11 Haziran 2021

​Her-kes-leş-mek

 

Kulluk yürüyüşümüzde sanıyorum, yozlaşma alanlarından biri de; herkesleşmektir…

Toplumsal zemin bizi herkesleştirmek için bütün imkân ve fırsatlarını kullanıyor…

Herkes gibi düşüneceksin, herkes gibi davranacaksın, herkes gibi üreteceksin, herkes gibi tepki vereceksin, herkes gibi tutum takınacaksın…

Herkesten daha akıllı, daha güçlü, daha bilgili, daha becerikli olamayacağına göre sana düşen herkese ayak uydurmaktır, deniliyor… Denilmekle de kalmıyor dayatılıyor…

Herkes herkese uyacak, yaşamın değişmez kuralı oluveriyor…

‘’Herkes’’i tek referans görmek, meşruiyetin yegâne adresi bilmek genel kabul görüyor…

Sadece bireyler değil, kurumlar, yapılar, aileler hızla herkesleşiyor… Herkesleşen kitleler hızla çoğalıyor…

Önce en yakınlarımız bize baskı yapıyor… Aile baskısı… Mahalle baskısı… Çevre baskısı…

‘’Herkesten ayrı yaşanmaz…’’ Gerçekçi olmak lazımmış… Realite bunu gerektiriyor… Rasyonel olmanın mantığı böyle imiş…

Sonuçta herkes gibi yaşayanların kendilerine has bir duruşları kalmıyor… Herkes gibi yaşayanların yargıları, yorumları, yapıları, yürüyüşleri doğal olarak yaygın ve egemen anlayışa göre olmaya başlıyor…

Herkesin kullandığı dili, kültürü, sanatı, sporu, müziği, sanalı olduğu gibi benimsemek kaçınılmaz oluyor…  

Herkesin okuduğunu okumak, izlediğini izlemek, herkesin verdiği tepkiyi vermek yani toplumun akışına kendinizi terk etmek durumundasınız…

Kendi olamayanlar herkesleşmekten kurtulamıyor… Rengi belli olmayan, çizgisi netleşmeyen, duruşu seçilmeyen flu kişilikler, gri kimlikleri bekleyen akıbet budur…

Herkesleşmek sıradanlaşmayı, sürüleşmeyi, kendinden uzaklaşmayı beraberinde getirir…

Sanki kurtuluşun tek yolu, mutlu olmanın tek çaresi herkes gibi yaşamaktan geçiyor…

Herkesleşme hevesi sınır tanımıyor… Doğrusu birçok insanında hoşuna gidiyor… Çünkü herkesleştiğin vakit rahatını bozman gerekmiyor, konforundan vazgeçmen beklenmiyor…

Artık en güçlü sınıf, en kalabalık kategori, herkesleşenler…

Sanki ‘’herkes’’ denilen yeni bir tabu, yeni bir ikon, yeni bir put oluşuyor…

Kazara kendisi kalmak isteyenlerin nasıl acımasızca yargılandıklarını, yalnızlaştırıldıklarını, yıpratıldıklarını rahatlıkla görebilirsiniz…

Herkesleşmeye direnenler anında ötekileştiriliyor hatta öcüleştiriliyor…

Peki ya herkes hakikate ters düşmeye başlamışsa, Hakkı incitiyorsa, doğruları ıskalıyorsa, değerleri çiğniyorsa ne yapacağız?

Herkesle haşrolmaya razı olacak mıyız?

Herkesi memnun etmek zorunda mıyız?

Herkes dediğimiz kimdir?..

Sağlamı-çürüğü, merdi-namerdi, temizi-kirlisi hepsini aynı kefeye koyup toptancı bir anlayışla kucaklayabilir miyiz?

Herkesleşmek Allah ile olan ahitleşmemizi acaba nasıl etkiler?

Rabbimiz buyurmuyor mu?

‘’Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar…’’(Enam,116)

Sapkınlıkla mücadele etmesi gereken bizler, herkesleşme saplantısına nasıl düşeriz?

Herkesten biri olmak yerine, şahitliğimizle insanlığa katkı sağlayabiliriz…

Dava adamı kimliğimizle, davetçi vasfımızla herkese söyleyecek sözümüz, herkesle paylaşacak değerlerimiz her zaman vardı, bundan sonra da olacaktır…   

O ki yeryüzünün halifesiyiz, bize yüklenen yükümlülüklerden yüz çeviremeyiz…

Toplumsal helak ve hüsrana düşmemek için hakkı ve sabrı tavsiye mecburiyetimiz bizi bekliyor…

Herkesin inadına bir yol edinelim demiyorum, inancımızın emrettiği yerde duralım, yeter… Özenti, öykünme özneliğimizi bozmasın, özgün kalalım…

Ne herkesleşmek ne de yalnızlaşmak…

 

 

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement