Her Kitabevi Farklı Bir Hikâyedir
Türkiye’de kitap fuarları arttı. Salgından sonra da yurdun her yerinde peş peşe fuarlar açılıyor. Peki fuarlar, kitapevlerinin yerini dolduruyor mu?
Mehmet
Nuri Yardım
Şükürler olsun ki Türkiye’de kitap fuarlarının sayısı hızla artıyor. Neredeyse fuar açılmayan ilimiz, ilçemiz kalmadı gibi. Bu şüphesiz ki sevindirici bir gelişme. Peki ama yeterli mi? Kitabın okuyucuya muntazaman ulaşması konusunda fuarların varlığı kâfi mi? Şüphesiz değildir; kitabın asıl mekânı, kitapları edinmenin esas adresi kitapevleri, kitapçı dükkânlarıdır. Kitabevleri ziyaret edilmesi gereken en güzel ve sıcak mekânlardır. Şehirlerin âdeta ruh ve kalp sığınağıdır. Hele bu mekânlarda dostlar buluşuyorsa, bir araya gelinip irfan sohbetleri yapılıyorsa o zaman feyizler ve bereketler daha da artar.
Nerede
O Eski Kitapçılar?
Hani her sene Ramazan aylarında dillendirilir ya: “Ah,
nerede o eski Ramazanlar!” Aslında bunu kitapevleri için de söylemek mümkün.
Hakikaten Türkiye’nin her yerinde kitabevlerinin farklı yeri, özel konumu
vardı. Büsbütün kalktı mı kitapçı dükkânları. Elbette hayır! Şükürler olsun ki birçok
ilimizde ve ilçemizde beldeleri süsleyen bu kültür taşıyıcıları, hâlâ görevlerini
ifa ediyorlar. Geçenlerde bu meseleyi eski bir yayıncı dostumla konuştum.
Fuarlardan ve kitapevlerinden bahsettik. Benzer düşüncelere sahipti. “Hocam
fuarlar elbette olsun ama bütün ilgiyi topladıklarında kitapevlerinin
gölgelenmesine sebep olabiliyorlar. Diyelim ki kitapçı, şehirde veya kazada
yüzde 10-15 indirim yapabiliyor. Kitapseverler, bilhassa öğrenciler, ‘Fuarı
bekleyeyim, kitapları oradan yüzde 50 hatta yüzde 40’a bile alırız.’ diye
düşünüyorlar. Böyle olunca, yıl boyunca
fuarlar bekleniyor. Kitapçılarımız ise dükkânlarında sinek avlıyor.”
Kitabın Kalbi Cağaloğlu
Geçmişte Ahmet Halit, Gayret, İnkılap ve Aka ile Remzi
gibi yayınevlerinin aynı zamanda Ankara Caddesi üzerinde kitapçı dükkânları
vardı. Bu kafile içinde Dergâh Yayınları da Ankara Caddesi ile Cağaloğlu
Yokuşu’nun kesiştiği noktada büyük bir kitapçı dükkânı açmıştı. Cağaloğlu
Yokuşu’nun ortalarında, solda Bedir Yayınevi ile Erdem Yayınları’nın kitap
satış noktaları vardı. Biraz daha yukarıya çıktığımızda İran Konsolosluğu’nun
tam çaprazında Nesil Yayınları’nın kitapçı dükkânını görürdük. Cağaloğlu’nun
merkezindeki Cezeri Ahmet Paşa Camii’nin zemin kattaki Diyanet Kitabevi’ni
bilmeyen yok. Molla Fenari Camii’ne doğru ilerlerken sokağın ortasında Dergâh
Yayınları’na bağlı Ana Kitap Dağıtım’ı görürüz. Ticarethane Sokağı’nda ise
Çelik Yayınevi’nin satış merkezi vardı. O da uzaklara taşındı.
Çatalçeşme Sokağı’nın Farkı
Köşedeki şirin camiyi dönüp Çatalçeşme Sokağı’na
girdiğimizde yol üzerinde birkaç kitapçı daha vardır. Eskiden İz Yayınları’nın
bulunduğu mağazada şimdi Pınar Yayınları kitabevi açmış bulunuyor. Onun hemen
bitişiğinde ise Alioğlu Yayınevi’ne bağlı köklü bir kitapçı dükkânı vardır. Ki
idealist ve kıdemli yayıncı Remzi Alioğlu’nu her geçişte görürsünüz. Solunda
ise Kaknüs Yayınları’nın şubesi. Peki Mehmet Varış’ın başında olduğu Kitabevi’ni
unutmak mümkün mü? Ki orası âlimlerin, şairlerin, yazarların, gazetecilerin
uğrak yeri, hatta merkeziydi. Alanı genişti, görkemliydi. “Aradığın kültür
kitabını orada bulursun.” derdik birbirimize. Gerçekten de her yerde
bulunamayan birçok kitabı Kitabevi’nden temin etmek mümkündü. Ne yazık ki
burası da kapandı ve yayınevi, hemen alt caddede bir apartman dairesine
sığındı. Sola döner dönmez Damla Yayınevi’nin dükkânı size tebessüm eder.
Eskiden az ileride Boğaziçi Yayınları’nın bulunduğu Ortaklar Han’ın yanı başında,
hamamın bulunduğu yerin bitişiğinde Boğaziçi Yayınları, kısa süreli de olsa bir
dükkân açmıştı, kapattı. Buraya vardığımızda karşımızdaki Nuruosmaniye
Caddesi’nin başında Derya Dağıtım’ın büyük satış ve dağıtım merkezi vardı
yıllar önce. Velhâsıl Cağaloğlu çepeçepre kitapevleriyle kuşatılmış bir kültür
muhitidir. Sirkeci’ye inerken sağlı sollu dükkânların büyük kısmı kitapçıydı. Ne
yazık ki son vakitlerde bu esnamızın sayısı azaldı.
İstanbul Kitapçıları
İstanbul’da kitapevlerinin sayısı zaman zaman
yükseliyor, bazen de düşüyor. Tutunabilen ve artık ayakları üzerinde durabilen
kitapevleri olduğu gibi açıldıktan kısa bir süre sonra ‘kapanış veren’
dükkânlar da az değil. Kitabevleri, en kalabalık şehrimizin bazı bölgelerinde
daha da vazgeçilmez yere sahiptir. Fatih, Beşiktaş, Kadıköy, Üsküdar, Bakırköy
gibi ilçelerde kitapçı dükkânlarının sayısı az buz değil. Peki bu mekânlarda
hep kitap mı satılır? Hayır, işyerlerini açanların büyük kısmı, okullara dönük
kırtasiye malzemeleri de bulundururlar. Zira sadece kitap satışıyla müesseseyi
ayakta tutmak zor. Haklılar da, ancak kırtasiye ile bir bakıma “zevahiri
kurtarıyorlar.” Kırtasiye sayesinde dükkânda kitaplar da bulunuyor, satılıyor,
okunuyor. İstanbul’da durum böyle de Anadolu’da farklı mı? Değil. Fiili olarak
yayıncılık yaptığım sırada Anadolu’dan gelen bazı kitapçılarla konuştuğumuzda,
“Hocam şayet kırtasiye malzemesi satmazsak külliyen zarar ederiz. Kitap satabilmek
için kırtasiye de bulundurmak zorundayız. Aksi takdirde kepenkleri kapatır
evlerimize döneriz.” diyorlardı. Ne diyelim, gerçekten kolay değil, Allah
yardımcıları olsun.
Her Yayınevine Bir Kitapevi
Keşke hayalim gerçekleşseydi ve Cağaloğlu’nda hizmet
veren her yayınevinin semtte bir kitapçı dükkânı olsaydı. Ne güzel olurdu değil
mi? Girişte kitapların satıldığı dükkân, üst katlarda da yayınevinin idare yeri,
editörleri, teknik elemanları, yayın yönetmeni ve sahibi. Bazı yayınevleri bunu
denemeye çalıştı, ancak başaramadı. Yayıncının sadece kendi kitaplarıyla mekânı
cazibe merkezi hâline getirmesi mümkün değil. Başka yayınevlerinin kitaplarını
bulundurmaya çalışsa bu sefer yer yetmiyor. Her sene yaklaşık 50 bin kitabın
basıldığı bir ülkede bunca kitabı hangi rafa yerleştirecek, hangi depoya
kaldıracaksınız? Bazı yayınevlerinin Cağaloğlu dışındaki kitapevleri önemli.
Kaknüs Yayınları’nın Üsküdar’da, İnkılab Basım Yayım’ın Fatih’te, İnsan
Yayınları’nın ve Yapı Kredi Yayınları’nın Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerindeki
kitapçı dükkânları ziyaret ediliyor. Simurg ise semtin simge kitabevidir.
Kitapçı Amcalara Vefa
En büyük kültür taşıyıcıları olan yayınevlerini ayakta
tutmak istiyorsak kitapevlerinin çoğalmasını ve yurdumuzu bir çiçek tarlası gibi
süslemesini istemeliyiz. Bunun için öncelikle bizler, yani kitapseverler
çevremizdeki kitapevlerine fırsat buldukça hatta sık sık uğramalıyız. Her
gidişte kitap almasak bile inanın bu ziyaretler, kitapçılarımıza büyük bir
moral kaynağı olacaktır. En azından unutulmadıklarını, hâlâ hatırlandıklarını
ve sevildiklerini düşüneceklerdir. Marketlerin çoğalmasıyla bakkalların sayısı
bir hayli azaldı. Hele büyükşehirlerde… Peki kitapçı dükkanların azalması büyük
market hüviyetindeki fuar alanlarına büyük yük getirmeyecek mi? İstanbul’da
bazı büyük kitap fuarlarının hâlini hepimiz geçmişte yaşadık. Öyle kitapsever
dostlarım vardı ki, “Bu aşırı derecede kalabalıklaşan fuarları sevmiyorum. Bu
izdihamı görünce kitaba olan sevgim, ilgim azalıyor.” diyebiliyordu. Demek ki
fuarların, belli düzen içerisinde açılması ve herkese hizmet vermesi gerekiyor.
Kitapçıdaki Minik Gezi
Bazı kimseler, fuarların çoğalmasıyla artık kitapçılara
ihtiyaç kalmadığını düşünebilir. Benim kanaatime göre bu, yanlış bir görüştür.
Zira fuarlar hiçbir zaman kitapçı dükkânlarının yerini tutamaz. Anadolu’da bir
şehri veya ilçeyi düşünün. Fuar en fazla senede bir açılıyor ve yedi gün açık
kalıyor. Peki okuyucu, yılın sadece bir haftası mı kitapla karşılaşmalı? Bu ona
yetecek mi? Üstelik o kalabalıkta kitapseverler, aradıkları eserlere
ulaşabilecekler mi? Bana göre fuarlar
faydalı ama biraz teşhir alanı gibi düşünülmelidir. Yayıncılar bir bakıma, “Ey
okuyucu gördüğün gibi şu yeni kitapları çıkardım. Bilgin olsun.” anlamında
ilanda bulunuyor.”
Kitapevlerine Sahip Çıkalım
Kitapevlerinin yaşaması için hepimize mühim görevler düşüyor.
Öncelikle kitapseverler olarak biz okuyuculara… Valilikler, Kaymakamlıklar,
Milli Eğitim Müdürlükleri, Belediyeler ve sivil toplum kuruluşları da kitapçı
esnafına samimiyetle sahip çıkmalı ve onlarla alakadar olmalıdır. Birçok kamu
kuruluşunun her yıl toplu kitap aldığı biliniyor. Bunları doğrudan yayınevinden
değil de kitapçı dükkânlarından alırlarsa isabetli olur. Netice itibariyle
kitapçılar da yayınevlerine bağlıdır. Onların kazanması yayınevlerine de yansır
ve bu alış verişten yayın sektörümüz kazanır.
Kitabevlerini çok ihmal ettik. Şimdi onlara sahip
çıkma zamanı! Tez elden muhitimizdeki kitapevlerini ziyaret edelim. Mutlaka
ilgimizi çekecek kitaplara rastlayacağız. İnanın bu kültürel yolculuktan sizin
kadar aileniz de, bilhassa çocuklarınız da çok mutlu olacak ve evinize kitap
dolu torbalarla huzur içinde döneceksiniz.