Dolar (USD)
17.9295
Euro (EUR)
18.2674
Gram Altın
1024.19
BIST 100
2913.3
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

28 Kasım 2021

Henüz anlayamadılar

Osmanlı’nın Dışişleri memurları, Osmanlı’yı dışarda temsil etmek yerine, dış Dünya’yı Osmanlı’da temsil ediyorlardı. “Batılılaşma”nın ilk kıvılcımını çakan bu mülkiye memurlarıydı.

2. Mahmut döneminde “Batılılaşma” resmiyet ve hız kazandı. Halk zorbalığa maruz kaldı. 2. Mahmut, iskarpin ve ceket giyilip giyilmediğini takip için bir zaptiye teşkilatı bile kurmuştu.

Halk, dayatmayı sindiremedi, öfkesini Padişaha “gavur padişah” diyerek gösterdi.

Kemalizm aslında daha o yıllarda piyasaya sürülmüştü.

Dayatılan batılılaşma zorbalığı, toplumda kültürel çatlamaya yol açtı. Kültürel çatlama o gün bugündür Türkiye’nin yumuşak karnı, kanayan yarası oldu.

Diğer ülke istihbaratları için bu yumuşak karın, en kolay, en cazip hedef oldu. Can Dündar ve Alman istihbaratı bugün bu yumuşak karnı hedef alıyorlar.

Hiçbir halk, hiçbir millet teknolojiye karşı olmaz, olamaz.

Cep telefonuna, bilgisayara, otomobile, trene, uçağa, traktöre direnen bir millet, bir insan gösterilemez.

Osmanlı toplumunun, dindar olması nedeniyle teknolojiye karşı olduğu, bu yüzden geri kaldığımız, laik dervişlerin uydurdukları hurafe ve safsatalardandır. Sadece masaldır.

Osmanlı toplumu teknolojiye kesinlikle karşı değildi.

İstanbul’un fethinde zamanın en ileri teknolojik silahları kullanıldı. Tarihte ateşli silahları en etkin kullananlar Osmanlı ordularıdır.

16. asırda donanması Hint Okyanusunda batınca Hindistan’dan İstanbul’a olan karadan yolculuğu boyunca, misafir olduğu Doğu Sultanlarına, tüfeği, Seydi Ali Reis tanıtmıştır, “Mir’atül Memalik”te böylece anlatır.

Osmanlının son asırlarında, Batı teknolojisinden hızla haberdar olunuyor, süratle hayata geçiriliyordu. Teknolojinin hayata geçirilme hızı, çoğu kere cumhuriyet döneminden daha ivedi idi.

Nükleer enerji, dünya ülkelerinde nerdeyse yüzyılını doldururken hâla nükleer enerji konusunda ayak sürüyor olmamız, ilericilik iddiasındaki Cumhuriyet döneminde, teknolojiye erişim hızının hiç de artırmadığını gösteriyor. Televizyon yayını, kredi kartı, asma köprü, otoyola geçişteve daha birçok konuda Osmanlı döneminden daha hantal olunduğu ortadadır.

Osmanlı toplumunu rahatsız eden teknoloji transferi değil, kültür transferi idi.

Tanzimat-Islahat döneminin “Batıcı” aydınlarının içki, domuz eti, kıyafet, musiki, tiyatro, balo gibi dandik, zıpçıktı özentileri halkta tiksinti yaratıyordu.

Halk öz kültürüne dokunulmasını, kendisi olmaktan çıkmaya zorlanmasını kabullenemiyordu.

Teknolojinin kullanılması için fes, dans, şapka, viski neden gerekli olsundu?

Halkın reaksiyonu, aslında sağlıklı bir toplumdan beklenen sağlıklı bir tepkiydi.

Millet, başka bir millet olmaya zorlanmamalıydı.

Olaya cihanşümul bir nokta-i nazardan bakıldığındaysa, dünyada ikinci bir Fransa yaratmanın beşeriyet için ne anlamı olabilirdi?

Hintliler 2 bin yıl önceki kıyafetlerini hâlâ üzerlerinde taşırlarken, kaç bin yıllık yazılarını kullanmayı sürdürürlerken, bilgisayarda dünyada bir numaralar. Otantik kıyafetleri ve kadim harfleri dünyanın en iyi bilgisayar programları üretmelerine engel olmuyor.

Ülkemizdeki “Batı”ya asimile olmuş laikçi, seçkinci kesimlerin halka reva gördükleri “gerici” kelimesi, aslında halka sıktıkları bir mermidir.

Batıcı elitist, emekli bürokrat, maaşlı aydın kesimlere göre,beş duyu ile kavrananlar dışında hiçbir varlık olamaz. Bu, müridi oldukları pozitivizmin temel esasıdır.

İslam’a göreyse “Gayb”a iman şarttır.

19. asrın parlayan yıldızı “pozitivizm”, daha asrını bile doldurmadan 20. yüzyılın hemen başlarında tarihin çöplüğüne yollandı.

Çünkü;

Madde, karşı madde, paralel evren, karanlık madde, zamanın bükülmesi, nötrinolar, ışık hızının ötesi gibi kavramlar pozitivizmi berhava etti. Pozitivizm antik dinler arasına yollandı.

Dikkatler İslam’ın vazettiği “gayb alemi”nin üzerinde toplandı.

Pozitivizm bitmişti.

Bizdeki fanatik laikçi, batıcı zümrenin de pozitivizmle birlikte bitip silineceği beklenmeliyken, 28 Şubat’ta verilen can suyu ile ikinci baharlarını yaşıyorlar.

Ne yazık ki;

Pozitivizmin çöktüğünü henüz algılayamadılar, henüz anlayamadılar.