14 Ekim 2021

İki çul sahibi

 

Peygamber Efendimiz (a.s.) ve ona iman eden bir avuç Müslümanla Mekke-i Mükerreme’de 13 sene boyunca çok sıkıntı çekmişlerdi.Boykota maruz bırakılmışlar,fiili işkenceye varacak şekilde eziyete uğramışlar;neredeyse din ve iman davasını Mekke şartlarında sürdüremez hale gelmişlerdi.Bunun üzerine hicrete izin verilmiş; Peygamber Efendimiz (a.s.)  da defalarca hicret için izin istemeye gelen Hz Ebubekir’i bekletmiş en sonunda onunla birlikte hicret yolculuğuna çıkmışlardı.

 Hicret birkaçış değil; Allah'ın rahmetine, Allah'ın dinini daha güzel yaşamaya bir gidiş, yeniden bir dirilişti.

Efendimiz (a.s.) hicret ettikten sonra Mekke-i Mükerreme’de kalan sahabilerden biri olan Abdullah el-Müzeni; hicret etmek üzere hazırlık yapmış, Mekke'nin dışına doğru çıkmaya hazırlanırken Mekke müşrikleri tarafından yakalanmış ve üzerinde yolculuk esnasında ihtiyaç duyabileceği ne varsa (kıyafetleri dahil) hepsi alınmıştı.Eşyaları elinden alınmaklakalınmamış Abdullah'ı istihfaf etmek, alay etmek, küçümsemek üzerebaşından aşağıya kalın bir çuvalgeçirmişlerdi.

Abdullah'ın yiyeceğinin ve içeceğinin elinden alınması aç ve susuz bırakılması, yolculuğa çıkma imkânlarının kalmaması onu hicretten engelleyememişti. Onun Allah'a imanı, Hz. Peygamber (a.s.)’a olan bağlılığı, aşkı o kadar büyüktü ki kalın kıllardan yapılmış olan çuvalıiki parçaya bölmüş birini beline sarmış bir parçasını da omuzlarına almış öylece 400 küsür kilometrelik mesafeyi, ayakları yarılmış, dudakları çatlamış, susuz, harap ve bitap düşmüş bir şekilde, düşe kalka tamamlamıştı.İmanı ve aşkı onu Mekke'den Medine'ye götürmüştü.

Uzun bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşan Abdullah el-Müzeni’yigörenler hayrete düşüyordu. Abdullah el MüzeniMescid-i Nebevi’ye yaklaştıkça ağzından şu sözler dökülüyordu:

“Ben geldim Ya Resulallah! İman ederek geldim, Allah’ı bir, Muhammed’i O’nun Resulü tanıyarak geldim...”

Efendimiz (a.s.) onu görünce şöyle bir bakıverdi ki, ayakları kan içerisinde. “Sen kimsin?” diye sordu .“Ben Abdullah bin Amr el Müzeni’yim” dedi ve hikâyesini anlattı...

Efendimiz (a.s.)’ın gözleri nemlendi, yanağından aşağıya yaşlar süzülüyordu. “Demek sen Abdullah’sın, senin adın bundan sonra ‘Zülbicâdeyn’ = “İki çul sahibi” olsun diyordu. Hayatının bundan sonraki kısmında Abdullah ismi neredeyse unutulmuş, “iki çul sahibi” olarak bilinmiştir. Sonra sahabeye dönerek, “Bu kardeşinizi giydirin! Allah size rahmet etsin” buyurdular...

Abdullah el-Müzeni (Zülbicâdeyn) sevincinden uçuyordu. Efendimiz (a.s.) ona isim takmıştı. Ne büyük şerefti.

Abdullah’ın hicret yolundaki fedakârlıkları böylelikle yâd ediliyordu. Abdullah el-Müzeni ve Süheyber-Rumi gibifedakârlıklar göstererek hicret edenler hakkında Bakara suresinde;

“İnsanlardan öyleleri var ki Allah'ın rızasını kazanmak için nefsini satar; kendisini feda eder” (Bakara, 207) ayeti kerimesi inmişti.

Bizim de yaşamış olduğumuz hayatta bazen maddi menfaatlerimizden, bazen statülerimizden sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak için vazgeçmemiz gerekebilir.Vazgeçtiğimiz takdirde hiç şüphe duymadan şuna inanmalıyız ki;

“İnsanlardan öyleleri var ki Allah'ın rızasını kazanmak için nefsinden geçer, kendisini feda eder” (Bakara, 207) ayeti kerimesindekimuştuya bizdenail olacağız…

Aradan yıllar geçer…

Tebük seferi olur…

Tebuk; Şam civarındaki, Rum tehlikesini Efendimiz aleyhisselatu vesselam haber alınca, o tarafa doğru sahabesine önceden haber vermek suretiyle çıkmış olduğu seferin adıdır. “Zorluk Seferi” diye isimlendirilir. Çünkü sıcak bir mevsimde gerçekleşmiş bugünkü yol şartlarıyla 760 kilometrelik mesafede bulunan bir yere gidilmiş, bu yolculuğa çıkarken sahabenin bir kısmı imtihanı kaybetme riski ile karşı karşıya kalmıştı. Münafıkların nifakı da açıkça ortaya dökülmüş;“Bu sıcakta sefere mi çıkılır?” diyenler olmuş, “Beni fitneye düşürme, beni götürme” gibi başka başkabahaneler ileri sürenler olmuştu. Allah (c.c.) daha sonra Tevbe suresinde indirdiği ayeti kerime ile münafıkların nifaklarını yüzlerine vurmuştur ve bütün o dönemdeki müminlere ve kıyamete kadar gelecek olan iman edenlere seslenerek şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda seferber olun” denilince yerinize çakılıp kaldınız; yoksa âhiretten vazgeçip de dünya hayatıyla yetinmeye razı mı oldunuz? Hâlbuki dünya hayatının sağladığı fayda âhiretinkine göre pek azdır.” (Tevbe, 38)

Dünya-ahiret dengesini iyi ayarlamaları konusunda Cenab-ı Hak uyarmıştı. İşte bu sefer esnasında düşmanla karşılaşılmamış, sıcak savaş olmamıştı.Sıcak savaş olmamış ama hicretten sonra Zülbicâdeyndiye adlandırılan Abdullah el Müzeni (r.a.) sıtma hastalığına yakalanmış ve vefat etmişti.

Bundan sonrasını sahabe-i kiramın büyüklerinden Abdullah b. Mes’ud'un dilinden dinleyelim.

“Akşamleyin Hz. Peygamber (a.s.) yanında Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) olmak üzere bir ceset taşıyorlardı.Dikkat ettim vefat eden Zülbicâdeyn‘di. Fedakârlığı ile hicrette dillerde nam salan sahabilerden bir tanesiydi.Götürdüler bir kenara mezarını kazdılar. Hz. Peygamber (a.s.), Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) birlikte kazdı mezarını. Efendimiz (a.s.) “Kardeşinizi bana veriniz” dedi.

“Efendimiz (a.s.),  Abdullah'ın başında dualar etmeye başladı. Onun için Allah'tan af ve mağfiret diledi. Duasının bir yerinde dedi ki ‘Allah'ım ben bu Abdullah'tan razıyım.Sen de razı ol!’ Hz. Peygamber (a.s.) bu duayı edince“keşke vefat eden Zülbicâdeyn’inyerinde ben olsaydım. Keşke Allah'ın Resulü (a.s.)’ın  “Allah'ım ben razıyım sen de razı ol ya Rabbi!” diye dua ve şahitlik ettiği kimse ben olsaydım” diye çok temenni ettim.”

Hayatı anlamlandırmak; Allah'ın rızasını kazanmak ile mümkündür. Bütün her şeyimiz O’nun içindir.

Rabbimiz; “Benim namazım da benim ibadetlerim de benim hayatımda benim ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir”(En’am, 162) dememizi istiyor. Bu teslimiyeti göstermemizi istiyor bizden. Marifet “Allah onlardan razı oldu, Onlar da Allah’tan razı oldu” (Beyyine, 8) sırrına mazhar olabilmektir.

 Allah'tan razı olmamak mümkün mü?Allah müminlere öyle nimetler veriyor ki,öyle güzellikler lütfediyor ki en sonunda cennete koyulduktan sonra müminlereşöyle sesleniyor:“Selamünaleyküm ey cennet ehli! Ey cennette bulunan müminler selam olsun size, rahmet olsun size, bereket olsun size…Razı mısınız, memnun musunuz?”

Marifet Allah’ın razı olduğu kullardan ve Allah'tan razı olan kullardan olabilmektir. Allah'tan razı olmak demek öyle güzel bir hayat yaşamak ki, yarın mahşer meydanında hesabı kolaylıkla verip cennete girdikten sonra Allah'ın (c.c.)“Razı mısınız ey kullarım! Memnun musunuz?” sorusuna “Nasıl razı olmayalım ya Rabbi! Bizi azabından kurtardın. Rahmetini lütfettin.Bize rahmetinle muamele ettin.Bizi cehenneminden kurtardın, cennetini nasip ettin.Nasıl razı olmayalım ya Rabbi!” diyenlerden olabilmektir.

Hayat, eğer bizi cennete götürüyorsa anlamlıdır. Eğer Hz. Peygamber (a.s.) bizi gördüğünde hakkımızda:“Allah'ım ben bu kulundan razıyım, sen de razı ol”şeklinde söyleyecek bir hayatımızvarsa anlamlıdır.Malımız, mülkümüz, makamımız, mevkiimiz, şanımız, şerefimiz, şöhretimiz, itibarımız eğer bizi cennete götürmeye hizmet etmiyorsa bir anlamı yoktur.

Rabbim; Abdullah el-Müzeni’nin hicretinden ve hayatından hayatımıza dersler çıkarmak suretiyle; onun gibi fedakâr, onun gibi diğergam, O’nun rızasını kazanmak için hiçbir engeli, hiçbir bahaneyi kabul etmeyen; onun gibi Hz. Muhammed Mustafa (a.s.) ile beraber olmak için her türlü çileyi, zahmeti göze alabilen kimselerden olabilmeyi nasip eylesin.

Unutmayalım ki “Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!” (Nisâ, 69)   buyuruyor Rabbimiz.

Akıbetimizin peygamberlerle sıddıklarla şehitlerle salihlerle beraber olması niyazıyla Allah'ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

 

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement