Dolar (USD)
17.9331
Euro (EUR)
18.4099
Gram Altın
1039.38
BIST 100
2864.25
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

25 Mart 2021

Husiler; Dost mu Düşman mı?

Suudi Arabistan sopası ile İran tokmağı arasında sıkışan Husiler, Şii değilken Şiiliğe sürükleniyor hem de İran Şiiliğine, yani; kayıtsız şartsız İran bağımlılığına.

Yemen’in yüzde yirmi beşi gibi Husiler de Zeydi’dirler ve Yemen’de yüzde sekiz gibi bir nüfuz yapısına sahiptirler.

Zeydilik adını, Hz. Ali’nin oğlu Hz Hüseyin’in oğlu Ali’nin oğlu Zeyd’den alır.

Zeyd’in babası Ali, Miladi 10 Ekim 680 yılında bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbelâ şehrinde cereyan eden katliamda hasta yatağında olduğu için öldürülmekten son anda kurtulmuştu.

Ali ise, Hz. Hüseyin’in ikinci İslam halifesi Hz. Ömer döneminde İran Sasani İmparatorluğuna son verdikleri savaşlar sırasında esir aldıkları İran Kralı 3.Yezdicerd’in kızı Şehre Banu’dan olan oğluydu.

Şiiler, Şehre Banu’dan olan ‘Ortanca Ali’yi Hz. Hüseyin’in varisi olarak kabul ederler.

Nedeni de şudur; İslam öncesi İran’da hâkim din Zerdüştlükte yönetim ailesi aynı zamanda, Allah’ın yeryüzündeki ışığı ve temsilcisi kabul ediliyordu.

İranlılar, Şehri Banu’nun taşıdığı asil kanın Hz. Hüseyin’in kanıyla birleşmesini ilahi bir tecelli olarak kabul ettiler, Hz. Hüseyin’in varisi olarak onu görmek istediler.

Bu yüzden de Peygamberimizin Halifeliği Hz. Aliye vasiyet ettiği yolunda sonradan ortaya atılan tezin en ateşli savunucuları oldular.

Onlar Halifeliğin Hz. Ali’den sırasıyla Hz. Hasan’a, Hz. Hüseyin’e Hz. Hüseyin’den sonra da Şehri Banu’dan olan oğlu Ali’ye geçtiğini ve onun soyundan devam ettiğine inanırlar.

Hz. Hüseyin’in oğlu Ali’den taraf torunu Zeyd, Zeydileri Şiilerden ayıran ve aynı zamanda onları Ehlisünnetle buluşturan ilk halkadır.

Şiiler, Zeyd’i değil abisi Muhammet’i ‘İmam’ olarak kabul ettiler, imamlarını Muhammet’in soyundan gelenlerden seçerek Zeydilerle yollarını ayırdılar.

Zeyd ile Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife, Hicri 121, Miladi 739 yılında İslam ilimlerinin merkezi Irak’ın Küfe kentinde beraberdiler; aynı fıkıh ekollerinden, aynı kaynaklardan esinlendiler, aynı ilim meclislerinde yer alarak görüşlerini anlattılar.

Zeyd’in Ebu Hanife’den ayrıldığı en temel nokta İmamet ve Hilafet konusudur.

Birisi İslam’da yönetim şeklinin seçilmiş Halife tarafından sevk ve idaresini savunurken diğeri, İslam ümmetini Hz. Ali soyundan seçilmiş bir imamın yönetmesi gerektiğini düşünüyordu.

Zeyd, Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin Irak Kerbela’da maruz kaldıkları katliam nedeniyle Emevi Devletini zalim olarak niteliyor, onlarla savaşı mubah görüyordu.

Dönemin Emevi Halifesi Hişam bin Abdülmelik’ten rahatsızlık duyan Küfelilerin Zeyd’in çevresinde toplanması, Zeyd ile Hişam arasındaki ihtilafı daha da gerdi.

Zeyd, Küfe ’de halkı Ehlibeyt ’in imametine davet etmeye başladı, halktan biat istedi.

Biat isteği, dönemin Emevi Halifesi Hişam ile Zeyd arasındaki çatışmanın ilk kıvılcımını çaktı. Biraz da Kufelilerin teşvikiyle Zeyd, isyan başlattı.

29 Aralık 739 gecesi Zeyd, 218 mensubu ile Emevî ordusuna karşı çıktı ve çatışmada hayatını kaybetti

Zeyd’in ölümünden sonra oğlu Yahya, İran’ın Horasan’a ve Horasan’dan Afganistan’a geçti. Yahya da, 743 yılında Afganistan’ın Cüzcan eyaletinde yakalanıp katledildi.

Yemen’de Zeydiliğin ilk temelini atan işte Yahya’nın torunlarından 893 yılında Yemen’e giden Yahyâ Ahmed bin Süleyman’dır.

Yemen Zeydiliği, aradan geçen yüzyıllara rağmen, Zeyd bin Alin’in fikirlerini en orijinal şekilde muhafaza etmeyi başarmıştır.

Zeyd ile ayrılan Şiilik ve Zeydilik arasındaki fikri pergel, zamanla açıldıkça açılmış iki tarafı birbirine bağlayan tek benzerlik olarak ‘İmamet’ kalmıştır.

Yemen nüfusunun yaklaşık % 30, Suudi Arabistan'ın % 5.5 ve Umman Sultanlığının % 2.2 Zeydi'dir.

İran’ın Zeydilere yakınlaşması, İran’ın Ortadoğu’daki nüfusunun artmasıyla birlikte doğru orantılı olarak artmış ve Suudi ittifakının Yemen müdahalesi ile birlikte zirveye çıkmıştır.

İran Husilere yaklaştıkça Husilerin, bölge rejimleri ve halklarından o derece uzaklaştığı bir gerçektir.

Son yıllarda Yemen’de gözlemlenen İran Şii anlayışının Husiler başta olmak üzere Zeydiler arasında yaygınlaşmasının Yemen ve bölge dengelerini kökünden sarsacağı kaçınılmadır

Yemen’de yaşananların batılı ülkeleri rahatsız etmemesi de bu nedenledir.

Zeydilerin tarih içinde en çok uyum sağladığı İslam Devleti Osmanlıdır.

Osmanlının başarılı paşaları birçok kez Zeydileri tek çatı altında birleştirmeyi başarmış, Yemende birliği sağlamışlardır.

1567 yılında göreve getirilen Osmanlının Yemen Valisi Özdemiroğlu Osman Paşa’nın sağlıklı politikalarıyla halkın desteğini kazanması, 1570’te atanan Koca Sinan Paşa’nın da başarılı uğraşları sonucu Yemen’i birleştirmesi buna verilecek örneklerden sadece birsidir.

Osmanlı döneminde Yemen’de savaşlar, kopuşlar vardır. Ama Yemen’in birlik ve barış içinde yaşadığı anlar da göz ardı edilmeyecek kadar çoktur.

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan, Mondros Ateşkes Antlaşması gereği Yemen’i terk etmek zorunda bırakılan Osmanlı ordusundan birçok askerin Yemen’de kalarak Yemen halkı yanında İngiliz işgaline karşı savaştığını, yemen tarihinde efsane olduğunu biliyoruz.

Bizler burada ‘Burası huştur yolu yokuştur giden gelmiyor acep ne iştir’ diye ağıt dolu türküler seslendirirken onlar orada, işgal altındaki bir İslam yurdunun kurtuluşu için Yemenli kardeşleriyle omuz omuza silahlı mücadele veriyorlardı.

Türk askerlerinin adı verilmiş tepeler, sokaklar, caddeler ve geride kalan Osmanlı torunlarıyla tüm Yemen, her kesimiyle yeni bir bakış açısından ele alınacağı günleri bekliyor.

Yemen’de sıra dışı bir bakış açısı geliştirme beklentileri giderek artmaktadır.

Türkiye ise, İslam ülkeleri arasında bu beklentiyi karşılayabilecek yegâne ülkedir.

Türkiye’den beklenen de budur,