilginç bir bölünmeden bahsediliyordu.

Apple TV+’ın yeni dizisi bu. Yönetmen koltuğunda Ben Stiller ve AoifeMcArdle var. Senaristliğini Dan Erickson üstlenmiş. İş hayatı ile özel hayatı bir çip marifetiyle birbirinden ayıran felsefi derinliği de olan ilginç bir dizi Severance.

Lumon Şirketi’ne geldiklerinde özel hayatlarına(dışsal) dair olan her şeyi özel hayatlarında da şirkette olan her şeyi(içsel) unutuyorlar. Aynı bedende iki zihin, bölünmüş bellek ve sürekli gidip gelmeler ve çoklu kişilik bozuklukları yaşayan insanların hayat hikâyeleri…

Görmüyor musunuz? Koskoca dünyayı Lumon Şirketi’ne döndürdüler…